Cumhuriyet 90 yaşında ve bir yol ayrımında

Avrupa ve Ortadoğu arasındaki makas açıldıkça Türkiye'yi geriyor. Erdoğan'ın tercihi Atatürk'ün 'muasır medeniyeti' mi?

Türkiye, cumhuriyetin 90’ıncı yaş gününü kutlarken içinde yer aldığı bölge sancılı bir süreçten geçiyor.

Türkiye’nin doğusuyla batısı arasındaki makas giderek açılıyor. Batıda Avrupa Birliği, birbiri ardına atlattığı krizlerden öğrenmeyi bilerek, barış içinde kalkınma hedefi doğrultusunda ekonomik ve demokratik ölçütlerini genişletiyor. Doğuda Müslüman coğrafya giderek mezhep ve milliyet savaşları, iç çatışma ve parçalanma işaretleri veriyor. Türkiye’nin batı ve doğu (ve güneydoğu) sınırları boyunca yaşanan bu gelişmeler, Türkiye’yi adeta iki yana doğru çekiştirerek geriyor, bu gerilimin iç ve dış siyasete yansıdığı gözleniyor. 

Müslüman coğrafyada Arap Baharı, özellikle ilk başlarında (askeri müdahale ve şiddetin söz konusu olduğu Libya’da olmasa da) Tunus ve Mısır’daki hareketlenmeyle bir demokratikleşme hamlesi olduğu algısına yol açtı. Ne de olsa otoriter rejimler, halkın şiddet içermeyen protesto dalgasıyla yıkılmıştı ve seçimler ufuktaydı.

Üstelik ortada bir Türkiye örneği vardı. Bundan 90 yıl önce çökmekte olan bir imparatorluğun küllerinden doğan cumhuriyet, kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün öngörüsüyle kısa zamanda az ve büyük işler başarmıştı. Hilafet kaldırılmış, din ve devlet işleri birbirinden ayrılmış, Arap alfabesinden Latin alfabesine geçiş, takvim ve ölçü-tartı reformları gibi adımlarla ve kadının toplumdaki yerinin yükseltilmesiyle ülke yüzünü Batı’ya dönme arzusunu ortaya koymuştu. Eksiği, çok partili demokrasiydi.

İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte CHP tek parti rejimine son verdi, diğer partiler de onun bünyesinden çıktı. Ne yazık ki Soğuk Savaş atmosferinde, tamamı NATO’dan destek bulan askeri darbeler ortamında Türkiye demokratik ve ekonomik gelişme gücünü açığa çıkaramadı. Avrupa’yla makas açılmaya başladı. Soğuk Savaş’ın Sovyetler’le birlikte son bulmasıyla askerin siyasete müdahale koşulları ortadan kalkmıştı. Büyük ekonomik krizin de da etkisiyle 2000’lerin başında AB’nin ekonomik ve demokratik standartlarını benimsediğini söyleyerek İslamcı-muhafazakâr köklerinden farklılaşan AK Parti iktidara geldi; aldığı yüksek oy oranında laik yaşama tarzına saygı duyacağı sözü de rol oynamıştı.

İşte Türkiye dünyanın 16’ncı büyük ekonomisiydi. Sanayi üretimi Arap Birliği ülkelerinin toplamından fazlaydı. Kadınların toplumdaki rolü bütün diğer Müslüman ülkelerden daha öndeydi. Demek ki Müslüman nüfuslu bir ülkede ekonomi ve demokrasi gelişebiliyordu. Neden başka Müslüman ülkelerde de olmasındı? Arap Baharı Mısır ve Tunus’ta su alıp Suriye’de karaya otururken kimse Türkiye’nin sırrının daha işin başında din ve devlet işlerini birbirinden ayırmakta olduğunu görmek istemedi.

Bu arada Türkiye’de farklı bir konumlanma gözlenir oldu. Bunun üç temel nedeni sayılabilir. Birincisi, Avrupalı siyasetçilerin miyopluğu nedeniyle Türkiye’nin AB’den soğumasıdır. İkincisi, Arap Baharı’nın yol açtığı sahte demokratikleşme umutları, üçüncüsü ise Başbakan Tayyip Erdoğan’da 2011 seçimlerindeki yüzde 50’den sonra açığa çıkmaya başlayan özgüven patlamasıdır. Erdoğan’ın güçlü, taviz vermez liderliği ülkede zaten var olan farklılıkları derinleştiriyor. O nedenle hükümet bugün cumhuriyetin 90’ıncı yaşına Avrupa’yı Asya’ya ‘boğaz’ın altından birleştiren Marmaray demiryolu tüneli hediye ederek kutlarken CHP’nin de desteklediği belli bir kitle, ‘cumhuriyet kazanımlarına zarar vermekle’ suçladıkları AK Parti’ye karşı cumhuriyeti sokak ve meydanlarda ayrıca kutluyorlar. Türk ve Kürt milliyetçileri ise bu iki gruptan da uzak duruyor.

Türkiye’nin doğusu ve batısı, standartları yükselten Avrupa ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün uyardığı gibi ‘İslami ortaçağ karanlığının’ eşiğinde duran Ortadoğu arasındaki makas açıldıkça Türkiye üzerindeki gerilim artıyor, içeriye de yansıyor.

Türkiye Cumhuriyeti 90 yaşına girerken bir yol ayrımına da yaklaşıyor. Ya Atatürk’ün ‘Muasır medeniyet’, çağdaş uygarlık olarak tarif ettiği Batı’ya yolculuğa öncelik verilecek ya da Ortadoğu’nun enerji tüketen belirsizlik ve kavgası içinde zaman kaybedilecek. Aslında Erdoğan’ın önündeki en stratejik karar budur.

Cumhuriyet Bayramı herkese kutlu olsun.