Demirel: Gün gelir hesap döner

Haberal'ı 'sarılarak' sorguya uğurlayan Demirel 'Bir şey yapama-maktan utanıyorum' dedi

Süleyman Demirel telefondaki ‘Nasılsınız?’ sorusuna ‘İyi filan değilim kardeşim’
diye yanıt verdi dün.
Demirel’i arayış nedenim, ülkede cumhurbaş-kanlığı yapmış bir lider olarak Ergenekon davası nedeniyle gözaltına alınan Başkent Üniversitesi Rektörü Profesör Doktor Mehmet Haberal’ı İstanbul’daki sorgusuna uğurlamak için neden Esenboğa havalimanına gittiğini sormaktı.  Aynı kızgınlıkla yanıtladı: “Hiç kendime has bir hesabım yok. Bu hadise içime sinmediği için gittim. Haksızlıklara karşı oturduğum yerde hiçbir şey yapamamaktan utanıyorum. Yapacak bir şey arıyordum. O yüzden gittim.”
Demirel birbiri ardına, birbirinden ağır cümlelerle konuşmayı sürdürdü:

* “Aylardır ‘Ne zaman Haberal’a sıra gelecek?’ diye yayın yapıldı. Sonunda sırayı getirdiler. Önce suç icat ediliyor, sonra suçlu ilan ediliyor, sonra suça delil aranıyor. Haberal Türkiye’nin bir değeri. Kuşkulandığı bir şey varsa savcı ifadesine burada da başvurabilirdi. Kanunlara karşı çıkan, demokrasiye kasteden biri varsa yakasına yapışın, ona bir şey diyen yok. Ama her önünüze gelenin de yakasına yapışmayın. Böyle hukuk olur mu?”  

* “Haberal’a yapılandan fevkalade rencide oldum. Haberal tıbbın geldiği safhada Türkiye’nin yetiştirdiği değerlerden biridir. Cumhuriyet’e, ülkenin bölünmez bütünlüğüne, çağdaşlığa, modern Türkiye’ye inanmış biridir. Vatanperverdir. Türkiye’de vatanperverliğin zaman zaman bir maliyeti vardır. Kendisine de (Esenboğa’da) söyledim. Vatanperverliğin bedeli ödenir.”

* “Bakın, yarattığınız korku Türkiye’yi ot bitmez hale getiriyor. Nerede kaldı fikir hürriyeti? Bu çarkın içine girip çıkan dilini yutuyor. Bu devirler geçmişte de yaşandı. 13 Eylül sabahı Metris kışlasına alınan Abdullah Gül bugün Cumhurbaşkanı’dır. Devir değişir. Keser döner,
sap döner, gün gelir hesap döner. Bugün suç dediğiniz, yarın suç olmaz. Kaldı ki burada
suçun ne olduğu da belli değil.”
Demirel, yıllardır yakın tanıştığı çoğu bayramı sahip olduğu Patalya otellerinde geçirdiği Haberal’ın Ergenekon nedeniyle başında bulunduğu üniversite ve B-TV aranarak gözaltına alınmasına böyle tepki gösteriyor. Dün belki sadece bu yüzden bile Ergenekon soruşturmasında dönüm noktası sayılabilirdi.
Ama bir de Türkan Saylan’ın durumu vardı. Haberal’ın tıbbi geçmişinde nasıl 2 bin küsur böbrek nakli varsa, Saylan’ın da onu neredeyse azize mertebesine yükselten cüzamla mücadele geçmişi var. Onun üzerine kurulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ ve ‘Haydi Kızlar Okula’ kampanyası var. (Doğan Grubu’ndan Tijen Mergen acaba toplam 36 bin yoksul kız çocuğuna eğitim imkânı veren bu kampanya için mi sorgulanmaya başladı dün?)
Katılırım, bunlar bir insanın suç işlemesine engel sayılmaz. Ama hasta yatağında
Ergenekon nedeniyle, daha açık konuşalım darbe girişimi nedeniyle Saylan’ın üzerine gelinmesini anlamak mümkün değil.
İzmir’de yapılan üçüncü cumhuriyet mitinginde biliyor musunuz Türkan Saylan, kürsünün artık tek hâkimi haline gelmiş Tuncay Özkan tarafından neden konuşturulmadı? Daha önceki bir cumhuriyet mitinginde ‘Ne Şeriat, Ne Darbe’ dediği için. Dün yaptığı basın toplantısında ‘Biz darbeye karşı çıktık. Bu yüzden bizi yeterince Atatürkçü olmamakla eleştirenler oldu’ diye hâlâ kibarca şikâyet ettiği olaylardan biri buydu.
Birileri nasıl Atatürk’ün ismini darbe özlemlerine, maceracılıklarına paravan yapıyor idiyse, bugün de birileri her türlü aykırı fikri caydırmak için bu darbe girişimi soruşturmasını mı paravan yapıyor acaba?
İlk kez bir darbe girişiminin sivil mahkemede yargılanması açısından önem taşıyan Ergenekon davası, bu tip uygulamalarla bir cadı avını da kendi içinde sürdürüyor izlenimi veriyor. Eğer bu bir yöntemse, bilinmeli ki, Ergenekon davasına asıl zararı vermektedir.
12 Eylül ardından Demirel’i tutulduğu Zincirbozan’da ziyarete giden eski Adalet Partililer, yeni kurulacak parti için ‘Doğru Yol’ ismini Fatiha Suresi’ndeki ‘ihdinas sırat el mustakim- bizi doğru yola yönlendir’ ayetinden ilham almışlardı; sloganlarını da oraya atfen ‘Allah doğru yoldan ayırmasın’ diye belirlemişlerdi.
Ergenekon davasında adalet giderek bir sırat köprüsünü andırmaya başladı; kıldan
ince, kılıçtan keskin. Ama bir de İncil’den ‘Matta Kitabı 26:52 ayetten türetilen bir söz var: Kılıçla yaşayan, kılıçla ölür.