Davutoğlu'nun yerinde olmak isteyen var mı?

Davutoğlu'nun en çok canını sıkan şeylerden birisi, yüzde 10 barajı altına itmeye çalıştığı HDP ile seçime gitmek zorunda kalması.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun işi doğrusu hiç kolay değil.

Dün Türkiye’yi tarihinde ilk defa “geçici” hükümetle seçim tekrarına götürecek hükümeti kurma görevi aldığını açıklarken yüzündeki alışılmadık gerginlik bunu yansıtmıyor muydu?

Ya da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan bu görevi almaya gönüllü olmadığını, bunun Anayasal zorunlukla kendisine verildiğini söylemesi?

***

Ardından “parti liderlerine” yeniden oturup konuşma çağrısı yaptı ama aslında oturup konuşmaya çağırdığı yalnızca CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli idi.

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş zaten sabah saatlerinde bu hükümette kendilerinden kime, ne görev verilirse verilsin “sorumluluk duygusu içinde” yer almak istediklerini açıklamıştı.

Davutoğlu’nun en çok canını sıkan şeylerden birisi de işte bu kâbus senaryosuydu.

Seçime bir yerde HDP’yi yüzde 10 barajı altına itip AK Parti’ye Kürt seçmenin oylarıyla yeniden hükümet kurma umuduyla gidecekti, ama bunu yaparken ortağı da, aslında rakibi olan HDP olacaktı.

***

Erdoğan bunu sorumlusunu baştan itibaren HDP olarak gördü.

PKK’nın terör eylemlerine başlaması asker ve polis operasyonlarına meydan vermiş, süreç buzdolabına kalkmış ve o arada Erdoğan HDP’yi “bölücü terör örgütünün siyasi uzantısı” olarak itham etmişti.

Davutoğlu dün CHP ve MHP’nin “katılan bizden değildir” mealindeki açıklamalarının ardından, kimsenin CHP ya da MHP’den kabul etmeyeceği isimler ve bir tek işte bu HDP ile mi ortak olarak seçime gidecekti?

***

Şimdi Davutoğlu’nun önünde beş gün var.

CHP ve MHP’nin Davutoğlu’nun “yakın isimler” bulma fikrine “bizden sayılmazlar” tutumunun değişeceği yolunda işaret yok.

Bahçeli ise şimdiden (HDP imasıyla) “PKK birkaç güne dek hükümette” diyerek seçim kampanyasındaki konulardan birine işaret etti.

***

Dün NTV yayınında Sabah’tan Okan Müderrisoğlu seçim bölgelerine kırmızı plakalı bakan otomobilleriyle gidecek HDP’li vekillerin, özellikle batı illerinde nasıl karşılanacağı konusundaki endişelerden söz etti.

Aynısını mevcut koşullarda doğu ve güneydoğuya gidecek AK Partili bakanlar için de söylemek mümkün.

Tabii bu arada AK Parti’nin HDP’lilerle seçim hükümetinden mucize bir souç çıkar PKK saldırıları keser, operasyonlar durursa, o başka; aksi halde Davutoğlu’nun bu durumu AK Partili seçmene sadece CHP ve MHP’yi suçlayarak anlatması kolay olmayacak.

***

Ne Erdoğan, ne kendisi 7 Haziran seçimlerinden aradığını bulmuştu.

Davutoğlu’nun Genel Başkan olarak ilk girdiği seçimde AK Parti Meclis’teki çoğunluğunu yitirmişti.

Böylece Erdoğan’ın da tek başına AK Parti hükümetine dayanarak, sanki başkanlık sistemine geçişmişçesine geniş yürütme yetkileri kullanma imkânı tehlikeye düşmüştü.

***

Ama yine de AK Parti Meclis’te en güçlü partiydi, onsuz koalisyon kurulamayacağı görülüyordu.

On üç yıl ülkeyi yönettikten sonra kıl payı kaybedilmiş ve alternatif üretemeyen bir seçimin tekrarını denemek, Erdoğan’ın oturduğu yerden bakınca denemesi zorunlu bir adım olarak görülebilirdi.

Matematikteki Oyun Teorisi bakımından da Anayasa'nın imkân verdiği bu zorlamaya zemin vardı.

***

Erdoğan, önce Deniz Baykal ile görüşerek dikkatleri hükümet çalışmasından Meclis Başkanlığı seçimine dağıttı ve AK Parti’ye yaralarını sarması için değerli zaman kazandırdı.

Sonra Davutoğlu’nu CHP ile koalisyona yakın gördüğü anlarda kamuoyu önünde verdiği demeçlerle onu caydırdı.

Son aşamada Anayasa hükmüne rağmen görevi ona talip olan Kılıçdaroğlu’na vermeyerek niyetini açıkça ortaya koydu, YSK bunu uygun buldu ve dün resmen 1 Kasım “seçim yenilenme” tarihi olarak ilan edildi.

***

Artık önümüz seçim.

Bu seçimde de dört partili Meclis tablosu değişmezse ki Ahmet Hakan’ın MetroPoll yöneticisi Özer Sencar ile söyleşisinde değişemeyeceği iddia ediliyor, o zaman ne olacak?

O zaman Erdoğan ve Davutoğlu’na düşen artık bu sonucun gerçekten milli irade olduğunu kabullenip ona göre yola devam etmektir. Savaş ve ekonomik krizlerle çevrili Türkiye’nin daha fazla zaman kaybetmeden yoluna devam etmesi gerekir.