Davutoğlu: Gücümüzü gösterdik, bölge denklemi değişti

"Sınırımızda DEAŞ görmek istemiyoruz" diyen Başbakan, IŞİD'le savaşan PYD'ye Türkiye'ye saldırmadığı sürece dokunulmayacağını, ancak PKK'nın silahlı adamlarını Türkiye'den çekmedikçe hedef alınacağını söyledi. ABD ile İncirlik anlaşması konusunda ayrıntılar verdi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 23 ve 25 Temmuz'da Suriye'deki Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ve Irak'taki PKK hedeflerine karşı yürüttüğü üç dalga harekatla "Türkiye ve bölgede yeni şartların ortaya çıkarttığını" söyledi.

"Herkesin bu şartları doğru okumasını" ve "Kendi konumunu gözden geçirmesini" beklediklerini söyleyen Davutoğlu, "Gücünü etkin şekilde kullanan bir Türkiye'nin mevcudiyeti Suriye'de, Irak'ta, bölgede denklemi değiştirecek sonuçlar doğurur" dedi.

Davutoğlu "Eminim gerek Türkiye'deki, gerek bölgedeki aktörler 23 Temmuz ile 25 Temmuz'un iki ayrı dönem olduğunu fark etmişlerdir" diye konuştu.

"Başbakanın 'Bundan sonra böyle' demesi, ilk IŞİD harekatıyla telaffuz edilen "önleyici savunma" safhasıyla gerçekten farklı bir döneme girildiğine işaret ediyor.

***

Davutoğlu bu sözleri 25 Temmuz akşamı İstanbul, Dolmabahçe'deki Başbakanlık makamında bazı gazetelerin yayın yönetmenleriyle düzenlediği yemekli basın toplantısında sarf etti.

Bu toplantıya İngilizce yayınlanan Hürriyet Daily News yayın yönetmeni olarak davetliydim.

Toplantı dört saate yakın sürdü. Başbakan'ın açıklaması ve sorular daha çok son gelişmelere ve bir miktar da koalisyon çalışmalarına yönelik oldu.

Az sayıda teknik ayrıntı dışında her şey ve bunlar önemli şeylerdi, yazılabilir kaydıyla konuşuldu.

***

Dünden bu yana çok soru geldiği için peşinen söyleyeyim; hayır Başbakan yayın politikalarımıza dair yorumlarda bulunmadı, bir noktada şehit cenazelerinin medyada işlenişinin bazen insani olarak rahatsız edici bulduğunu vurguladı, ABD'den örnek verdi.
Görüşmeye iki kez ara verildi. Birinde BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun, diğerinde AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ile görüştü başbakan, harekata uluslararası destekten memnun olduğunu söyledi.

Gelelim söylediklerine...

***

Bazı ayrıntılar verdi Davutoğlu.

Örneğin 31 kişinin öldürüldüğü (ki bir kaç kere öldürülen kişi sayısını bombacı dahil 32 yerine 33 olarak verdi) Suruç saldırısı ardından özel güvenlik toplantısı sırasında IŞİD'in Kilis'te Suriye tarafından ateş açarak bir astsubayı şehit ettiği haberi gelmiş.
Bu haber ile operasyonu öne alma zorunluluğu ortaya çıkmış.

Zaten bir gece önce İçişleri Bakanı telefon etmiş ve Ceylanpınar'da iki polisin evlerinde öldürülmüş olarak bulunduğu haberini vermiş.

23'ündeki o toplantıda PKK'nın eylemi üstlendiği ve aralarındaki telsiz konuşmalarında neler söylediklerinin de bilgisi Kilis ile birleşince, bir de İstanbul'da, Okmeydanı'ndaki DHKP-C cenaze yürüyüşünde tüfekli-maskeli resimler medyada çıkınca hemen müdahale kararı almışlar.

***

Davutoğlu, "O an için devlet açısından varoluşsal meseleydi. Devletin var olup olmadığını" gösterme meselesiydi diyor.

