Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri de mi 'sakıncalı'?

Mustafa İsen'in, yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Turizm ve Kültür Bakanlığı müsteşarlığından Cumhurbaşkanlığı'nın yeni genel sekreterliğine...

Mustafa İsen'in, yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Turizm ve Kültür Bakanlığı müsteşarlığından Cumhurbaşkanlığı'nın yeni genel sekreterliğine getirilmesi çoğu kişi için sürpriz oldu. İsen atanana dek, ne tahminler yapılmıştı oysa, Gül'ün Dışişlerindeki müsteşarı, Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal'den, Başbakanlık Başdanışmanı Büyükelçi Ahmet Davutoğlu'na, Ankara Valisi Kemal Önal'a dek pek çok isimin bu göreve getirileceği öne sürülmüştü.
İsen, isminin açıklanmasıyla şimdie dek bu göreve getirilmesi üzerinde en çok yazı yazılan genel sekreter sıfatına kavuştu. İsen'in geçmişte bir göreve iadenin uygulanmasıyla ilgili olarak yargılanmış olmasından,
imam-hatip lisesi olmasına dek, dosyası kamuoyuna kısa sürede mal oldu. Gül'ün İsen'i hakkına Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından yazılmış sakınca raporuna karşın göreve getirdiği yazıldı.
Önceki akşam Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanı görevine getirilen meslektaşımız Ahmet Sever için CNN Türk tarafından verilen bir davette, Fikret Bila ile birlikte İsen'le bu konuları konuşma imkânı bulduk.
Şunları söyledi: "MİT raporum var mı bilmiyorum. İlgilenmiyorum da. Benim öğrencilik dönemimde kimin hakkında rapor tutulmadı ki? Türkiye'nin karışık bir dönemiydi. Bir örnek vereyim. Asistanlar Derneği diye bir dernek vardı, yönetiminde sol görüşlüler vardı. Ancak benim de asistanlık yaptığım Erzurum Atatürk Üniversitesi'ndeki dernek şubesi sağ görüşlülerin
elindeydi. Buna rağmen 12 Eylül'den sonra öğrendik ki, yönetim solcuların elinde diye bütün dernek üyeleri solcu diye fişlenmiş. Ama size kadarını şu söyleyebilirim. 10'uncu Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet
Sezer'in atama konularında ne kadar titiz olduğu biliniyor. Sayın Sezer benim müsteşarlığımı iki kez, önce kültür, sonra turizm ve kültür müsteşarı olarak onayladı. Demek ki o da bir sakınca görmemişti."
İsen'e genel sekreter olarak özel bir projesi olup olmadığını sorunca aldığımız cevap ise ilginç ve sevindirici oldu
"Öteden beri bir hayalim var. Bu konu daha önce defalarca Milli Komite gündemine geldi, ama kurumlar arasında uyum olmadığından uygulanamadı. Konu şu: Ankara dünyada iddiası olan ülkeler arasında doğru dürüst
bir opera salonu olmayan, doğru dürüst bir büyük konser salonu olmayan tek başkent. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yapılan binaların yetersizliği ortada. Oysa yerimiz de var Cumhurbaşkanı Senfoni Orkestrası Konser Salonu, Ankara Garı ve Adliye Sarayı arasında hiç kullanılmayan dev bir alan var. Hayalim buranın bir 'kültür adasına dönüştürülmesi. Modern bir anlayışla inşa edilecek opera, konser, bale, tiyatro salonlarıyla böyle bir kültür adası hem Ankara'nın, hem Türkiye'nin kültürüne katkıda bulunacak. Bu, yalnızca benim hayalim değil. Ama gerçekleştirmek şimdi mümkün görünüyor. Bunun için çalışacağım."
İsen hakkında yazılanlara, şimdiye dek Köşk'ün gördüğü en sanatsever genel sekreter sıfatını da eklemek gerekebilir.
Davutoğlu kalıyor
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Dışişleri Başdanışmanı profesör Ahmet Davutoğlu, 22 Temmuz seçimleri öncesinde yeni dönemde artık resmi görev almayacağını, üniversiteye dönmek istediğini söylüyordu.
Ancak Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesi durumu değiştirdi. Davutoğlu, seçildiği gün Gül'ün en yakınında bulunan isimdi.
Hem Gül, hem de Erdoğan'ın teklifleriyle Davutoğlu'nun üniversiteye dönüş bu kararını ertelemesi söz konusu.
Davutoğlu 'Stratejik Derinlik' kitabıyla getirdiği bakış ile, AK Parti hükümetlerinin dış politikasının belirlenmesinde, özellikle de Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerde geçtiğimiz dönem önemli rol oynadı. Hamas ile ilişki kurulması ve daha sonra İsrail'le ilişkiler alanında atılan adımlarda Davutoğlu'nun rolü yalnızca danışman olarak değil, örtülü diplomasi alanında da görüldü.
Davutoğlu'nun yeni statüsü hakkında henüz kesinleşmiş bir karar yok, ama hem Köşk, hem Başbakanlık, hem de Dışişleri ile bağlantılı bir tür
'süper danışman' olacağı dahi söyleniyor. Görevini Başbakan'a bağlı olarak sürdürmesi de mümkün.
Ama dediğimiz gibi, henüz Davutoğlu da, hükümet de kararını kesinleştirmiş değil.