Demirel'i özleyeceğiz

Demirel'e kızabilirdiniz, Demirel'i övebilirdiniz, ama her şeyini Cumhuriyet'e borçlu olduğunu söyleyen bu zehir gibi köylü çocuğunun Türk siyasetindeki yerini inkâr edemezdiniz. O kıvrak zekâsıyla bir söz söyler, olaylara bakışınızı değiştirirdi. Onu özleyeceğiz.

Süleyman Demirel’in siyasi hayatını en iyi anlatan cümle “nerede kalmıştık?” sorusudur.

12 Eylül 1980’de ikinci defa bir askeri darbeyle başbakanlıktan devrilen Demirel, 1987’de siyasi yasakların kaldırılması ardından, yıllar sonra ilk kez Samsun’un Bafra ilçesinde, elinde o meşhur fötr şapkasıyla halkın karşısına çıkmıştı.

Otobüsün üzerinden yaptığı konuşmaya giriş, siyasete dönüş cümlesidir: “Nerede kalmıştık?”

***

Demirel’in siyasetteki öyküsü her yıkılışında kolları sıvayıp yeniden yola koyulmakla özetlenebilir.

Dünya siyasi tarihinde iki defa askerler tarafından devrildikten sonra yeniden ve seçimle başa geçen bir başka lider yoktur; Demirel tek örnektir.

Altı defa gidip yedinci defa yeniden başbakanlık koltuğuna oturmuş, ardından Cumhurbaşkanı olup sahneden çekilmiştir.

***

Demirel’i Barajlar Kralı olarak, yoksul köylünün “Babası” olarak hatırlayan da var, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan Hüseyin İnan’ın idamına ön ayak olmasıyla hatırlayan da.

Demirel’i “Yollar yürümekle aşınmaz” cümlesiyle “Konuşan Türkiye” sloganıyla özgürlükçü yönüyle hatırlayan da var, Kahramanmaraş katliamı ardından sarf ettiği “Bana sağcılar ve milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz” sözüyle hatırlayan da.

Hepsi aynı Demirel’dir, ama Demirel’in 40 yıllık aktif siyaset serüveni içinde ayrı dönemleri olmuştur.

***

İlk dönem Demirel’in 27 Mayıs 1960 darbesi ardından siyasete girdiği dönemdir.

Eisenhower Fellowship programıyla gittiği ABD’den dönmüş genç bir mühendis olarak koalisyon ortağı Kurtuluş Savaşı kahramanı İsmet İnönü gibi bir devdir.

Onun ise iki misyonu vardır: Biri kalkınma, altyapı projeleri, barajlar sulama kanalları, yollar ve elektrik; çünkü yoksul Anadolu köylüsünün bunlara hasretini bilir. (Yıllar sonra eski yardımcısı, şimdi Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’na, aslında siyasete kalkınma projeleri için para bulmak amacıyla girdiğini söyleyecektir.)

İkincisi ise 27 Mayısçıların düzmece Yassıada mahkemeleriyle idam ettiği Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın sarsıntısını üzerinden atmaya çalışan Anadolu’nun muhafazakâr seçmenini yeniden demokratik hayata katabilmektir.

***

1965 seçimlerinde oluşan Meclis, halen Türkiye’nin en demokratik, en temsil adaletine sahip Meclis’lerinden birisi kabul edilir.

Demirel Demokrat Parti’nin devamı görülen Adalet Partisi’nin (AP) başbakandır; ülkenin düşük enflasyonla büyüdüğü bir dönemdir.

Soğuk Savaş’ın ortasında Sovyetler’le anlaşma yapıp İskenderun Demir Çelik, Seydişehir Alüminyum gibi tesisleri kazandırabilmiştir.

***

Demirel’in ikinci dönemi 12 Mart 1971 darbesiyle devrilmesiyle başlar.

Şapkasını alıp gitmesinde Mendereslerin idamının ağır izleri vardır.

