Davutoğlu'nun ABD temasları Erdoğan'ı neden rahatsız etsin?

Üst düzey bir Başbakanlık kaynağı, Davutoğlu için ABD Başkanı Barack Obama, ya da Başkan Yardımcısı Joe Biden'dan randevu istendiği ve alınamadığı yolundaki haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi.

Bir kere Başbakan Ahmet Davutoğlu ABD başkenti Washington’a dahi gitmiyor, bütün temasları New York’ta.

Aynı şekilde Amerikan yönetimini temsilen Washington’dan Nev York’a gidecek herhangi bir isimle görüşmesi de planlanmış değil.

Hem de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Beyaz Saray’a rağmen gidip Kongre’de konuşarak Amerikan yönetimine karşı kendi evinde güç gösterisi yaptığı bir dönemde.

***

Üst düzey bir Başbakanlık kaynağı, Davutoğlu için ABD Başkanı Barack Obama, ya da Başkan Yardımcısı Joe Biden’dan randevu istendiği ve alınamadığı yolundaki haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi.

Bu haberlerin arkasında Obama yönetiminin Erdoğan ile ve aslında Türk yönetimiyle arasının IŞİD’ten tutun Suriye ve Ukrayna’ya dek bir dizi konuda giderek soğuduğu varsayımı yetiyordu. Oysa ilişkiler diplomatik düzeyde, askeri düzeyde pek ala devam ediyordu.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun ABD temaslarından kendisini atlayarak en üst düzeyde siyasi temas kuracak olmasından doğan bir rahatsızlık duyacağı düşüncesi doğru olamaz.

***

Başbakan bu seyahati duraklamaya başlayan ekonomiyi canlandırmak amacıyla dış yatırımcılarla görüşmek amacıyla tasarlamıştı.

Ocak ayında ilki Londra’da yapılan bir dizi görüşmenin bir nevi ikinci ayağıydı.

Goldman Sachs’tan Citibank’a, Merill Lynch’ten büyük şirketlerin CEO’larına dek 4-5 Mart tarihlerinde önemli görüşmeler planlanmıştı.

Nitekim Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek kendisine eşlik ediyordu.

***

Gerçi bu zeminde Davutoğlu’nun işi çok da kolay görünmüyordu.

Çünkü gezinin bir amacı (aslında bağımsız, adil ve hızlı yargı konusunda şu anda fazla söylenecek şey olmadığına göre en önemli amacı) yatırımcıları hükümetin ekonomi yönetiminde ikilik olmadığı, sorun olmadığı Merkez Bankası başta olmak üzere kurumların bağımsız işleyişinin devam ettiğine ikna etmekti.

Ama mesela tam da Babacan’ın Davutoğlu’na ABD seyahatinin son durumunu, randevuları, konuşma pozisyonunu anlatacağı 25 Şubat günü Erdoğan MB Başkanı Erdem Başçı’ya öyle bir çakmıştı ki, kulakları çınlasın Süleyman Demirel’in dediği gibi “Sesi Hintten Çinden gelmişti”.

Erdoğan “Bize karşı bağımsızlar ama” diyor, Merkez yönetiminin acaba başka kimlerin isteği doğrultusunda çalıştığını sorguluyordu.

***

Devamında Davutoğlu ABD temasları öncesi Portekiz’e gitmek için 3 Mart sabahı yola çıkması öncesinde, kendisine Suudi Arabistan seyahatinde eşlik eden gazetecilere konuşan Erdoğan, bu kez sadece Başçı’ya değil, Babacan ve Şimşek’e de eleştiriler yöneltiyordu.

Davutoğlu’nun işi işte bu noktada iyice zorlaşıyordu.

Çünkü büyük yatırımcılar, ilgilendikleri her ülke gibi Türkiye’yi de yakından izliyorlar.

Mesela 7 Haziran seçimlerinden AK Parti’nin birinci çıkacağına inanıyorlar. Ama Babacan’ın üç dönem kuralı nedeniyle Meclis’e giremeyeceğini de biliyorlar. Tabii Başbakan'ın Babacan’ı Meclis dışından bakan yapabileceğini de Anayasayı okuyan herkes gibi biliyorlar. Ama Erdoğan’ın artık Babacan’dan da Şimşek’ten de eskisi kadar haz etmediğinin farkındalar.

***

Dolayısıyla bir yanda daha en az 5 yıl görev başında kalacak Cumhurbaşkanı, diğer yanda karşılarında o cumhurbaşkanının her fırsatta çattığı ve mesela 3 ay sonra artık o koltukta oturmayacakları yüksek ihtimal olan iki bakana kefil olan Başbakan ve baskılardan bunalmış bir Merkez Bankası Başkanı var.

Siz yatırımcı olsanız nasıl düşünürsünüz?

Dolayısıyla Erdoğan’ın Davutoğlu’nun ABD’de yatırımcılarla görüşmesinde kendi çizgisi dışında bağlantılar, gelişmeler beklemesi için endişe etmesi için de bir neden olmamalı ortada.

***

İki programı daha var Davutoğlu’nun.

Birisi 6 Mart’ta BM Genel Kurulu’nda cinsiyet eşitliği ve kadının güçlendirilmesi oturumunda konuşma ve BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun ile görüşme.

Türkiye’nin “Dünya beşten büyüktür” siyaseti ve BM Güvenlik Kurulu’nun adaletsiz işlediği görüşünde bir değişiklik olmadığına göre, bu temasın Erdoğan’ın gözünde bırakın endişe kaynağı olmayı, fazla bir önemi olmadığı dahi yoruma açık.

***

Bir de Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) konuşması var Davutoğlu’nun.

Dış İlişkiler Konseyi malum Washington’daki ABD Dışişleri’nden çok New York’taki yatırımcıların dış politikada görmek istediklerini dile getirmesiyle tanınıyor; mesela Dışişleri’nin İsrail siyasetini Araplara ve İranlılara fazla tavizkar buluyor.

Davutoğlu’nun New York’taki dış yatırımcılara ve CFR’daki dinleyicilerine Türk dış politikası hakkında söyleyeceği yeni bir şeyler var mıdır acaba, Türkiye yatırımlarını çekmeme ve daha fazla yatırım yapmalarını sağlamak için?

***

Herhalde bu da bir endişe kaynağı olamaz değil mi Erdoğan için? Neden olsun?

O halde devletin bir ve iki numarası arasında 9 Mart’ta Erdoğan’ın toplayacağı ikinci bakanlar kurulu öncesinde ABD seyahatinden kaynaklanan bir gerilim olmaz, hatta Hakan Fidan istifası ve ekonomi yönetimi nedeniyle mevcut gerilim de ortadan kalmış olur değil mi, Davutoğlu’nun ABD dönüşünde?