Davutoğlu'nun yolsuzlukla mücadele sınavı

Yolsuzluk iddialarından aklanmanın yeri, Meclis Komisyonu değil, bağımsız yargı olmalıdır. AK Parti üyelerinin masumsa beraatlerine, değilse ceza almalarına izin vermekle itibar kaybetmez.

Meclis Soruşturma Komisyonu'nun AK Partili üyeleri ve AK Parti Meclis Grubu, Anayasa’da yazdığı için değil, gerçekten serbest bırakılsalar, vicdanlarına göre nasıl oy kullanacaklarını siz de tahmin ediyorsunuz, değil mi?

Ankara’da sağır sultan duydu.

AK Parti grubunda Milli Görüş saflarından yetişmiş ve ağır yalpalamasına karşın yolsuzluk iddialarını tam yakıştıramadıkları Erdoğan Bayraktar’ı sakınmak, Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış’ı ise Yüce Divan’da yargılatmak yönünde bir eğilim var.

Yüce Divan’da suçlu bulunacağına inandıklarından değil, sırf orada sorgulanmalarını görmek, kendilerinden olmadığını göstermek ve Haziran seçimlerine giderken seçmenlerine “Bakın CHP, MHP iftira atıyor, yolsuzlukla savaşıyoruz” diyebilmek için.

Üstelik, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın hiç birinin mahkemeye çıkmasını istemediği, bunu Gülencilerin “darbe girişimi” olarak saydığı 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmalarına haklılık payı verme ihtimalinden rahatsızlık duyduğu, ama özellikle de yıllarca en kritik görüşmelerde şahsi tercümanı ve danışmanı olmuş Bağış’ı korumasına aldığı AK Parti Grubunca bilindiği halde.

***

Komisyon bugün bu dört bakandan herhangi birinin dosyasını Genel Kurul’a gönderebilecek mi?

Bana pek öyle gelmiyor.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yolsuzlukla mücadele konusundaki bütün çıkışlarına karşın, AK Parti’nin bu yolsuzlukla mücadele sınavından nasıl çıkacağından emin değilim.

Tabii, Yüce Meclisimizin soruşturma komisyonlarının bu konuda pek temiz bir sicili yok. “Aklama-paklama” deyimi bugün, bu iktidar döneminde icat edilmedi. Zamanında Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz’ın birbirleri hakkında herşeyi söyledikten sonra Komisyonlarda karşılıklı nasıl akladıkları Meclis kayıtlarında duruyor.

Zaten CHP’nin 4, MHP’nin 1 üyesinin AK Parti’nin 9 üyesine karşı oy gücü yok. (HDP’li üye, biliyorsunuz, yolsuzluk gibi iç işleri ilgilendiren bir konua taraf olmak istemeyip ayrıldı.) Günahlarını almayalım ama, Komisyon’daki AK Partili üyeler de tıpkı daha önceki dönemlerde DYP’lilerin, ANAP’lıların yaptığı gibi eski bakanlarının yargılanmasına dahi gerek olmadığı yolunda ellerini kaldırıp aklayacaklar.

***

O halde bu telaş, bu heyecan ne? Neden günlerdir hükümet çizgisindeki yorumcular, orta kademe AK Parti sözcüleri “Yüce Divan darbe girişimine ortak olmaktır” mealinde yayın yapıyorlar?

Neden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Davutoğlu, eski bakanlarının eğer masumlarsa mahkemede aklanıp gelmelerine, eğer suçlularsa her hukuk devletinde olması gerektiği gibi cezalandırılmasına izin vermiyorlar?

Ama ondan da önce, AK Parti yönetimi Komisyondaki dokuz üyesine dahi bir güvensizlik içinde olduğu için mi günlerdir “Sakın ha, yolsuzluk soruşturmasına haklılık payı darbecilik sayılır” mealinde gözdağı veriliyor?

İşte burada baştaki konuya dönüyoruz: Çünkü Erdoğan da, Davutoğlu da biliyor ki, AK Parti grubunda, hür vicdanlarına bırakılsa en azından Güler, Çağlayan ve Bağış’ı mahkemeye gönderme eğiliminde olanlar var.

Belki bunların oyu yine o isimleri Yüce Divan’a göndermeye yetmeyecek, ama ortaya (üstelik kapalı yapılmış) bir oylama sonucu çıkacak. Ola ki Yüce Divan’a gidilirse, mahkumiyet çıkmasa da, yeni sorular sorulacak, bunlar bir şekilde medyaya yansıyacak.

***

İşte asıl endişe duyulan ihtimal belki de bu? Aksi halde son günlerde koparılan “Sakın ha!” fırtınasını yalnızca kamuoyunu Komisyonun “Yargılanmaya gerek yok” kararına hazırlamak için bir psikolojik mücadele taktiği saymak gerekecek.

Dahası da var. Yüce Divan görevi yapan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın geçen hafta Sözcü gazetesine yaptığı “Üyelerimiz baskı altında” açıklaması var. Kılıç, AYM üyelerinin hükümet çevrelerinden siyasi baskı altında olduğunu ima ediyor, emekliliğinde herşeyi anlatacağını söylüyor.

Bu koşullar altında AK Parti, 17-25 Aralık sonrasında HSYK kurallarını da değiştirip yargıdaki Gülenci etkisini kırmış olmasına rağmen yargıyla işi olsun istemiyor.

Gülencilerle mücadele 30 Aralık 2014 Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarına da yansıdığı üzere, artık PKK ile mücadelenin de önünde; artık onların adı Pennsylvania Örgütü koyulmuş durumda.

***

Ama AK Parti hükümeti ile eski müttefiki Gülenciler arasında şu günlerde tırmanmakta olan kavga, gelişmiş demokrasinin ilkelerinden taviz vermeyi gerektirmemeli.

Bağımsız mahkemeler, bağımsız yargı, gelişmiş demokrasilerin temel dengeleme-denetleme niteliklerindendir.

Yolsuzluk iddialarının açıklığa kavuşturulması, iftiraların aklanması, suçsuzun suçludan ayrılıp, suçlunun cezalandırılması yeri Meclis bünyesindeki siyasi komisyonlar değil, bağımsız mahkemeler olmalıdır.

Mahkemelerin bağımsız, tarafsız ve etkili işlemesini sağlamak da yine hükümetin görevidir.

Eski bakanlarının masumiyetlerini mahkemede beraat yoluyla kanıtlamalarına, ya da değillerse cezalandırılmalarına izin vermek ne AK Parti’ye, ne de onun Genel Başkanı, Başbakan Davutoğlu’na itibar ve iktidar kaybettirir.