Bir yıl sonra Denizlerin siyasi nedenlerle idamına önayak olması o nedenle de çelişkili bu olunmuştur.

***

Siyasetin alabildiğine kutuplaştığı, Demirel Başbakanlığındaki Milliyetçi Cephe (MHP ve MSP ile) ve Bülent Ecevit başbakanlığındaki kırılgan dış destekli hükümetlerin birbirini izlediği bu dönem, Türkiye’nin artık bir iç savaş ortamına sürüklendiği dönemdir.

Bu dönem 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle sona erer.

Demirel daha sonra bir mülakatımızda “Türkiye’yi kan gölüne çeviren eylemler 12 Eylül’den 13 Eylül’e nasıl bıçakla kesilir gibi son buldu?” diye Kenan Evren liderliğindeki askeri darbenin sorumluluğunu sorgulayacaktı.

***

12 Eylül sabahından bir sahne.

Askerler kapıda, Nazmiye Hanım kapıda yüzü bembeyaz, aklında şu var: Ya Süleyman Bey de Menderes gibi gider de geri dönmezse?”

O günden sonra ne Nazmiye Hanım artık eski Nazmiye Hanım olacak, ne bunun üzüntüsü Demirel’in yakasını bırakacaktır.

***

12 Eylül sonra Demirel de tıpkı Ecevit, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş gibi siyasetten yasaklıdır.

“Nerede kalmıştık?” der ve yola çıkar.

Demirel’in bu üçüncü dönemi Turgut Özal’ı devirip, yerine bir uzlaşma koalisyonu kurmasıyla başlar.

***

12 Eylül öncesinde Demirel’i protesto gösterilerine katılmış bir ODTÜ’lü olarak sonrasında döneminde genç bir gazeteci olarak siyaset yasaklarının kaldırılması üzerine ondan ilk demeçlerden birini alıp yayınlamak (Evet, Güniz Sokak’a ilk gidişimdi) bana kısmet oldu.

Özgürlüklerden yana tutum alan Demirel ile öyle tanıştım, o yönüne saygı duymaya başladım.

Siyaset yasaklarının kalkması kampanyası, 12 Eylül sonrası toplumun demokratik haklarına sahip çıkmasının ilk girişimi oldu ve kıl payı da olsa başarıya ulaştı.

***

Artık Doğru Yol Partisi’nin başındadır, koalisyon ortağı ise yıllar önce babasıyla koalisyon yaptığı Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) başındaki Erdal İnönü’dür.

Demirel’i değiştiren, 70’lerin hem sözü, hem eli ağır liderinden, uzlaşmaya açık, kapsayıcı liderliğine sevk eden işte o koalisyon olur.

1993’te Özal’ın vefatıyla çıktığı Cumhurbaşkanlığı makamında ayrımcı olmayan, kapsayıcı bir Cumhurbaşkanı olmaya gayretiyle dikkati çeker.

***

Mesela, herhalde Ecevit ile birlikte en sert eleştirilen, en çok karikatürü çizilen, televizyonlarda komedi programlarında kıyasıya hicvedilebilen bir lider olmuş, ama bir iki örnek dışında bu eleştirilere karşı dava kozunu kullanan bir siyasi olmamıştır.

Cumhurbaşkanlığı kapılarının her kesimden, her görüşten insana açık tutulduğu bir dönem olmuştur.

“Meşru zeminlerde çare tükenmez” Demirel’in sözüdür.

***

Demirel’e kızdığınız olmuştur, Demirel’i övdüğünüz de olmuştur.

Ama Demirel hep oradaydı. Siyasetin gri yüzüne renk getirecek bir laf söyler, hem gündemi belirler, hem tartıştırırdı.

Geçen yıl İslamköy’de kendi adıyla kurulan müzenin açılışında, yoksul bir köylü çocuğu olarak her şeyini Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’e, onun kendisi gibi köylü çocukları önüne açtığı fırsatlara borçlu olduğunu gözleri ışıldayarak söylemişti.

Onu özleyeceğiz.