Çözenle çözemeyen hiç bir olur mu?

Kürt sorununu daha erken çözmüş bir Türkiye bugünkünden daha mı iyi, daha mı kötü olurdu?

Kürt sorununu çözebilen bir Türkiye, çözemeyenle hiç bir olur mu?
Türkiye bugün dünyanın 17. büyük ekonomisi. Bu büyüklüğü sayesinde G20 üyesi. Küresel kriz sonrasında kapitalist sistemin yeniden yapılanmasında kendi payınca söz sahibi dünyadaki 20 ekonomiden birisi yani.
Modern dünya tarihinin en başarılı savunma örgütü NATO’nun üyesi ve en başarılı barış ve kalkınma projesi olan Avrupa Birliği’nin üye adayı. AB’nin askerinin Kıbrıs adasındaki varlığını işgal gücü iddia etmesine rağmen, aynı zamanda üyelik müzakereleri sürdürüyor. Yine Kıbrıs üzerine alınmış kararlarını yerine getirmeyi reddettiği Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin geçici üyeliğine seçilmesi de aynı bakımdan sembolik önemde.
Tıpkı Hilafeti kaldırmış ve Arap dünyasıyla yıllarca küs kalmış bir ülke olarak İslam Konferansı Örgütü’nün Genel Sekreterliği’ni -ilk kez- seçim yoluyla üstlenmiş olması gibi.
Kıbrıs gibi Birleşmiş Milletler kararlarını ihlal ettiği bir sorunun varlığına
Bütün bu örgütlerde olduğu gibi Türkiye’nin G20 üyesi olmasının anlamı, yalnızca -büyük ölçüde dışarıdan aldığı petrol ve doğalgaza bağımlı olmasına karşın- ekonomisini büyütebilmiş olmasından kaynaklanmıyor. Ne Rusya gibi nükleer silahlar, doğal kaynaklar ve dev coğrafi büyüklüğü, ne Çin ve Hindistan gibi -nükleer silahlarının yanı sıra- 1 milyarı geçen nüfusu ve dünya pazarlarını işgal eden büyüme hızı var.
Türkiye’nin başka hasletleri var. Bu hasletleri, Anayasası’nın 2’inci maddesinde ‘demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti’ olarak yazılı aslında.
Bugün, başta Kürt sorunu olmak üzere devasa sorunlarımıza çözümden bahsediyorsak, Anayasa’daki bu cümlenin bir durum saptamasından çok bir hedef saptaması olduğunu kabul etmek zorundayız.
Yani Türkiye ne yeterince demokratik, ne yeterince laik, ne yeterince sosyal devlet, ne de yeterince hukuk devleti. Ama hedefler bunlar.
Nüfusunun ezici çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında ne Türkiye kadar demokratik, ne Türkiye kadar laik, ne Türkiye kadar  sosyal ve ne de Türkiye kadar hukuk devleti sayılmaya yakın ve ne de böyle hedefleri önüne koyan ikinci bir ülke var.
Bırakalım Müslüman ülkeleri Avrupa Birlği’nin doğu sınırlarından ta Japonya’ya ve Güney Kore’ye dek bu özellikleri bu kadar çok taşıyan ve aynı zamanda serbest ekonomiye sahip bir ülke bulunuyor.
Temsili yönetime geçmemiz 150 yıla yaklaşıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi, aynı 1920 yılında dağılan Meclis-i Mebusan’ın devamı kabul edilince, dünyanın en eski 10 parlamentosu arasında. Evet, saray darbelerinden, cumhuriyet dönemi darbelerine dek kesintilere uğradı, ama her seferinde toparlanıp ayağa kalkmayı bildi. Yöntemini beğenirsiniz, ya da beğenmezsiniz ama geldiği aşamada, her biri ülkeyi duraklatan bu kesintilerin bir daha yaşanmaması için önlem de almaya başladı artık.
Türkiye’nin geldiği yer, aslına bakarsanız hiç de fena bir yer değil. Bu yere gelmesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğiyle Cumhuriyete geçmiş, Batı’ya yönelik bir sistem doğrultusunda bir dizi radikal reformu yaşamış olmasının payı büyük; Anayasa’daki hedefler o dönemin ürünü.
Türkiye, dünya ülkeleri arasında hiç de fena olmayan bu yere ayağında birkaç ağır pranganın yüküyle, o prangaları sürükleye sürükleye geldi.
O prangalar, o prangaların hızlanmaktan alıkoyan ağırlığı olmasaydı Türkiye nasıl bir
Türkiye olurdu bugün?
Bu soruya herkes kendi cevabını versin: O prangalardan en büyüğü olan Kürt meselesini diyelim çok daha erken aşamalarında hal yoluna koymuş bir Türkiye’nin bugünkü durumu, şimdi olduğundan daha mı iyi daha mı kötü olurdu?
İnsanlarının tamamını sisteme dahil etmiş, şiddet saldırıları nedeniyle insanlarının birbirini öldürmediği, başka ülkelerle güvenlik anlaşmaları yerine daha çok kalkınma ve yatırım anlaşmaları peşinde koşan bir Türkiye daha mı iyi, daha mı kötü olurdu?
Bence Kürt sorununu çok daha erken aşamalarda hal yoluna koymuş bir Türkiye, bugün Anayasa’daki ‘demokratik, laik, sosyal hukuk devleti’ hedefine çok daha yakın, ekonomik yönden de, insan hakları ve adalet yönünden de çok daha gelişmiş bir ülke olurdu.
Geldiğimiz aşamada Kürt sorununa çözüm fırsatı olduğuna inanıyorum. Bu fırsata herkesin kendi zaviyesinden katkı vermesi gerektiğine inanıyorum.
Kürt sorununu çözebilmiş bir Türkiye, çözememiş bir Türkiye hiç bir olur mu?