Devletin içinde buz gibi çatışma

Arınç olayı, yalnız kurumlar arasında değil aynı zamanda kurumlar içinde de gerilim olduğunu, 'muhalefet propagandası' diye hafifsenemeyecek şiddette gösterdi
Devletin içinde buz gibi çatışma

Milli İstihbarat Teşkilatı, Genelkurmay Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nü karşı karşıya getiren gelişmeler, Arınç olayıyla zirveye tırmandı.

Ankara’da kurumlar arası çatışma olduğunu söylemek için, siper savaşlarının olmadığı kastediliyorsa, doğrudur.
Kurumlararası çatışma tespitini yapmak için siper savaşlarının başlamasını beklemek gerekmez; öyle bir şey de zaten olmaz.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ‘Çatışma yok, uygulamada sorunlar var. Kriz yok, rahatsızlık var’ demesi de bu çerçevede anlamlıdır ve anlaşılabilir.
Ülkenin cumhurbaşkanı olarak Gül’ün bu kadarını söylemiş olması bile, yaşanan sıkıntının büyüklüğünü gösteriyor.
Anayasa’nın 104. maddesine göre devlet kurumları arasında uyumu gözeten en üst yönetici sıfatıyla çatışma ve kriz olduğu tespitini yapması zaten beklenemez.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olayı etrafında yaşanan gelişmeler, kurumlar arası çatışmanın artık neşter atılmadan halledilemez boyutlara tırmandığını gösteriyor. Gelişmelere biraz yakından bakalım:

* 19 Aralık akşamı Arınç’ın Çukurambar’daki evi çevresinde polis -Arınç’ın koruma polislerinden birinin uyarısı üzerine kuşku duydukları bir araca yaklaşırken iki kişi ortaya çıkıyor ve subay olduklarını beyan ediyorlar. Savcı ve Merkez Komutanlığı olay yerine geliyor. Biri albay, biri binbaşı rütbesindeki subayların evleri de aranıyor, bilgisayar ve sayısal hafıza taşıyan aygıtlarına el konuyor ve ikisi de adli makamlarca serbest bırakılıyor.

Arınç o anda Manisa’da

* 19 Aralık’ta Arınç, halka açık bir programa önceden duyurulu olarak katılmak üzere Manisa’dadır. (Arınç hakkında istihbarat yapmak isteyen en amatör şahsın dahi bu açık bilgiye sahip olması beklenir.) O akşam, Ankara Emniyet Müdürü Orhan Özdemir ile konuşur ve dönünce bilgi almak istediğini söyler. 20 Aralık’ta Manisa’daki programını sürdürür.

* 21 Aralık günkü gazetelerde (ki bu bilgilerin 20 Aralık’ta haber merkezlerine ulaştığı anlamına gelir) Arınç’a suikast şüphesiyle iki subayın yakalandığı haberleri yer almaktadır. Arınç, Özdemir’i 21 Aralık günü çağırarak, Bakanlar Kurulu öncesinde bilgi alır. Sonra da Bakanlar Kurulu’nda olayı basına ilk yansıdığı şekilde anlatır.

* Genelkurmay, 21 Aralık günü açıklama yapmaz, Hükümet de yapmaz, savcılık da... 22 Aralık’ta gazetelerin büyük kısmı suikast iddialarına Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ismini de karıştırır. Gül, Kuveyt’te sorulduğunda, dönünce bu konuda ayrıntılı bilgi alacağını, ancak gelişmelerin üzücü olduğunu söyler.

* 23 Aralık’ta iki gazetede Arınç’ın sözleri vardır. Arınç, Hürriyet’te Ertuğrul Özkök’e ‘Ümit ederim sadece tarassut (izleme) amaçlıdır’ diyerek ilk kez resmi ağızdan suikast olmayabileceği yönünde düzeltme yapmış görünüyordu. Star’da Şamil Tayyar ise Arınç’ın konuyu (28 Aralık’taki) MGK toplantısına görüreceğini askerlere soracağını söylediğini yazmıştı.

* Genelkurmay artık ‘Sükût ikrardan mı?’ soruları sorulmaya başlandığı sırada yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, iki subayın o bölgede Genelkurmay’dan dışarı bilgi sızdıran bir subayın izlenmesi için (Böylelikle Genelkurmay, içinde bir sorun olduğunu ilke kez duyurdu) görevli olduğu, üzerlerinde ve araçlarda silah ve suç unsuruna rastlanmadığı vurgulanıyordu. Genelkurmay’ın subaylardan birisinin ‘yutmaya çalışırken polis tarafından ağzından alındığı’ söylenen ve üzerine Arınç’ın ev adresinin yazılı olduğu kâğıt konusunda kefil olmaması ve sonucu soruşturmaya bırakması dikkat çekiciydi.

Sözlerinin arkasında durmadı

* Arınç dün sabah NTV canlı yayınında işte bu noktaları öne çıkardı ve ‘tevilli ikrar’ saptamasında bulundu. Yani Arınç, Genelkurmay’ın aslında suçlamayı başka görüntü altında kabul ettiğini söylüyordu. Bu açıklama ardından İstanbul’a yola çıktı.  Arınç İstanbul’da televizyon yayıncılarıyla toplantıdayken Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Başbakan Erdoğan ile görüşmek için Başbakanlığa gitti. O görüşme devam ederken televizyoncularla toplantısını sona erdiren Arınç kameralar karşısına geçti ve o zamana dek konuştuğu sözlerden bir kısmının arkasında durmadı.

