Davutoğlu: Birinci Cumhuriyet'in son Başbakanı mı?

Cumhurbaşkanı'nın aklındaki 'Başkanlık sistemi' gerçekleşirse bu yeni bir cumhuriyet idaresi, belki ikinci cumhuriyet olacak. Erdoğan'a göre orada başbakana da ihtiyaç kalmayacak.

Sabah gazetesinin 29 Ocak’taki “Tek Meclisli Başkanlık” manşeti aslında vaktinde önce atılmış bir işaret fişeği gibiydi?

Buna göre AK Parti 7 Haziran parlamento seçimleri kampanyasını 'Başbakanlık sistemi' anayasası için yetki isteme üzerine kuracaktı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Somali dönüşü söyledikleriyle uyum içindeki haber başında Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bulunduğu AK Parti’nin seçim beyannamesine atıfta bulunuyordu.

Eda Işık imzalı haber gerçi belli bir kaynağa dayandırılmıyordu ama AK Parti seçim beyannamesinde yer alacak bu hedefte, başkanlık sistemlerinde görülen çift-kamaralı meclis, yani senato ve parlamento ayrımının yapılmayacağı, denge-denetleme mekanizmaları için yalnızca parlamentonun yeterli görüleceği gibi önemli ayrıntılar içeriyordu.

***

Bu sistemde başkanın bakanlar kuruluna başkanlık edeceği anlaşılıyordu da, mesela başbakanın rolünün ne olacağı yazılmamıştı.

Erdoğan aklındaki sistemi gazetecilere anlatırken konu üzerine Davutoğlu ile konuştuklarını ve arada bir sorun olmadığını söylemişti. O zaman Davutoğlu, idari sistem içinde kendi rolünü azaltacak ve yetkilerini kırpacak bu düşünceyi benimsemiş, onaylamış, gönüllü mü olmuştu da seçim beyannamesine koymuştu?

Ancak AK Parti sözcüsü, partinin eski tüfek, ağır toplarından Beşir Atalay daha sabah saatlerinde çıkıp haberi yalanladı; seçim beyannamesi üzerinde henüz çalışılıyordu, kesin bir şey henüz yoktu.

Belirsizlik birkaç saat sonra daha da arttı. Çünkü o da Atalay gibi Genel başkan Yardımcısı olan Mustafa Şentop çıktı haberi doğruladı.

Şentop partinin seçim işlerinden sorumluydu ve başkanlık sistemi çalışmalarının koordinatörü olarak biliniyordu.

***

Ama gün daha bitmemişti ve Türk siyasetinde çoğu gelişme ağır bir sembolizmle ortaya çıkıyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakan Davutoğlu ile Atatürk Orman Çiftliği bölgesindeki Ak Saray’da haftalık görüşmesini yaptığı sırada, şehrin diğer ucunda, Mustafa Kemal Atatürk’ten bu yana bütün Cumhurbaşkanlarının çalışma mekânı olmuş Çankaya Köşkü’nde işçiler sessiz bir çalışma yürütüyordu.

Güneş etrafında on altı yıldızdan oluşan Cumhurbaşkanlığı Forsu, Çankaya’dan sökülüyordu.

Fors Ak Saray’a naklediledursun, Davutoğlu ile görüşmesini bitiren Erdoğan yardımcılarına halka hitap etmek istediğini hazırlık yapmalarını söyledi.

TRT yayın akışına saat 21’de Cumhurbaşkanı ile sohbet eklendi.

Erdoğan’ın açıklık getirmek istediği konulara uyumlu sorular hedefine ulaştı: Erdoğan daha açık olamayacak şekilde aklındaki hedefi halka açıkladı.

***

Anayasaya göre cumhurbaşkanının milletvekili seçimlerinde taraf olmaması gerekiyordu, ama bu Erdoğan’ı stratejik hedefinden alıkoyacak değildi.

Eğer 7 Haziran’da AK Parti Anayasa’yı değiştirecek Meclis çoğunluğuna ulaşırsa, ya da bir Anayasa değişikliğini halk oylamasıyla kabul ettirecek güce sahip olursa, Türkiye’deki idari rejim değişecek, parlamenter sistem yerini bir tür yarı-başkanlık sistemine bırakacaktı.

Bir tür diyorum, çünkü mesela yarı-başkanlığın uygulandığı Fransa’da olduğu gibi Başkan yürütme yetkilerini elinde toplayıp bakanlar kuruluna başkanlık edecekti ama Fransa’da (ya da Başkanlığın bulunduğu ABD’de olduğu gibi) Senato olmayacaktı. Yürütmenin yargı ve yasamaya karşı aşırı güç kazanmasını dengelemek ve denetlemek üzere kurulmuş senatoya ihtiyaç olmadığını, bunun yürütmeye, Başkana ayak bağı olacağını, Parlamentonun yeterli olacağını düşünüyordu Erdoğan.

Başkanlık, ya da yarı başkanlık sistemini “padişahlık” olarak eleştirmek de yanlıştı Cumhurbaşkanı'nın gözünde.

***

Peki, başbakana ne olacaktı?

Fransız sistemindeki gibi başbakan bir tür Kabine Koordinatörü rolünü mü üstlenecekti.

Başbakana ihtiyaç kalmayacaktı, Erdoğan’a göre. Mevcut Anayasa’nın yürütme erkini cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu arasında bölüştürme maddesi düşerse, artık yürütmede bir “ikinci adama”, bir “iki numaraya” ihtiyaç kalmayacaktı.

Bu durumda Başbakan yerine “Başkan Birinci Yardımcısı” olabilirdi; Fransa’daki gibi başbakan sıfatıyla anılmasına da gerek olmayabilirdi.

Gücün denge-denetleme mekanizmaları zayıflatılarak Başkan elinde toplanıp, Başbakanlığın yerini “Birinci Başkan Yardımcısının” alacağı böyle bir sistemin batı demokrasilerinde pek örneği yok.

***

Eğer 7 Haziran’da AK Parti Erdoğan’ın hedeflediği güce ulaşıp Anayasa’yı Erdoğan’ın tasarımına uygun şekilde değiştirirse bu Türkiye’de yeni bir Cumhuriyetin, bir İkinci Cumhuriyetin başlangıcı da sayılabilir.

Parlamenter rejimin yerini güçlendirilmiş Başkanlık ya da güçlendirilmiş yarı-Başkanlığın alacağı bu sistemde, Başbakana da yer olmayacaktır.

Dolayısıyla mesela başkan birinci yardımcısının, tıpkı diğer bakanlar gibi, milletvekili olması gereği de aranmayabilir. Bu durumda mesela üç dönem kuralı yüzünden 8 Haziran Meclis’inde yer alamayacak AK Partililer'den bir isim, sözün gelişi gölgedeki güç Binali Yıldırım da pek ala Birinci Yardımcı atanabilir.

Her halükarda, eğer AK Parti Anayasayı ve dolayısıyla idari rejimi bu şekilde değiştirirse, Davutoğlu tarih kitaplarına Türkiye Cumhuriyeti’nin, ya da belki Türkiye’deki 'birinci Cumhuriyet'in son başbakanı olarak geçebilir.