Dinlemeler böyle devam edemez

Telefon dinlemeleri dün Türkiye'nin siyasi gündemindeydi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, sabah saatlerinde İtalyan Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano...

Telefon dinlemeleri dün Türkiye’nin siyasi gündemindeydi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, sabah saatlerinde İtalyan Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano ile görüşmesi sırasında gazetecilerin soruları üzerine şunları söyledi:
“Adaletin zedelenmemesi gerekir. Tabii ki hukuk devletinde dinlemeler nasıl olur, nasıl yapılır bunlar çok açık şekilde tespit edilmiştir. Yeri geldiğinde kanunların emrettiği şekilde dinleme yapılıyorsa buna özen göstererek yapılması gerekir.”
Ancak bir gün önce görüştüğü Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, dinlemelere imkân veren yasalarda bir sorun olduğunu ve bunun düzeltilmesi gerektiğini söylemişti.
Dün İstanbul’da konuşan Adalet Bakanı Sadullah Ergin de, mevcut yasalardaki en tartışılan konulardan biri olan Adalet Bakanlığı müfettişlerine yetki verilmesi konusuna değindi, ancak bu konuda bir değişiklik işareti vermedi.
Ergin’in, önceki gün Cumhurbaşkanı ile görüştükten sonra katıldığı Bakanlar Kurulu’nda alınan kararlarla dinleme yasalarında yapılacak değişiklikler, şimdilik yalnızca usulsüz dinlemelere verilecek cezaların daha caydırıcı kılınmasıyla sınırlı. Bu hiç yoktan iyi olsa da, Yargıtay’ı tatmin edecek, itirazları dindirecek bir adım değil.
Nitekim dün CHP grubunda Deniz Baykal, MHP grubunda Devlet Bahçeli, DTP grubunda Ahmet Türk, telefon dinlemelere kendi açılarından itiraz dile getirdiler. Meclis Genel Kurulu’nda dinlemeler yasal ve yasadışı boyutlarıyla tartışıldı.
Muhalefet, telefon dinlemelerin her aşamasında yargı mensupları karar makamında olsa da, yasaların o şekilde tasarlanmış olmasından dolayı, uygulamanın iktidarın bir siyasi baskı aracına dönüştüğü iddiasında.
Özellikle DTP’li Selahattin Demirtaş’ın Genel Kurul’da söze ‘Biz zaten 24 saat dinleniyoruz’ diye söze başlayıp, yarın bu dinlemeler size de dönebilir diye bitirdiği bölüm etkileyiciydi.
Hükümetin, şu an belki siyasi amaçlarına hizmet ediyor görünse de toplumda bu kadar tepki ve tartışmaya yol açan dinlemeler konusunun böyle devam edemeyeceğini görmesi gerekiyor. Yeni yasal düzenlemeye gidilmeli ve o yeni zemin hem suç ve suçluyla mücadele, hem de toplum ve bireylerin haklarını gözetici bir dengeye uygun olmalı.

Kürtçe seçmeli ders
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 10 Kasım’daki Meclis Genel Görüşmesi’nde, seçmeli ders konusundan söz etmiş, ancak bunu ortaeğitim için mi, yükseköğretim için mi söylediği konusu açıklık kazanmamıştı.
CHP lideri Deniz Baykal bu belirsizliği gördü ve işlemeye başladı.
10 Kasım’daki konuşmasında değindi, dün Meclis’teki grup toplantısında bu konu üzerinde
özellikle durdu. Kürtçe seçmeli ders, eğer yükseköğretim bünyesinde kurulacak enstitüler çerçevesinde
olacaksa, buna CHP’nin de fazla bir itirazı yok. Ancak ortaeğitimde iş değişiyor; çünkü ortada Anayasa’nın 42’nci maddesi var ve bu madde Anayasa Mahkemesi’nce rahatlıkla giriş maddelerine bağlanabilir.
Ancak tartışma bununla sınırlı kalmayabilir.
AK Parti içinde bu konuda fikir birliği yok. Bir kesim milletvekili, ortaeğitimde Kürtçe seçmeli ders verilmeyecekse, açılımın yarım kalacağını düşünüyor.
Bir kısım AK Partili ise buna karşı ve yeni siyasi sorunlara yol açabileceği düşüncesinde.
Kürtçe seçmeli ders konusu önümüzdeki sürecin en hararetli iç politika konularından biri olacak gibi görünüyor.

İran’la nükleer anlaşma
Önümüzdeki sürecin en hararetli dış politika konularının başında ise İran geliyor.
İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumu Türkiye’ye emanet ederek anlaşmalar çerçevesinde Rusya’dan nükleer santral yakıtı alma projesi üzerinde eğer anlaşılırsa, bu AK Parti hükümetine tahmin edilemeyecek bir kredi getirebilir.
Önceki gün konuştuğum bir Amerikalı yetkili, İran’ın bu anlaşmayı kabul edip etmeyeceğinin henüz belli olmadığını, ancak kesinleşmesi halinde Türkiye’nin bölgesindeki siyasi ağırlığının bir sıçrama yapmış sayılacağını söyledi.
Böyle bir durumun, İsrail’in endişe gerekçelerini de büyük oranda ortadan kaldıracağı için bölgedeki gerilimin düşmesine yardımcı olacağı düşünülüyor.
Ayrıca ABD, Rusya ve AB’nin desteğini alacak böyle bir anlaşma, Ermenistan ile protokol sürecini tıkayan Karabağ görüşmeleri üzerinde de olumlu bir etki meydana getirebilir.
Anlaşma sağlanırsa, İran’ın belli bir miktarda zenginleştirdiği uranyum, İstanbul, Çekmece’deki nükleer araştırma merkezinde emanete alınacak.