Değiştirilmiş isimler haritası

İsim değişiklikleri tartışması bana yıllar önce Genelkur-may'da gösterilen dev haritaları hatırlattı

On beş yıl kadar önceydi. O zaman çalıştığım Kanal-D adına aldığımız özel bir izinle Genelkurmay’ın çok kişinin bilmediği bölgelerine girme imkânı buldum.
Zemin altı katlara giriş yaptıktan bir aşama sonra artık kamera izni de yoktu.
Genelkurmay’ın harekât kontrol merkezini ilk o zaman gördüm. Türkiye’nin dört bir yönündeki çok geniş bir alanda seyreden bütün uçakların hareketlerinin gözlenebildiği dev ekranın bir söylenti olmadığına tanık oldum. Orası Türkiye’nin kimsenin girmesini arzu etmeyeceği bir savaşta kullanacağı harekât merkeziydi.
O harekât merkezini destekleyen harekat ve istihbarat birimleri de vardı etrafta.
Orada ilginç bir bölüm gösterildi bana. Eşlik eden subaylar ‘Durmayacağız, bizim yürüme hızımızla etrafı gözleyebilirsiniz’ diye uyararak kapıyı açtılar. Uzun bir koridor ve koridorun bir yanına açılan üç yanı kapalı, açık yanı koridorun diğer duvarına bakan çok sayıda bölme vardı. Bölmelerde subay ve astsubaylar yüksek kapasiteli telsizlerle dinleme yapıyorlardı. Dinlemeye çalıştıkları PKK faaliyeti idi. Bölmelerin açıldığı duvar ise, dev ölçek ve boyutta bir haritayla adeta duvar kâğıdı gibi kaplanmıştı. Sanki her bölmede, o haritada hizasına alan dinleniyor gibiydi.
Harita çok ilginçti. Güneydoğu’yu gösteriyordu. İlginç olan bazı yerleşim birimlerinin üzerinde, o yerleşim birimlerinin isimleri altında bir ya da birkaç ismin daha oluşuydu.
Bazı yerleşim birimlerinin ismi altında, onun bir önceki ismi yazıyordu. Ama bazılarının altında iki, üç, hatta dört isim vardı. Demek ki, tarih boyunca pek çok isim değişikliğine maruz kalmışlardı. Mesela önce Süryanice olan bir yer ismine, sonra Ermenice, daha sonra Kürtçe, daha sonra Türkçe isimler konmuş da olabiliyordu. Tarihin o döneminde hangi uygarlık baskın gelmişse, adını da kendisine göre değiştirmişti. Geriye doğru isimleri izlemek, zaman içinde bir ‘uygarlıklar tarihi’ yolculuğu yapmak gibiydi. Ya da dev biri isim-şehir oyunu.
Bu tarihin bir gerçeğiydi. Yalnızca doğuya, şimdi çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı bölgelere de özgü değildi bu durum. Anadolu’nun batı ucundaki Truva’nın adı bile daha önce başka değil miydi?
Ancak burada başka bir öykü de var: Türkiye Cumhuriyeti, evet kendisi de bazı isimleri değiştirmiş, ama daha öncekileri araştırmış, bulmuş ve kayıt altına almıştı. Şimdi oralarda yaşayıp, yerinin eski ismini almak isteyenler varsa, ki bunu talep etmek doğal hakkıdır, bilmesinde yarar var ki, o bildiği de aslında daha değiştirilmiş bir isim olabilir.
Hatırlamak isteyenler için haritalar mevcut. 

Ordudaki solcular devrim yapmış!
Dün yazımı yazarken CNN Türk’te (en sevdiğim siyasi belgesel olan) ‘Oradaydım’ programı devam ediyordu. Romancı Ahmet Ümit, 12 Eylül 1980 askeri darbesi ardından Türkiye Komünist Partisi üyesi olarak gizlice Moskova’ya siyasi eğitim almaya gidişini anlatıyordu.
Moskova yakınlarındaki ‘Marksizm-Leninizm Enstitüsü’nde ders alırken sıkıntılarıyla başa çıkmak için Türk öğrencilerin neler yaptığını da neşeyle anlattı. Mesela ‘Doğu Almanya’daki yoldaşların’ gönderdiği rakıyla çiğ köfte yoğurup âlem yapmışlar.
Bir de 1 Nisan şakası anlattı. Özbek asıllı felsefe hocalarına ‘Biz gidiyoruz’ demişler; ‘Türkiye’de devrim oldu.’ Özbek öğretmen şaşırmış, bizimkiler açıklamış: ‘Meğer orduda solcular da varmış, onların yardımıyla devrim olmuş, yoldaşlar çağırıyor.’ Özbek hoca o zaman inanmış, ama başka inananlar da çıkıp laf yayılınca bizimkiler Türkiye’de solcu askerlerin devrim yaptığı haberinin 1 Nisan şakası olduğunu açıklamak zorunda kalmışlar.
Bu şakaya Türkiye’de geçmişte olduğu gibi bugün de inananlar olduğuna inanmak zor. Ama sanırım Nazi propaganda makinesinin başındaki Goebels’in dediğine geliyoruz: Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa, o kadar çok kişi inanır.
Ahmet Ümit’e mi ne olmuş? Marksizm-Leninizm Enstitüsü’nde okurken Sovyet sosyalizminin kafasındaki özgürlükçü sosyalizm idealine uymadığını anlamış. Ahmet Ümit’i bu kadar iyi bir
romancı yapan belki de bu geçmişi ve yitirmediği ideali. Bu arada, Bab-ı Esrar’ı okudunuz mu?
Hararetle tavsiye ederim.