Davutoğlu'nu asıl düşündüren Erdoğan

Davutoğlu diğer partilerle yeni hükümet görüşmelerine hazırlanırken, seçim sonuçlarını beğenmeyen Erdoğan başkanlık sistemi uğruna gerçekten ülkeyi yeniden seçime götürmek mi istiyor? İşte siyasetin yeni sorusu bu.

Ülkenin siyasi durumu seçimlerin yapılmış olmasına rağmen hâlâ o kadar anormal ki, hükümetin nasıl kurulacağından çok, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ne yapacağını konuşuyoruz.

Cumhurbaşkanı istediği sonucu alamadığı bir seçimin ardından, güçlü başkanlık hedefi uğruna her şeyi göze alıp ülkeyi birkaç ay içinde (20 Kasım tarihi dolaşıma sokuldu) bir erken seçime zorlayacak mı?

Bu amaçla AK Parti dâhil bütün partilerin hükümet kurma seçeneklerini Meclis’e taşımalarına demokratik sabır gösterebilecek mi, yoksa bir seçimi daha bitirmeden yenisine mi bakacağız?

Ve bu Erdoğan istediğini alana kadar tekrarlanacak mı?

***

Yine de dün istifasını veren AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla Başbakan Davutoğlu’nun yeni hükümeti kurma görüşmelerine başladığında hem CHP lideri kemal Kılıçdaroğlu, hem de MHP lideri Devlet Bahçeli’ye aynı iki soruyu sorması bekleniyor:

1- AK Parti azınlık hükümetine dışarıdan destek verir misiniz?

2- Koalisyon ortağımız olmak için şartlarınız nedir?

Davutoğlu’nun bu sorulardan ikincisini, eğer görüşürlerse HDP eş-başkanı Selahattin Demirtaş’a sorması ise beklenmiyor.

Çünkü AK Parti, 7 Haziran seçimlerinde eriyen desteğini daha da azaltacağı endişesiyle, en azından şu aşamada HDP ile bir koalisyonu konuşmak dahi istemiyor.

***

Bu konuda hisler karşılıklı.

Demirtaş dün yaptığı açıklamada AK Partili hiçbir hükümet formülüne içeriden ya da dışarıdan herhangi bir destek vermeyeceklerini tekrarladı.

Ancak Demirtaş, “ülkeyi hükümetsiz bırakmamak” adına başka ihtimallere dışarıdan destek verebileceklerini açıkladı.

***

Bunun ne anlama geldiği birazdan açıklık kazanacak, ama önce Davutoğlu’nun o iki muhtemel sorusuna Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin verebileceği muhtemel cevaplara bakmamız gerekiyor.

İlk soruya, yani AK Parti azınlık hükümetine dışarıdan destek önerisini her iki liderin de reddetmesi sürpriz olmaz.

Seçim kampanyalarında yolsuzlukla, kötü yönetimle suçladıkları AK Parti hükümetine dışarıdan destekle ortak olmak her ikisini de seçmenlerinin gözünde bitirir.

***

Koalisyon ortağı olmak için koşullara gelince iş biraz değişiyor.

MHP’nin başlamak iki koşulu var: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Anayasal çerçevede” kalması ki bunu hükümet işlerine karışmaması olarak tercüme edebiliriz, diğeri de PKK ile diyalog ve Kürt çözüm (MHP ‘çözülme’ diyor) sürecine son verilmesi.

Bu ikinci madde meydanlarda sürece devam edileceği sözünü veren Erdoğan’ı da, Davutoğlu’nu da zorlar; Diyarbakır sokağı daha ilk günden huzursuzlanmaya başladı, üç kişi öldürüldü.

***

CHP’nin ise başlamak için tek koşulu var, onu da Haluk Koç dün “Anayasal çerçeve” olarak tekrarladı, tercümesi koalisyon ortağımız Davutoğlu olsun, Erdoğan olmasın demek.

