Davutoğlu: Çözüm İmralı'da değil, Ankara'da

Davutoğlu, 'Öcalan'ın söyleyecekleri çözüme dahil olacak mı?' sorusuna, 'Konuşma zemini kabine MGK' yanıtını verdi

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ‘Çözüm, İmralı’da değil, Ankara’da’ cümlesini gazetelere manşet olacak bu şekilde söyleyecek bir siyasetçi değil. Kabinede milletvekili olmayan, oy kaygısı, seçmen tabanı kaygısı bulunmayan tek üye ne de olsa; hâlâ akademik kimliğiyle her yaptığının göz önünde olmadığı günleri özlüyor.
Ancak dün gazetelerin Ankara temsilcileriyle yaptığı kahvaltılı toplantının sonunda Kürt sorununa çözüm doğrultusunda PKK’nın İmralı Cezaevi’ndeki lideri Abdullah Öcalan’dan gelmesi beklenen açıklamalara ilişkin söylediklerinden bu anlam çıkıyor.
Davutoğlu’nun, Öcalan’ın 15 Ağustos’ta açıklayacağı söylenen yol haritasının, ABD ve Irak’la üzerinde çalışılan çözüm sürecine dahil olup olmadığına ilişkin soruya verdiği yanıt şöyle oldu:

* “Türkiye’nin kendi iradesiyle bulacağı çözümler vardır. Hangi zeminlerde konuşacağımız bellidir. Bunlar da Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu’dur. Başka zemin aramamak lazım. Türkiye’nin zeminleri belli.”
Öcalan’ın cezaevinden açıklayacakları üzerinde iki ülkenin resmi görüşmeleri benzeri bir müzakere masası beklentisinin, özellikle DTP’nin son çağrısıyla yayılmaya başladığı günlerde bu dikkatli cevap üzerinde durmak gerekiyor. Davutoğlu bu cevap ile;

1-
PKK ile mücadele ve Kürt meselesine çözümün zaten hükümet ve MGK gündeminde olduğunu,

2- Öcalan’ın muhtemel önerileri dahil, hiçbir öneriye kapıların kapalı olmadığını,

3- Ancak bu önerilerin Ankara’da bir müzakere mantığı içinde değil, 

4- Alınacak karara şu ya da bu şekilde etkisi olacak katkılar olarak görülebileceğini,

5- Dolayısıyla nihai kararın oluşacağı yerin İmralı değil, Ankara olacağını söylemiş oluyor.
Bu yaklaşımı, Davutoğlu’nun bu soruya gelmeden önce söyledikleriyle desteklemek de mümkün.
Örneğin, Davutoğlu “Türkiye hudut boylarında ve komşu ülkelerde, hatta terör(le mücadele) dahil her türlü güvenlik tedbirini alır.Seyirci konumda olması beklenemez” dedi. Ama “Her türlü tedbir diyerek askeri tedbirleri de kastettim, ama yalnız onlar değil” diyerek diplomasiyi öne çıkardı.
Bunun üzerine, Irak’tan gelecek yeni bir PKK saldırısına karşı koymak üzere bir ‘sıcak takip’ anlaşması imzalanıp imzalanmayacağı sorusu üzerine de Davutoğlu şu yanıtı verdi: “İnşallah önümüzdeki dönem sıcak takibe gerek duymayacak şartlar doğar. Sıcak takibi gerektirmeyecek şartları doğurmak önemli. Artık kapsamlı çözüm yolları arama ihtiyacı var.”
Dışişleri Bakanı’na göre, Kürt sorununun diplomasi boyutunda Irak’taki durum öne
çıkıyor. Irak’taki en önemli sorunları ise, kuzeydeki Kürt Bölgesel Yönetimi ile merkezi Bağdat hükümeti arasındaki uyuşmazlık ve Ocak 2010’da yapılması beklenen parlamento seçimlerinin şeffaf ve adil yapılmaması halinde doğacak yeterli temsil sorunu olduğuna inanıyor.
Bu nedenle, dün Radikal’de duyurduğumuz, Türkiye ve Irak hükümetlerinin Stratejik
İşbirliği Konseyi anlaşması çerçevesinde yapacakları ortak bakanlar kurulu toplantısına önem veriyor. Bu toplantıya katılacak Iraklı bakanların aynı zamanda Irak’taki etnik ve dinsel grup temsilcileriyle birlikte yapılmış toplantı niteliğine dikkat çekiyor.
Davutoğlu’nun bu konuyu açıklarken kullandığı “Irak’la kader birliği yaptığımızın bilinci içindeyiz” cümlesi aslında çok şeyi anlatıyor. Irak’ın bu çalkantılı süreç içinden sağ salim çıkması, diğer bütün ülkelerden çok Türkiye’yi ilgilendiren ve Türkiye’nin arzuladığı bir hedef çünkü. Bu anlamda Ankara için ‘Erbil’in Basra’dan, Kerkük’ün Bağdat’tan’ farklı olmadığını söylemesi de Irak’ta hiçbir grubu kayırmamayı, ayağına basmamayı amaçlaması açısından önemli bir beyan.
Irak ve Kürt meselesi, Dışişleri gündeminde Avrupa Birliği ve Kıbrıs kadar önem taşıyan bir sorun.
Davutoğlu’nun üzerinde durduğu bir diğer konu da Rusya ve Kafkaslar oldu. Davutoğlu, hem Azerbaycan-Ermenistan, hem de Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin gelişeceğine inandığını söyledi. Yerimiz fazla kalmadı, ama Davutoğlu’nun Kafkaslar’a ilişkin söylediği bir cümle, ciddi bir uyarı niteliğindeydi. O nedenle kayda geçmesinde fayda var: “Dondurulmuş krizler, elimizde patlamaya hazır bombalar gibi duruyor: geçen yıl Gürcistan’da ummadığımız bir anda yaşadıklarımız ortada.”