"Yani bir hafta sonra olsaydı nereye doğru olayların seyredeceğini tayin etmek mümkün değildi" diye izah ediyor; "Hiç kimsenin beklemediği kadar hızlı ve hiç kimsenin belki öngörmediği kadar da etkin bir operasyon olduğu kanaatindeyim. Yani Perşembe günü (23 Temmuz) saat (öğleden sonra) 3’te toplandık, gece 3’te DEAŞ mevzileri vuruldu. O gece 297 kişi gözaltına alındı, hazırlıklar yapılıp Cuma günü 11’de DEAŞ mevzileri bir daha vuruldu, sonra PKK mevzileri vuruldu, gece 2,5’ta değerlendirme yaptık, bu sabah 5’te 3’üncü dalga operasyonu başladı, bugün (25 Temmuz) 1:30’da uçaklar geri döndü.

Genelkurmay Başkanımızla (değerlendirme) yaptık. Bana ilk anda sunulan, hedeflerin tümü eksiksiz bir şekilde tasfiye edildiği. (..) Tek bir sivil kayıp yok."

***

"Bir kere kimsenin sahipsiz olmadığını gösterdi bu operasyonlar" diyor Davutoğlu; "İki, hiçbir suçun cezasız kalmayacağını gösterdi. Yani askerimizi şehit eden 5 DEAŞ mensubu da öldürüldü. (Başbakan IŞİD yerine DEAŞ demeyi tercih ediyor; örgütün kendisine İslam Devleti adını takmasına terörizmle Müslümanlığı özdeş gösterdiği için karşı.)

Şöyle devam ediyor: "Polisimizi yatağında şehit edenlerle iltisaklı 35 kişi tutuklandı Ceylanpınar’da, Diyarbakır’da 19 kişi tutuklandı. Ve bunlara o talimatı verdiği yer olarak gördüğümüz Kandil dahil bütün temel belli odaklar da cezalandırıldı."

Bir önemli ayrıntı daha: Başbakan iş adamlarından para almak için onları turistik gezi ya da iş gezisi görüntüsünde Kandil'e götürüp kendi kurallarına göre yargılayıp cezalandıran PKK mahkemesinin "yerle bir edilmesini" istemiş. (Gerçi bir adliye sarayı olmayabilir ortada, PKK için her çadır mahkeme olabilir, ama hedef önemli tabii.)

***

Peki, ya Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın bir zaman önce andığı isimle Kürt barış süreci ne olacak? Ya da ne oldu?
Cevap: "Bakın 7 Haziran’dan 24 Temmuz’a kadar yapılan terör saldırıları bağlamında 121 silahlı saldırı var, 15 adam kaçırma, 16 yol kesme, 59 araç yakma, 53 patlayıcı madde atma, 17 haraç alma, toplam 281 terör eylemi, yani takriben 45 günde falan. Şehit edilen güvenlik görevlisi sayısı 5, yaralı asker 3, yaralı polis 50, kaçırılan polis 1, kaçırılan geçici köy koruması 1, öldürülen vatandaş 4, yaralı vatandaş 10."

"11 Temmuz’da 'çatışmasızlık dönemi bitmiştir' diye açıklama yaptı KCK; sanki o gün değil de şimdi bitmiş gibi davranıyor. Arkasından da polisimizi, askerimizi öldürmeye başladılar. Ha o zaman işte an gelir tedbir alırsınız."

***

Operasyonlara döneceğiz ama şu "Süreç" faslını bitirelim.

Başbakan Davutoğlu hem süreç, hem de HDP'lilerin Abdullah Öcalan ile görüşememe şikayetleri konusunda gayet kesin ifadeler kullanıyor:

*"Haziran 2013'te ne taahhütler verildi? Silahlı gruplar ülkeyi terk edecek. Bu müzakere edilecek bir husus değildir. Kamu düzeni müzakere edilecek bir husus değil. Dolayısıyla, şimdi tekrar madem HDP diyalogla bu ülkeye barış getirilir, tekrar her şey konuşulabilir diyor, konuşsunlar, gitsinler kimle konuşurlarsa konuşsunlar, ister Kandil’le, ister orayla, 'Çıkın bu ülkeden, silahlı gruplar buradan çıksın' desinler."

