Davutoğlu'nun sözleri koalisyonu zora sokabilir

Başbakanın görüşmeler öncesinde CHP, MHP ve HDP'nin koalisyona AK Parti'den daha muhtaç olduğunu söylemesi onun da seçim tekrarı ihtimalini gündeme aldığını gösteriyor.

Başbakan Ahmet Davutoğlu Bosna dönüşünde uçağındak gazeteciler üzerinden önce diğer parti liderlerine “medya üzerinden konuşmayalım” demiş...

İsmet Berkan’ın Hürriyet’teki haberinden okuyoruz.

Yani koalisyon görüşmelerine başlanacağı hafta öncesi en bomba mesajı medya üzerinden vermiş. (Kaldı ki demokrasilerde siyasi mesajlar medya üzerinden de verilir, daha doğal bir şey yoktur.)

***

Diyor ki, velev ki koalisyonu kurmadık ve seçime gittik...

“Yeniden tek başına iktidar olmaya en yakın parti AK Parti, ihtimal olarak söylüyorum. Öteki partilerin üçü de seçim olsa dahi iktidar veya iktidar ortağı olabilmek için koalisyona muhtaçlar.

“O yüzden söyledim, AK Parti daha az muhtaç.”

***

Doğrusu yapılan son çalışmalar bir seçim tekrarında bugünkünden çok farklı bir sonuç göstermiyor.

Evet, AK Parti’nin tek parti 276’yı tutturmaya sadece 18 vekil uzakta, belki Saader-BBP ittifakıyla, belki MHP’den umduklarını bularak açığı kapatmaya en yakın parti görünüyor.

Ama daha masaya oturmadan müstakbel ortağı olabilecek rakiplerine medya üzerinden “bana muhtaçsınız” anlamına gelecek mesaj vermekle amaçlanan ne olabilir?

***

Zaten CHP ve MHP topu birbirlerine atıp duruyorlar.

Sadece CHP ve MHP değil, HDP de 7 Haziran seçim kampanyalarını AK Parti’nin yolsuzluk ve kötü yönetimi iddiaları üzerine, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tek adam yönetimine meydan verecek bir Başkanlık sistemine karşı durma üzerine kurmuştu.

Şimdi, HDP dışında, AK Parti ile aynı resimde görünmek isteyen yok.

***

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “AKP ile zor” diyor, “Belki ben girmem o kabineye” diyor, en son Vatan’da Murat Çelik’e en kolayının AK Parti ile MHP’nin koalisyonu olduğunu söyledi.

MHP lideri Bahçeli’ye göreyse en iyisi AK Parti ile CHP’nin “büyük koalisyonu”, tabii eğer AK Parti ile HDP anlaşamazsa.

Bu ikinci seçeneğin Bahçeli’nin Davutoğlu’na kurduğu bir nevi tuzak olduğunugörmemek mümkün değil. Malum  AK Parti ve MHP muhafazakar-milliyetçi oylar üzerinde geçişgenlik ve rekabete sahip iki parti.

***

HDP’den gelen son açıklamalar ise deyim yerindeyse Davutoğlu’nu iki arada bir derede bırakıyor.

Davutoğlu’nun 7 Temmuz Van konuşmasında Kürt çözüm sürecine –PKK’ya sözünde durma çağrısı koşuluyla- devam işareti vermesinin hemen ardından Yüksekdağ, hükümet kuruluşu için “doğrudan ya da dolaylı” desteğe hazır olduklarını ilan etti.

Gerçi, “AKP bizi istemiyor ama...” diyor ya Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’e, PKK’dan gelen süreç yeniden başlamazsa ateşkese son verme tehdidini bilmiyor olamaz; PKK mesela baraj inşaatlarını dahi Türk devletinin ateşkesi bozma kanıtı sayıyor.

***

Davutoğlu Bosna dönüşünde iki konuya daha değinmiş.

Birincisi, AK Parti kongresinde yeniden seçilme endişesinin aklının kenarından bile geçmediğini söylüyor.

İkincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüş ayrılığı konusu; “görüş ayrılıkları olabilir” diyor, ama bunların ülke çıkarlarının önüne geçmeyeceğini vurguluyor.

***

Peki, neymiş acaba o görüş ayrılıkları? Mesela birisi Başkanlık sistemi olabilir mi?

Davutoğlu, AK Parti tek başına hükümet kurma çoğunluğunu yitirdiği 7 Haziran seçimlerinden üç gün sonra, istidasını Erdoğan’a sunduğu 10 Haziran günü TRT’de Türkiye’de başkanlık sistemi tartışmasının kapandığını söylemişti; seçimlerden çıkardığı önemli bir sonuçtu bu.

Oysa Bosna dönüşünde, muhtemel bir koalisyonun anayasa çalışmasından söz ederken “Biliyorsunuz bizim bir başkanlık sistemi önerimiz var” diyerek yeniden aynı makama dönüş işareti veriyor.

***

Doğrusu insanın aklına Erdoğan ve Davutoğlu’nun seçim tekrarı yoluyla 276’nın tekrar denenmesi ve başkanlık sisteminin, belki başbakana da yer olan bir yarı-başkanlık sisteminin Anayasa değişmese de fiilen uygulanması konusunda bir anlayışta mı buluştukları sorusu geliyor.

Bu koşullar altında Davutoğlu’nun diğer parti liderliklerine üst perdeden söylenmiş sözlerinin koalisyon görüşmelerini ne kadar kolaylaştıracağı konusu tartışmaya açık.

Yoksa bu her üç partiyi tepkiye sevk ederek koalisyon görüşmelerinin “ilk turundaki” oyun planlarını, dengelerini bozmaya yönelik bir taktik mi yalnızca?