Diğer gazeteciler de tahliye edilmeli

Belki de mahkeme heyeti, Şık ve Şener'in hükümeti devirmek için karanlık odaklarla işbirliği yapmadığı sonucuna geç de olsa varmıştır, bilemiyoruz.

Ankara’da Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in katıldığı bir toplantıda, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki dosya sayısının tutukluluk süreleri nedeniyle zirve yaptığının konuşulduğu günün akşamında İstanbul’dan tahliye haberi geldi.
Doğrusu umutların kesildiği bir gündü; Ahmet Şık ve Nedim Şener ile birlikte Oda TV davası sanıklarından Coşkun Musluk ve Sait Çakır da tahliye edildi.
Şık ve Şener, 375 gündür içerdeydiler; onların tutuklanması hem Türkiye’de, hem dışarıda gazetecilerin, yazarların tutuksuz yargılanması, tahliye edilmeleri yönünde ciddi kamuoyu oluşmasını sağlamıştı.
Çünkü Şık’ın da, Şener’in de bırakın hükümet devirmek için kurulan ve derin devlet içinde bağlantıları olan karanlık yapıların içinde yer almak, onları ortaya çıkarmak için yazıp çizdiği yaygın olarak biliniyordu.
Savcı onları hükümeti yıkmak için kurulan terör örgütü içinde yer almakla suçlasa da, onlar ‘Gazetecilik faaliyeti nedeniyle hapiste olan gazeteci yok’ yolundaki hükümet tezinin karşı-kanıtı gibiydiler.
Coşkun Musluk ve Sait Çakır kamuoyunca yaygın tanınırlığı olan gazeteci-yazar takımından değiller; Oda TV yazarları arasında oldukları için yargılanıyorlar. (Oda TV davasından yargılanan Doğan Yurdakul da geçenlerde sağlık nedeniyle tahliye edilmişti.) İsimlerini son olarak Musluk, Mustafa Balbay’ın, Çakır da Tuncay Özkan’ın hücre komşusu olarak verildiklerinde duymuştuk.
Balbay ve Özkan’ın tutukluluk süreleri 3 yılı buldu; bunun son bir yılı tek başlarına (son on gün dışında) geçti.
Mahkeme Şık ve Şener’in tahliyesine ‘suç vasfının değişme ihtimali ve tutuklu kaldıkları süre’ gerekçesini verdi.
Bir anlamı, istenen en yüksek cezayı alsalar da en fazla alacakları ceza kadarını zaten yattılar demektir. Bu hesap 12 Eylül adaletinin, ya da doğrusu 12 Eylül adaletsizliğinin temelidir, pek kötü bir şöhrete sahiptir. Suç vasfının değişmesinden kastın ne olduğu henüz tam açıklanmış değil. Belki de Mahkeme heyeti, Şık ve Şener’in hükümeti devirmek için karanlık odaklarla işbirliği yapmadığı sonucuna geç de olsa varmıştır, bilemiyoruz.
Aynı davadan yargılanan Müyesser Yıldız ve Yalçın Küçük için demek ki bu koşullar henüz tutmuyor, mahkemeye göre.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın söylediğinin şu kısmı doğru: Bazı listelerde yargılanan gazeteciler arasında sayılan ve gazetecilikle ilgili olmayan şekilde tecavüz ve soygun suçlamalarından yargılanan birer kişi var. Bu iki kişinin durumunu ortada silah, külah olmadan, örgüt yapılanması ortaya konulmadan, yalnızca yazıp, çizip, konuştukları ve temasta oldukları nedeniyle bu kadar kalem erbabına genelleştirmek doğru değil.
Gazeteci kimliği taşımış olmanın (tıpkı milletvekili, ya da bürokrat kimliği gibi) kimseye suç işleme, ya da yargılanmama ayrıcalığı vermemesi gereği doğru. ‘Yazdıklarından dolayı içeride kimse yok’ söylemini çok kullanmanın ona içeride ve dışarıda inandırıcılık getirdiğini sanmak ise doğru değil.
Doğrusu, yazıp çizdiklerinden dolayı yargılananların, tutuksuz yargılanması gereğidir.
Son bir not: Dün bu tahliye karı açıklanınca, bürokrat kökenli yazar, adını vermeyeyim, ‘E’ ile başlıyor, sosyal medyada ‘Artık Doğan grubu Şener ve Şık’a iş verir’ diye yazdı. Bürokrasiden değil, gazetecilikten gelen bir meslektaş da -‘A’ ile başlıyor- bu temenninin hemen yayılmasına katkıda bulundu. Yapmayın arkadaşlar, size de lazım olur adalet, bu yaptığınız doğru değil.