*"Öcalan normal bir mahkum olarak Türkiye’de avukatıyla, yakınlarıyla görüşür, ama bir siyasi heyetle görüşmesi için önce açık ve net bir şekilde o siyasi heyetin teröre karşı tutum almasını bekleriz. Açık ve net bir şekilde bütün silahların bırakılacağı ve silahlı grupların Türkiye’yi terk edeceği hususunda hem beyan, hem de adımın atılması gerekir. Bunu görmeden sadece süreç devam ediyormuş gibi bir görüntü vermek için yapılacak ziyaretlerde bir fayda mülahaza etmiyoruz."

***

Başbakan, IŞİD, PKK ve DHKP-C'ye aynı anda vurulmaya başlamasının AK Parti hükümeti açısından mantığını şu üç maddede özetledi:

"Bir; 7 Haziran sonrasında bence Türk demokrasisine yapılan bir saldırı (oldu), aynen 2007’den, 2011’den sonra olduğu gibi. Bu, demokrasiyi korumak için yapılan bir operasyondur, demokrasiyi azaltmak için, zayıflatmak için değil. Demokrasiyi korumak, özgürlüleri teminat altına almak için kamu düzenini tahkim etmek.

"İkinci boyutu: Kamu düzenini koruyarak Türkiye’de, yani seçimlerden de bağımsız olarak Türkiye’de herkesin bir hukuk devleti içinde gereğini yapması. Kandil dahil Kuzey Irak’ta bilinen bütün hedefler, Suriye’de de DEAŞ’ın en önemli karargah ve yığınakları bombalandı.

"Üçüncüsü de, Türkiye’nin caydırıcı gücünü ve kudretini bölgede muhtemel senaryolar içinde hesap eden çevrelere de göstermek. Bu da görülmüştür diye ümit ediyoruz."

***

"Sınırımızda DEAŞ görmek istemiyoruz" diyor Davutoğlu; "Ha nasıl yaparız? O bizde mahfuz. Hangi aşamalarda yaparız? Bizde mahfuz. Ama görmek istemiyoruz."

Bu harekatın Türk hükümetinin DEAŞ'a yardımcı olduğunu, göz yumduğunu söyleyenlere, özellikle HDP'ye, keza PKK'ya müsamaha edildiğini söyleyen MHP'ye örnek olmasını istiyor.

Ama burada önemli bir ayrıntı var: PYD'nin durumu nedir?

***

PYD'ye bağlı güçler, IŞİD'e karşı etkili bir direniş gösteriyor ve bu yönleriyle de ABD ve AB'de sempati topluyorlar.

Öte yandan PYD, hem Türkiye, hem ABD, hem de AB'nin terörizm kara listesinde.

Türk güvenlik güçleri PYD'yi düşman olarak mı görecek?

***

Davutoğlu "Bu PYD'nin tutumuna bağlı" diye şaşırtıcı bir cevap veriyor.

Devamı şöyle: "PYD bizi rahatsız edecek herhangi bir eyleme kalkışırsa aynı şeye girer. Şu ana kadar öyle bir eylem, tutup da PYD unsurlarının sızıp bizde DEAŞ benzeri bir terör eylemi yaptığı olmadı.

"PYD rejimle ilişkisini keser, Türkiye’yi rahatsız etmez ve Suriye Ulusal Koalisyonuna katılır ise demokratik yeni Suriye’nin inşasında herkes gibi rol alabilir ve biz buna itiraz etmeyiz. Ama etnik temizlik yapmaya kalkar, Suriye rejiminin hesapları içinde Türkiye’ye rahatsız edecek işlere kalkışır, farklı koalisyonlar içine girer, terörü desteklerse PYD, onlar için de durum farklı olmaz."

***

Bütün bu 23-25 Temmuz dönüşüm sürecinin en ilginç gelişmelerinden birisi de operasyonların başladığı gün Türkiye'nin İncirlik hava üssü dahil topraklarını ABD önderliğindeki IŞİD karşıtı "koalisyon" uçuşlarına açması oldu.

Henüz o kapsamda olmamasına rağmen 24 Temmuz şafak vakti Diyarbakır'dan havalanan F-16 uçaklarıyla Türkiye zaten üyesi olduğu IŞİD-karşıtı cepheye hava boyutuyla da katılmıştı zaten.

Peki daha önce İncirlik'i açmak için Ankara'nın öne sürdüğü şartlar yerine mi getirilmişti ABD?