Oysa Erdoğan’ın çevresinde “Koalisyon ancak iki yıl dayanır. İki yıl için neden kendimizi kısıtlayalım? Hemen erken seçime gidip yeniden gücü elimize alalım” rüzgârları estiriliyor, Ankara siyasi kulisinde konuşulanlara bakılırsa.

Oysa mevcut hükümet ihtimallerini tüketmeden hemen erken seçime gitmek, AK Parti dahil hiçbir partide sıcak bakılan bir tercih değil.

***

Ekonomiye etkileri bir yana, Meclis’in neredeyse üçte ikisi yenilendi, adaylar zorlu bir yarıştan masraflar, fedakârlıklar yaparak çıktılar, kimse birkaç ay sonra yeniden seçime gidip her şeyi yeniden yaşamak, durumunu tehlikeye atmak istemiyor.

Doğru, AK Parti içinde üç dönem kuralı nedeniyle kenarda kalan siyaset kıdemlileri yeniden seçilmeyi isterler.

Ama gelen haberlere göre onların şu andaki hedefi Ağustos ayındaki Genel Kurul; Erdoğan’ın bütün ağırlığını Başkanlık hedefine verdiği seçimin sonucundan duyduğu hayal kırıklığını partiye fatura etme ihtimaline karşın Davutoğlu’nu yeniden seçtirmeyi amaçlıyorlar.

***

İşte bu noktada Erdoğan’ın “erken seçim” talebiyle Davutoğlu’nun gündemini kontrolüne alma ihtimali ortaya çıkıyor.

Kılıçdaroğlu dün Twitter hesabından bunun ülke için bir “vakit kaybı” olacağını duyururdu.

Onbirinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “paniğe kapılmadan” hükümet formüllerinin denenmesi gerektiğini, söyledi.

***

Tabii şöyle bir ihtimal kâğıt üzerinde de olsa mevcut: Diyelim Davutoğlu hükümeti kurmadı ve diyelim Erdoğan Anayasaya göre görevi Kılıçdaroğlu’na verdi. Ve yine varsayalım, MHP ve HDP, CHP’nin kuracağı azınlık hükümetine dışarıdan destek verdi.

Bu durumda Erdoğan ile hükümet arasında ciddi sorunlar çıkması bir yana, Meclis çoğunluğu kalmamış AK Parti’nin düşürülmüş yolsuzluk dosyalarının yeniden açılması türünden gelişmeleri engelleme imkânı da kalmamış olacak.

BU açıdan bakılınca Erdoğan’ın neden alelacele bir seçim daha denemek isteyebileceği kendi açısından çok da anlamsız gelmiyor.

***

Diğer seçenek AK Parti-CHP koalisyonu kalıyor.

Ekonomi dünyasının da tercihi olan bu koalisyon kısa sürede (Kürt sorununu da rahatlatacak) yeni bir Anayasayı ile siyasi gerilimi düşürebilecek geniş tabanlı bir seçenek olarak görülebilir.

Kendi seçim hedefinin gerisinde kalan Kılıçdaroğlu böylece CHP’yi iktidar ortağı yaparak, belki bazı ekonomik ve sosyal vaatlerini gerçekleştirip, bazı yolsuzluk dosyalarının hesabını sorma imkânı bularak seçmenine verdiği sözü karşılıksız bırakmamış da olur.

Davutoğlu ise 2019 seçimine kadar iktidarda kalabilir.

***

İşte burada başa dönüyoruz.

Erdoğan seçim sonuçlarını ve o sonuçların getirdiği güçlü başkanlık sistemine geçişin kabullenilmediği gerçeğini kabullenecek mi?

Yoksa güçlü başkanlık sistemi ihtimalini bir daha denemek için Davutoğlu’nu ve ülkeyi daha 7 Haziran’ın teri soğumadan yeni bir erken seçime mi götürmek isteyecek?

Davutoğlu’nu şu sıra asıl düşündürenin diğer partilerden çok Erdoğan olduğunu görmek çok zor değil.