Daha güçlü AKP artık istikrar anlamına gelmiyor

Size, oy hakları bulunmasa da HDP'nin seçim barajını aşıp Erdoğan'ın süper-başkanlığına engel olması için dua eden yabancı yatırımcılar olduğunu söylesem, inanır mısınız? Öyleyse yazıyı okuyun lütfen.

AK Parti iktidarları iş başına geldiği 2002 yılından bu yana uluslararası mali çevreler tarafından Türkiye’deki ekonomik ve siyasi istikrarın simgesi kabul edildi ve çok sevildi.

Neredeyse on yıl boyunca yabancı yatırımcılar AK Parti iktidarının her seçimden daha da güçlü çıkması için, oy kullanamayacak olsalar da duacı oldular.

Bunun iki temel nedeni, vardı.

***

Birincisi, tek başına iktidar olmasıydı. Tıpkı yerli yatırımcılar gibi yabancılar da modası geçmiş, karmaşık mali sistem üzerinde, kötü yönetilen, kırılgan koalisyonların aldığı, ya da alamadığı ekonomik kararlardan bıkmışlardı. 2001 yılında patlayan ve ancak Dünya Bankası’ndan mali reform için Kemal Derviş’in davet edilmesiyle söndürülebilen büyük kriz, bu kötü yönetimin dibe vurduğu noktaydı. Artık yatırımcıların karşılarında tek muhatap, başvuracakları tek kapı vardı.

İkincisi, özellikle de ilk yıllarda AK Parti’nin ekonomi sorumlusu Ali Babacan’ın Kemal Derviş’in ayak izlerinden gideceği ve IMF ile varılan anlaşmanın ruhuna uygun davranacağı konusunda yerli ve yabancı yatırımcıyı ikna etmiş olmasıydı. AK Parti tek başına iktidarda kaldıkça hem Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yabancı sermayeyi ülkeye çekecek, hem de yatırımcıyı beklenmedik risklerden sakınacak bir ortam vardı. Bu aynı zamanda Türkiye’nin yedi cihanla dostluğunu geliştirmeye çalıştığı bir dış politika dönemiyle paralel giden bir süreçti.

***

Bu tablonun değiştiğine dair ilk işaret –dönemin başbakanı- Tayyip Erdoğan’ın 2013 Haziranı'ndaki Gezi protestolarının arkasında “faiz lobisinin” bulunduğu suçlamasıyla alındı; Erdoğan Gezi’nin hükümeti devirmeye yönelik uluslararası boyutları olan bir komplo olduğuna inanıyordu.

Erdoğan ayrıca, uluslararası mali çevrelerin –ki burada “sahiplerine bakın” söyleminde saklı bir İsrail lobisi iması da vardı- Türkiye’nin muhafazakâr/dindar AK Parti’nin yönetiminde gelişip kalkınmasına engel olmak istediği düşüncesindeydi.

Erdoğan yabancı sermayeye kucak açan söylemden, kuşkuyla bakan söyleme geçtiği sıralarda, o zamana dek milliyetçi, Batı-karşıtı söylemiyle öne çıkan ekonomi yazarı Yiğit Bulut’u Başbakanlık ekonomi baş danışmanlığına getirdi.

Babacan ve Merkez Bankasını kamuoyu önünde eleştirmekten kaçınmayan Bulut, Erdoğan’ın 2014 Ağustosunda cumhurbaşkanı seçilmesiyle aynı görevini Ak Saray’da sürdürdü.

***

Erdoğan 2015 başlarında Merkez Bankasının faiz politikasına sert eleştiriler yöneltmeye başladı.

Eleştirilerden Babacan ve Erdoğan’ın MB üzerinde yeterince baskı kurmamakla eleştirdiği Başbakan Ahmet Davutoğlu da payını alıyordu.

Erdoğan’a göre Merkez Bankası hükümetten bağımsızlığına toz kondurmuyordu ama acaba başka yerlerden de aynı şekilde bağımsız mıydı; Erdoğan bir kez daha faiz lobisini, uluslararası mali çevrelere işaret ediyordu.

***

Bütün bunları söyledikten sonra, birkaç haftadır uluslararası mali çevrelerin temsilcileriyle ve batılı diplomatik çevrelerle temaslarımdan edindiğim bir gözlemi paylaşmak istiyorum sizlerle.

Bu çevreler AK Parti’nin tek başına hükümet kurmasından yine memnun olacaklar. Ama AK Parti’nin Erdoğan’ın süper-başkanlık sistemine yol açacak kadar çok güçlenmesinden oldukça endişeli görünüyorlar.

Bunun nedeni sadece Erdoğan’ın geldiği aşamadaki ekonomi söylemi ve kadro tercihleri değil, aynı zamanda bağımsız yargı dahil, güçler ayrılığı ve denge-denetleme sistemi üzerine düşünceleri.

***

Özetle yabancı yatırım çevreleri bir AK Parti hükümetinden değil, AK Parti’nin Erdoğan’ın süper-başkan yetkilerine izin verecek kadar güçlenmesinden endişe ediyorlar.

Buna karar verecek olan tabii ki oy hakkı bulunmayan yabancı yatırımcılar değil, Türk seçmeni.

Yine de oy kullanma hakları olmasa da şu ara pek çok yabancı yatırımcının HDP’nin adaletsiz yüzde 10 barajını aşıp Erdoğan’ın süper-başkanlığına engel olmasına, siyasi görüşleri HDP ile tam aksi yönde olsa da duacı olduğunu görüyorum, sizlerle paylaşmak istediğim bir gözlem de bu.

7 Haziran gerçekten ilginç bir seçim olacak.