Davutoğlu'nun zaferini Erdoğan yenilgi sayabilir

Tabii Davutoğlu da 330 olsun ister, ama 276 sandalye de tek başına hükümet demektir. Erdoğan içinse süper-başkanlık dışındaki her netice yenilgi sayılır. Davutoğlu'nun listeleri YSK'ya bizzat teslim etmesinde fayda var.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 7 Haziran 2015 seçimlerini 14 Mayıs 1950’den bu yana en önemli seçim sayarken kendi açısından haklı.

14 Mayıs çok partili parlamenter rejim aşısının tuttuğu, CHP bünyesinden çıkan DP’nin iktidarıyla idari rejim değişikliğinin fiilen gerçekleştiği seçim olmuştu.

Erdoğan 7 Haziran seçimleriyle bir rejim değişikliği daha gerçekleşmesini, parlamenter sistemden, başkanlık sistemine geçilmesini arzu ediyor; hem de çok arzu ediyor.

***

Diğer seçimlerle karşılaştırıldığında zaten yüksek olan siyasi gerilime, savcı Mehmet Selim Kiraz’ın 31 Mart’ta bir terör eylemiyle öldürülmesinden bu yana bir de şiddet boyutu eklendi.

Gezi protestoları sırasında polisin göstericilere ölüm ve yaralanmalara yol açacak denli orantısız şiddet kullandığını soruşturan dosyalara bakan savcı Kiraz katledildi. (Böyle söyleyince farklı görünüyor, değil mi?)

Başbakan Ahmet Davutoğlu, ertesi gün 1 Nisan'da, savcıyı eziyet altında, şakağına silah dayalı, örgüt amblemleriyle gösteren fotoğraflarını yayınlayan gazetelerin muhabirlerine cenaze törenini izleme yasağı koydu.

***

Hürriyet gazetesinin hem Davutoğlu’nun ağır eleştirilerine, hem de kendisine açılan terörizm propagandası soruşturmasına karşı çıkan başyazısının yayınlandığı gün, hükümet çizgisindeki bazı gazetelerin birinci sayfasında yıllardır silahlı yasadışı örgütlerin hedef listesinde olan Aydın Doğan terörizm destekçisiymiş gibi, fotomontajla başına gerilla beresi yerleştirilerek hedef yapıldı; sadece ayıp edilmedi, suç işlendi.

Ertesi gün, yani 4 Nisan akşamı lig maçında Rizeyi 5-1 yenen Fenerbahçe futbol takımı havaalanından İstanbul’a dönmek için Trabzona’a giderken silahlı saldırıya uğradı. Büyük bir felaketten şoför Ufuk Kıran’ın vurulmuş olmasına karşın profesyonel soğukkanlılığını koruması sayesinde dönülmüş oldu.

Tıpkı savcı cinayeti gibi bu eylem de görünüşte vahim basitlikteydi. Muhtemelen yenilgiyi hazmedemeyen bazı taraftarlar bu tepkilerini olabilecek en aşırı şekilde gösteriyorlardı.

***

Seçim yaklaştıkça, Türkiye’de yenilgiyi hazmetmek yerine istemediğini susturarak ortadan kaldırma eğilimi, kutuplaştırmayı tırmandıran tehlikeli bir eğilim olarak baskın hale geliyor ne yazık ki.

Çünkü bu iki örnekte de gördüğümüz gibi, bir ucu şiddete değecek şekilde siyasi kutuplaşma ve gerilim toplumun siyaset alanı dışındaki alanlarına yansımaya başladı.

İlker Başbuğ, birilerinin seçim sürecinde kaosa mı yol açmak istediği sorusunu ortaya attı; bu aslında çoğu kişinin aklındaki soruydu.

***

Yarın, 7 Nisan, 7 Haziran seçimleri için önemli bir aşamanın daha geride bırakılacağı bir gün olacak.

Partiler aday listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na sunacaklar.

Kısmen de olsa ön seçim yapan tek parti olan CHP dahil bütün parti liderleri günlerdir kapanmış, kendilerine en çok oyu getirip, parti içi dengelerde en az hasara yol açacak isimleri belirlemeye çalışıyor.

***

Liderler arasında sıkıntısı en fazla olanın AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Davutoğlu olduğunu tahmin etmek zor değil.
Aday listelerini yasalara göre parti başkanı olarak Davutoğlu’nun mu, yoksa Anayasa’ya göre ilgilenmemesi gerektiği halde hâlâ AK Parti lideri kabul edilen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın mı belirleyeceği haftalardır hükümet çizgisindeki gazeteleri dahi meşgul eden bir konu.

Hatta Erdoğan sadece listeler konusunda değil, elini uzatıp yakalayacak mesafede hissettiği süper-başkanlığı sırf yasal formaliteler uğruna kaçırmamak adına seçim kampanyasını bizzat yürütmek için Davutoğlu’ndan biraz daha kenarda kalmasını bekliyor olabilir.

***

Çünkü 7 Haziran seçimleri özelinde Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun zafer ve yenilgi algıları arasında temel bir farklılık bulunuyor.
Yanlış anlaşılmasın, tabii ki Davutoğlu da ister Erdoğan’ın hedef gösterdiği 400 milletvekiline sahip olmayı, ya da anayasayı Meclis’te değiştirecek 367’ye, ya da en azından halkoylamasına taşıyacak 330’a sahip olmayı.

Ama hayatın gerçekleri her zaman gönlümüzden geçeni, hatta gerçekleştirmek için çok şeyi göze alıp riske atmaya hazır olduğumuzu elde etmemize izin vermiyor bazen.

***

Erdoğan da, Davutoğlu da, CHP ve MHP oylarını artıramasalar bile, HDP adaletsiz yüzde 10 barajını aştığı anda, bırakın 400’ü, 367’yi, hatta 330’u, 300 sandalyenin dahi çok zor olduğunu biliyorlar, rakamlar önlerinde.

Bu, kendisini süper-başkan olmaktan geri bırakacak her sonuç, AK Parti yine tek başına iktidar olsa dahi Erdoğan için yenilgi demek olacak.

Oysa mesela 330’un, hatta 300’ün altında dahi çıksa 276’yı bulup tek başına AK Parti hükümetini kurabilmek, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de Davutoğlu’nun seçim başarısı sayılacak.

***

Bu açıdan bakıldığında, Davutoğlu için seçim zaferi sayılabilecek tek parti hükümeti sonucu, eğer süper-başkanlık anayasasına yol açmayacaksa Erdoğan için yenilgi sayılabilir.

Türkiye’deki genel siyasi kutuplaşma dışında Davutoğlu’nun omuzlarına bu iç gerilim de yük bindiriyor.

Davutoğlu, eğer aday listelere ağırlığını koymuşsa, ya da yine de bir ağırlığı olmuşsa, gidip YSK’ya kendi elleriyle teslim etmesinde, bir son dakika golü yememesi açısından fayda var.

Yok, Erdoğan ne derse desin, onun şahsen istediği bazı isimler dışında önümüzdeki dönem AK Parti’yi şekillendiren kendisi olmak istiyorsa, 7 Nisan önemli bir fırsattır, kendi listesini YSK’ya kendisinin gidip teslim etmesinde yine fayda var.