Yani ABD, Beşar Esad'ın devrilmesini IŞİD'le savaşta eşit öncelikte mi saymaya başlamıştı? ya da Suriye sınırlarında bir uçuşa yasaklı bölge ilanına mı karar vermişti? "Ilımlı" diye adlandırılan IŞİD ve El Kaide dışındaki bazı mücahit grupları eğit-donat faaliyetine kabul mu etmişti?

***

Başbakan'a sorduk, şunları söyledi:

"Tabii bizim birtakım yaklaşım farklılıkları var aramızda, vardı, bunu gidermeye çalışıyordu. Geldiğimiz noktada yapılan anlaşma içinde bizim kaygılarımızı veya beklentilerimizi gideren unsurlar derç edildi belli ölçülerde. Tabii bunun detaylarına girmem zor.

"Ama mesela, alana biz kara gücü sokmayacaksak, ki sokmayacağız, orada kara gücü olarak bizimle işbirliği yapan unsurların Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve ılımlı güçlerin havadan korunması gerekiyor (burada Başbakan İngilizce "air cover" deyimini kullandı.) Yine neydi? Biz eğit-donat faaliyeti diyorduk. Onu da işte Mayıs ayından beri istenilen hızda olmasa da yapılır hale geldi. Yani burada nihayet şartların gerektirdiği ve ihtiyaçların karşılandığı bir ortak zemin oluştu onun içinde İncirlik Üssü de dahil olmak üzere koalisyonun içinde işbirliği yapma konusunda mutabık kalındı, Önümüzdeki günlerde gerektiği adımlar bu çerçevede atılacak."

***

Hükümetin ABD ile anti-IŞİD koalisyon görüşmeleri belki tamamlandı ama önümüzdeki günlerde bir de CHP ile koalisyon hükümeti görüşmeleri var.

Davutoğlu, halen CHP ile koalisyona mı, yoksa seçim hükümetine mi daha yakın olduğunu söylemiyor.

Hatta MHP'den gelen bütün açıklamalara karşın, MHP ihtimaline de kapıyı kapatmış görünmüyor; belki de son gelişmelerin, operasyonların MHP ile yakınlaşma sağlamış olduğunu düşünüyor.

***

Ama Davutoğlu CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hakkında dikkatli ve nazik ifadeler seçmeye özen gösteriyor. şöyle:

"Heyetlerimiz dün (24 Temmuz) buluştu. Ve mesela Sabah ile Yeni Şafak’a Kılıçdaroğlu’nun verdiği röportaj 8 Haziran’daki Kılıçdaroğlu’nun verdiği mesajlardan çok farklı mesaj ve bu güzel bir şey. Kaygısını ifade eden, ama hissiyattan uzak, daha uzak, bir bloklaşma, AK Parti karşıtlığından daha çok bir şey bulmaya çalışan bir yol ve yöntem. Bizim de görmek istediğimiz bu.
"Bu olursa koalisyon kursak da ülke kazanır, kuramayıp seçime gitsek de ülke kazanır. Dolayısıyla ben 8 Haziran’a göre -bugün 25 Temmuz- çok daha rasyonel, daha iletişime ve diyaloga açık bir siyasi ortam olarak görüyorum. Yani bunu bir şey elde etmiş anlamında söylemiyorum; ama mesela 7-8 Haziran’da Cumhurbaşkanlığı Makamıyla ilgili dile getirilen hususların şimdi dile getirilmiyor olması doğrudur, olması gereken de budur. Gerilimi artıracak konuları masada tutmayalım. Seçime kadar siyasetin sosyolojisi önemliydi, şimdi siyasetin psikolojisi önemli, o psikolojiyi yönetmek lazım.

 

NOT: Toplantıya katılanlar şöyleydi: Daily Sabah Genel Yayın Yönetmeni Serdar Karagöz, Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Selçuk Tepeli, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Metin Yüksel, Yeni Akit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya, Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Kapan, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Yuvacan,Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak, Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, Diriliş Postası Genel Yayın Yönetmeni Hakan Albayrak, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitlioğlu ve Turksih Daily News gazetesi Genel Yayın Yönetmeni  Murat Yetkin katıldı. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile AK Parti Ankara Milletvekili Ertan Aydın.