* Arınç yine subayın su içerken yutmak istediği kâğıttan adresinin çıkmasının ayrıntılarını anlattı. (Ki bu konu Genelkurmay’ın açıklamasında da tatmin edici bir yanıt bulmamıştı.) Ama bunu, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden duyduğunu özellikle vurguladı. ‘Tevilli ikrar ile Genelkurmay’ı mı suçladığı’ sorusuna açık yanıt vermedi. Konuyu MGK’ya taşımakta kararlı mı olduğu sorusunu ise, ben öyle bir şey söylememiştim diye yanıtladı. Sabahtan öğlene kadar Arınç’ın tutumunda bir değişiklik olduğu gözleniyordu.

* Arınç dün, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve sözcülerini kendisini ‘Geçmiş olsun’ diye aramak şöyle dursun, olayı hafifsemekle, altında başka şey aramakla suçladı. Oysa bu olay hakkında en ciddi suçlamalarda bulunan kişi, AK Parti Elazığ Milletvekili Favzi İşbaşaran olmuştu.

‘Hedef Özdemir’ iddiası
* Yıllarca merhum Turgut Özal’ın özel kalem müdürlüğünü de yürütmüş olan, yani devlet yapısını tanıyan bir vekil olan İşbaşaran’a göre, subaylardan birinin adres kâğıdını yutmak için su istemesi bir ‘komedi’ idi. İşbaşaran NTV yayınında, Emniyet teşkilatının üç-dört parçaya bölündüğünü, bunların etkili konumlara gelmek için yıkıcı bir rekabete girdiklerini, hükümeti askerle karşı karşıya getirmeye çalışarak, devlet büyüklerini hayali suikast girişimlerinden kurtardıklarını söyleyerek kendi vazgeçilmezliklerini artırmak peşinde olduklarını, hükümetin bu işin üzerine gitmesi gerektiğini söylüyordu. İşbaşaran, Ankara Emniyet Müdürü Özdemir’in polis içindeki gruplardan birinin hedefi haline geldiği iddiasındaydı.

* Dün başka ilginç senaryolar da vardı. Örneğin Today’s Zaman gazetesinde (eski polis şefi ve Taraf yazarı) Emre Uslu, bu askeri timin, yüksek düzeyli insanların koruma tedbirlerinin delinebilir olup olmadığını kontrol görevini yaparken, ya da iyi yapamazken yakalanmış olabileceklerini öne sürüyordu. NTV yayınına bağlanan eski MİT mensubu Mahir Kaynak ise, Genelkurmay açıklamasında anılan ‘muhbir subayın’ acaba Arınç veya çevresine sızdırma yaptığının askerce tespit edilmiş mi olduğunu, bunu fark eden polisin muhbirin açığa çıkmamasını sağlamak için askerin işini mi engellemiş olduğu sorularını ortaya atıyordu.

* Bütün bu işlerin Kürt açılımından, Erzurum-Erzincan eksenli MİT-Genelkurmay-Yargı gerilimine dek diğer konularla bağlantısı olmadığını düşünenler yanılır. 

* Erzurum’daki tutukluların dün İstanbul’a sevkinin konuşulmaya başlanması, Erzincan Savcısı İlhan Cihaner hakkındaki ‘imar planına aykırı olarak kameriye yaptırdığı’ suçlamasının düzmece ihbara dayandığının ortaya çıkması, bu arada Cihaner’in Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’na verdiği savunmanın hükümet ve AK Parti üst kademelerinde ciddi rahatsızlık kaynağı olmaya başlamasının aynı günlere rastlaması rastlantı değil.

‘KCK da rastlantı değil’
* Emre Uslu’nun Taraf’tayken köşe arkadaşı (Polis Akademisi Öğretim Üyesi) Önder Aytaç’ın bir süre önce ‘KCK operasyonu durduruldu, sokak gösterileri başladı’ mealinde, Emniyet yönetimini suçlayıcı yazısını akla getirircesine, Emniyet tepesindeki operasyon ardından, dün sabah saatlerinde PKK’nın cephe örgütü KCK’ya karşı operasyon başlatılması da rastlantı değildir.

* Onbir ildeki operasyonla dokuz belediye başkanı dahil çok sayıda kişi gözaltına alınmış, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in siyasi tarihimize geçecek ‘Has..tir’ tepkisiyle Kürt Açılımı ayrı bir safhaya girmiştir. Bu sertliğin öne çıkacağı bir safhadır.

* Ve tabii Ankara’da Tekel işçilerinin durumu... MHP Genel Merkezi’ne gitmek isteyen işçiler, polis tarafından Türk-İş Genel Merkezi’nde durduruldu. CHP’ye gideceklerdi, CHP onlara otobüs göndermek istedi. O da engellenince, CHP lideri Baykal, Türk-İş’e gitti ve sevgi gösterileriyle karşılandı.
Hükümet, hoşuna gitmeyen gelişmelerin oluşmasını engelleme, olanların kendi açısından duyulmasını sağlama safhasına giriyor. Yetersiz akıl hocaları nedeniyle de Erdoğan aslında kendi manevra alanını daralttığının farkında değil. Kimlerin kendisini Genelkurmay’la, Yüksek Yargı ile, en son MİT’le, belki yakında Dışişleri ile karşı karşıya getirerek bir çembere almak istediklerini gördüğünde iş işten geçmiş olabilir.
Başta ‘neşter atılması gerekebilir’ dedik. Sahne kuralı gereği, birinci sahnede görünen silah kullanılmadan perde kapanmaz. O neşteri kullanması gereken kişiler, yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’dır.