Davutoğlu Babacan'ı ekonominin dümeninde mi tutacak?

Davutoğlu üç döneme takılıp milletvekili olamayacak AK Partili isimlerin dışarıdan bakan olma ihtimalinden ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın milletvekili olmasa da hâlâ yakın çevreden bulunacağından söz etti. Peki, Davutoğlu'nun bu hamlesi arkasında ne olabilir?

Doğrusu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AK Partilileri dahi ikna edemeyen 400 vekil hedefini seçim sürecinin bu kadar erken bir aşamasında daha gerçekçi düzeylere çekeceğini tahmin etmek zordu.

Erdoğan “335 de olur” dedi. Bu sayı, anayasa değişikliğini halkoyuna sunabilmek için gereken asgari 330 vekilin biraz üstünde.
Demek ki Erdoğan aslında kendisine süper-başkanlık getirecek anayasa değişikliğini Meclis’te gerçekleştirecek asgari oy olan 367 hedefinden de vaz geçmiş durumda; zaten 2011’de yüzde 50’ye ulaştığı zaman dahi bu sandalye sayılarına ulaşılamamıştı, gerçekçi değildi.

***

Tabii Erdoğan da, Başbakan Ahmet Davutoğlu da biliyor ki, eğer HDP yüzde 10 barajını aşarsa, dört partili bir Meclis’te tek parti hükümeti kurmaya müsait olan 276 milletvekili çoğunluğu da AK Parti’nin galibiyeti sayılır.

Erdoğan’ın süper-başkanlık hedefi açısından yenilgi sayılacak olsa da, Davutoğlu açısından zafer denebilir.

Erdoğan’ın bu açıklamayı yaptığı gün, yani dün Davutoğlu NTV yayınında ilginç birkaç şey söyledi.

***

İki ayrı cümlede olsa da, Davutoğlu üç döneme takılıp milletvekili olamayacak AK Partili isimlerin dışarıdan bakan olma ihtimalinden ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın milletvekili olmasa da hâlâ yakın çevreden bulunacağından söz etti.

Bu tabii ki Babacan’ın Davutoğlu 7 Haziran’da zaferini ilan ederse kuracağı hükümette Babacan’ın yine aynı başbakan yardımcısı göreviyle kabinede olacağının kanıtı sayılmaz; ama dünden itibaren bir ihtimal olarak masada sayılır.

Peki, Davutoğlu’nun bu hamlesi arkasında ne olabilir?

***

Türkiye’de yatırım yapan yabancı sermaye çevrelerine en önemli ölçütlerini tek maddede ifade etmelerini isteyecek olsanız, cevap muhtemelen Babacan’ın izlediği çizginin popülist sulandırmalara uğramadan devam etmesi olacaktır.

Buna bir madde daha ekleyecek olsanız bağımsız yargı diyeceklerdir, ama ilki hâlâ Babacan çizgisi olacaktır.

Yabancı yatırımcı Babacan’a baktığında, temeli 2001’de atılan ve Türk ekonomisinin Batı ekonomileriyle bütünleşmesini öngören Kemal Derviş reformlarının güçlü siyasi iradeyle devam ettirilmesini görmektedir.

***

Bu çizginin temel olarak 2010 anayasa halkoylamasından sonra ama asıl 2013 Gezi protestolarında Erdoğan’ın “faiz lobisi” suçlamalarıyla birlikte sarsılmaya başladığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Erdoğan’ın Yiğit Bulut’u ekonomi başdanışmanı yapması da aynı dönemlere rastlar, Bulut ve etkisi altındaki kalemlerin Babacan, Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’ya kamuoyu önünde sert eleştiriler yöneltmeye başlaması da.

Erdoğan’ın AK Parti içi siyaset bakımından Babacan ekibini kendisinden çok on birinci cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yakın olarak değerlendirdiği iddiaları da Ankara’da hep konuşulur.

***

Gerçi Davutoğlu’nun 7 Haziran sonrası Erdoğan’ın Babacan ve ekibini ekonomi yönetiminde görmek istememesi ihtimaline karşın önlemler aldığı görülmelidir.

Örneğin, Babacan çizgisinden bilinen Borsa İstanbul Başkanı İbrahim Turhan’ı istifa ettirip aday yaparak sermaye çevrelerine Babacan olmasa da anlayışının devam edeceği işaretini vermeye gayret etmiştir. (Aynı işareti dış politikada Hakan Fidan ile vermeye çalışıyordu, ama o Erdoğan’dan veto yedi.)

Keza, Londra’da uluslararası bankerlik yaparken Türkiye’ye gelen Maliye Bakanı Şimşek’i kaçırmamak el altında tutmak için yeniden aday listesine yeniden alması da bunu gösteriyor.

***

Erdoğan’ın 400 vekil hedefinden şimdi 335’e indiren süreçte iki gelişmeden söz etmek mümkün görünüyor.

Birincisi, anketlerdir. İkincisi, AK Parti’nin Türkiye’ye yabancı sermaye akımının devamını istiyorsa, Babacan çizgisinin devam edeceğini gösterme gereği duymasıdır.

Davutoğlu’nun dün Babacan’ın şahsı, ya da çizgisinin devamı konusunda ilk işareti vermesi altında bu zorlayıcı unsurlar var.

Her halükarda Erdoğan da, Davutoğlu’nun da seçimlerin bundan altı ay önce göründüğü kadar kolay geçmeyeceği gerçeğini kabul ettikleri, ona göre tutum değiştirdikleri anlaşılıyor.