Cumhuriyet Bayramı'nda gerilim zirvede

Gelişmeler endişe vericidir. Sadece basın ve ifade özgürlüğü bakımından değil, yargının hükümetten bağımsızlığı ve hatta mülkiyet hakları, yatırım özgürlüğü bakımından da endişe vericidir.

Önce ne olduğunu soğukkanlılıkla kayda geçmek lazım ki, sonra doğru hatırlansın.

Dün, 28 Ekim 2015 günü, Türkiye’deki iki televizyon istasyonunun yayını, mahkeme kararıyla şirket yönetimine atanan kayyumların polis zoruyla binaya girmesinden bir süre sonra kesildi.

Mahkeme kararı üzerindeki tartışmalar, televizyon istasyonları KanalTürk ve Bugün TV’nin Fethullah Gülen çizgisinde yayın yaptığına dair tartışmalar, kayyumların rakip şirket elemanlarından iktidar partisine yakın, hatta üyesi olan isimlerden seçilmesi ayrı tartışmadır.

Çıplak gerçek, 2015 yılında Türkiye’de iki televizyon kanalının yayınının, hatta canlı yayında kesilmiş, ekranın karartılmış olmasıdır.

***

Gelişmeler endişe vericidir. Sadece basın ve ifade özgürlüğü bakımından değil, yargının hükümetten bağımsızlığı ve hatta mülkiyet hakları, yatırım özgürlüğü bakımından da endişe vericidir.

Ne kadar endişe verici olduğunu anlamamız için Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun yayın karartılmadan önce yaptığı telefon bağlantısında spikerin yanlarında olduğu için teşekkür etmesine “Biz sizin değil milletin yanındayız” cevabını algılamak yeterlidir.

Burada savunulan Gülen grubu değil; basın ve ifade özgürlüğü, hakların (mesela yayın yapmayı devlet güvencesine bağlayan Anayasa’nın 28’inci maddesinin) korunması, bugün bir kuruluşun başına gelene tepkisiz kalınarak, yarın başkasının da başına gelmesine meydan verilmemesi çabasıdır.

***

Cumhuriyetimiz bugün 93’üncü yaşına siyasi tarihinin en gergin seçimlerinden birisinin, 1 Kasım tekrar seçiminin arifesinde basıyor.

Yakın zamana dek AK Parti hükümetlerine kayıtsız şartsız destek verip sonra tam muhalefete geçen iki televizyon kanalının kapatılması bu siyasi gerilimin son halkasıdır; ama seçime üç gün kala sonuncusu olup olmadığı hala belli değildir.

İşin başka acı yönleri de vardır.

***

Mustafa Kemal Atatürk’ün yüzü batıya dönük, laik ve modern bir toplum olarak hayal ettiği cumhuriyet Türkiyesi’ndeki bu güç mücadelesi iktidar cephesi içinden çıkmakta, iki farklı İslamcı çizgi birbirine düşmüş görünmektedir.

Daha iki yıl önce “kardeşlik” hitaplarına muhatap olan Fetullah Gülen’in İçişleri Bakanlığı tarafından “aranan teröristler” listesine dahil edildiği de yine dün ortaya çıkmıştır.

Dahası, diğer iki gerilim odağından birisi 1984’de Türkiye dahil dört ülke topraklarından bir Kürdistan çıkarmak amacıyla kurulmuş olan PKK’dır.

Diğeri ise İslamcı ideolojiyi terörizmin en vahşi boyutuna düşürmüş bir örgüt olan IŞİD’dir.

***

Yine dün, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yanına PKK’yı (ve hatta bir noktada Cemaati) takma çabasına karşın, öldürülen insan sayısının şu ana dek 102’yi bulduğu Ankara saldırısının sadece IŞİD tarafından planlandığını, hazırlandığını ve uygulandığını öne sürmüştür.

Ama bu arada Erdoğan ve Davutoğlu’nun beyanlarından maksat hasıl olmuş, toplumun en az üçte biri saldırıların PKK tarafından yapıldığına inandığını beyan etmiştir.

Bu da 1 Kasım seçimi öncesi toplumun nasıl bir gözü kapalı kutuplaşma içinde bulunduğuna ayrı bir örnek oluşturmaktadır.

***

Bu seçimler, en azından 60 küsur yılını darbelerle tökezlese de ayağa kalkarak çok partili parlamenter demokraside geçiren Cumhuriyetin artık 100’üncü yılına doğru yol alırken ray değiştirip değiştirmeyeceğini de göstercektir.

AK Parti’nin bu seçim ardınan tek başına (ya sandalye çoğunluğu, ya da seçimden sonra kurulacak bir hülle partisi ile koalisyon yoluyla)  iktidarda kalması, Erdoğan’ın gücü cumhurbaşkanlığında merkezileştirip yargı ve parlamentoda somutlaşan denge-denetleme sistemini iyice zayıflatan fiili başkanlığa geçmesi anlamına gelecektir.

Yani aylardır yüreğimizi daraltan bu gerilimin 1 Kasım seçimi ardından bışakla kesilir gibi biteceğini ummak saflık olacaktır.

***

Yine de cumhuriyete ve demokrasiye sahip çıkan, çoğulcu, laik hukuk devleti ısrarından vazgeçmeyen ve hiç küçümsenmemesi gereken inatçı bir kesim vardır.

Bu kesim var oldukça, Türkiye’de cumhuriyetin ve demokrasinin güzel geleceğinden umut da vardır.

İyimser olmak için ortada bir neden görmese de güzel günler göreceği umudunu yitirmeyen herkesin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.