Çözüm için bir yöntem önerisi

Liderler görüşmeden önce partilerin üst düzey heyetleri arasında temas sağlanabilir

Cin şişeden çıktı. Mao Tse Tung’un Çin devrimi için söylediği -ama tam tersini uyguladığı- gibi ‘Bin fikir yarışıyor’.
Ortada bir çözüm reçetesi, bir seyahat rotası olmadan bu yaygın tartışmaya başlamanın riskleri var doğal olarak, külfeti var. Ama her külfetin bir nimeti olduğu gibi, şu anda serbest uçuş görünümündeki bu tartışmanın bize kazandırdıkları da var.
Bin fikrin ortaya çıkması ve tartışılıyor olması bu kazanımların en önemlisi.
Örneğin bu tartışma olmasaydı, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün, ‘Hep aynı yöntemde ısrar etmeyelim. Şimdi çözüm bulamazsak sonra daha zor olacak’ dediğini öğrenemeyecektik. Şehitler veren bir ordunun komutanı olarak Özkök’ün Milliyet’te Fikret Bila’ya söylediği bu sözler, çoğu siyasetçiden daha sivil bir duruşu gösteriyor ve kuşkusuz Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki değerlendirmeleri de yansıtıyor. Asker’in artık ‘Terörün beli kırıldı’ yaklaşımını bıraktığı Orgeneral İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olmasından bu yana belli değil mi zaten?
Örneğin bu tartışma süreci olmasaydı PKK ve Abdullah Öcalan cephesinde ne kadar az şeyin değiştiğini bu kadar çıplak göremeyecektik. Öcalan’ın avukatları tarafından yayılan görüşlerini dünkü Radikal’de okudunuz. ‘Öz savunma birlikleri’ önerisini de okumuşsunuzdur. Öcalan’ın ayrılıkçı değiliz demesi de, tek ülke, tek bayrak demesi de yalnızca bu ‘öz savuma’ önerisiyle eski bir Soğuk Savaş taktiği izlenimi vermekten öteye geçmiyor.
Türkiye Kürt sorununa da, PKK sorununa da çözüm bulacaksa kendisi bulacaktır.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın tanımıyla bu ‘Devlet projesi’nin çerçevesi toplumsal aktörlerin de katkı vermesiyle daha zengin çizilebilir, doğru.
Ama çözüm Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, yasal siyasi zeminlerde, meşru siyaset yöntemleriyle bulunacaktır. Böyle de bulunmalıdır.
CHP lideri Deniz Baykal’ın önceki gün Akşam gazetesinde Başbakan Tayyip Erdoğan ile açılım konusunu görüşmeye hazır olduğunu söylemesi bu tartışma sürecinde bir aşama sayılmalı.
Baykal bunu iki hafta önce söyleseydi siyasi tablo kuşkusuz olumlu yönde farklı olurdu. Ama bu da CHP içinde Kürt meselesi konusunda canlı tartışma olduğunu, Baykal’ın da bu tartışmaya kulak verdiğini gösteriyor. Nitekim İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’in geçen hafta Yeni Şafak’a söyledikleri hükümetin Kürt sorunu üzerine açtığı tartışmaya CHP bünyesinin toptan reddiyeci yaklaşmadığının, bünyenin çözüme yatkın durduğunun işareti. Bu önemli.
Bununla birlikte, CHP hükümetin nereye doğru gittiğini anlamaya çalışıyor; rotası belli olmadan gemiye binmek istemediğini söylüyor. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in henüz üzerinde yasal çalışma yapacak zemin olmadığını söylemesi, bu merak ve bilinmezlikten doğan endişeye haklılık kazandırıyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi Kürt sorununu çözmeye taşıyacak geminin rotasının gerçekten siyaset ve toplum hayatında oluşacak ortak akılla bulunmasını istiyor olabilir.
Bilemiyoruz ama, zaten elinde bulunan bir planı şu anda açıklamayı riskli bulduğu için bu tartışma ortamını bir ‘kamuoyunu alıştırma’ süreci değil, gerçekten ortak akıl süreci olarak görüyor olabilir.
O halde buna kamuoyunu, ama daha önce siyasi muhataplarını ikna etmesi, samimi olduğuna önce onları inandırması gerekiyor.
Bunun yolu, -velev ki yapıldı- gerek Erdoğan, gerek Baykal’ın öncesinde ve sonrasında ne diyeceklerinin az çok belli olduğu bir görüşme yapmaları mıdır?
Mevcut atışma gerilimi altında yapılacak böyle bir görüşme, çözüm çabasına yardımcı olur mu? Yoksa liderlerin kendi tribünlerine ‘demedim mi size?’ mesaji gönderip kutuplaşmayı tırmandırır mı?
Oysa hükümet, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün -katıldığım- tanımıyla Türkiye’nin bu bir numaralı sorununu çözmek ve çözüme götürecek rotayı ‘ortak akılla’ bulmak istiyorsa, başka bir yöntem deneyebilir.
Örneğin, liderler görüşmeden önce partilerin üst düzey heyetleri arasında temas sağlanabilir.
Çok uygulanan diplomasi yöntemidir. Sonuç alınmak isteniyorsa rahatlıkla siyasete uygulanabilir.
Bu temasların kamuoyu önünde yapılması da gerekmiyor.
Acaba bilgimiz dışında zaten böyle bir süreç var mı; bunu anlamak için CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş’e sordum; hayır, yokmuş.
Bu temasların kamuoyuna kapalı olması, belki hükümete ‘Bak gelmiyorlar’ diye tribüne
oynama imkânı vermez, ama samimiyetlerini gösterme imkânı verir. Madem herkes artık bu
kanın durmasını, işin çözüm yoluna girmesini istiyor, bu yöntem de denenmeli.