Dış mihraklar kimlerden öğreniyor?

Türkiye dikensiz gül bahçesine dönse, medya bu gösterileri yazmasa, bir kare görüntü vermese, bu olan bitenin bugünün dünyasında gizli kalması mümkün mü?

Tamam, ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Türkiye üzerine kimsenin hesap yapma çabasında olmadığını öne sürecek kadar saf değilim, tıpkı herkesin derdinin Türkiye olduğunu düşünecek kadar saplantılı olmadığım gibi.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD ve AB yetkililerinden gelen ve kendi vatandaşlarına nasıl davranması gerektiği üzerine akıl veren eleştiri ve önerilere ne kadar kızdığını da tahmin edebiliyorum. Ama Taksim’deki Gezi Parkı’nın yıkılmasını protesto eden küçük bir gruba polisin aşırı güç kullanmasıyla ülke çapına yayılıp bugün ikinci haftasını geride bırakan huzursuzluğu sadece dış mihraklara, faiz lobilerine vs. bağlamak ne kadar doğru?
Aşağıda kötü ışıkta çekilmiş ama önemli bir fotoğraf var; Türkiye’nin Vaşington Büyükelçisi Namık Tan’ın Twitter hesabında yayımlandı. 






 

 

Tan resmin solunda... Ortada, yüzünde “Peki, şimdi ne olacak?” ifadesiyle bakan kişi, daha önce İngiltere’nin Ankara ve Paris büyükelçiliklerini de yürütmüş olan kurt Vaşington Büyükelçisi Peter Westmacott. Sağda, bir eli Westmacott’un omzunda iken Tan’a heyecanlı el hareketiyle bir şeyler söyleyen kişi ise ABD Dışişleri Bakanı John Kerry. Birkaç gün önce Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu arayıp Taksim gösterilerine dair tepkisine tepki verdiği kişi.
İşte hem Erdoğan, hem AK Parti sözcüleri, gösterileri ve protestocularla polis arasındaki olayları duyuran basına biraz da bu yüzden kızgın. Onlara göre, yabancı basın böylece öğreniyor, ülke ve çıkar grupları da bunu ülke ve hükümet aleyhine kullanıyor.
Peki, Türkiye hükümet açısından dikensiz gül bahçesine dönse, medya bu gösterilere dair bir satır yazmasa, bir kare görüntü vermese, bu olan bitenin bugünün dünyasında gizli kalması mümkün mü? Şimdi aşağıdaki fotoğrafa bakın lütfen: 









 



İstanbul’daki Alman Başkonsolosu Jutta Wolke’nin Taksim’de ne olup bittiğini görmek için ne medyaya ne ajanlara ihtiyacı vardı olaylar sırasında, pencereden bakması yeterdi. Aradan on küsur gün geçtiği halde hâlâ kaldırılmayan derme çatma barikatlar önünde bugün çoluk çocuk hatıra fotoğrafı çektiriyor.
Ya da Ankara’da olan bitenleri bilmek için ABD Büyükelçisi Frank Ricciardone’nin, diyelim ki Türkiye’de hiç Amerikan ajanı olmasa, basın hiç yazmasa dahi, çalışma odasının perdesini aralaması yeterli; her şey Kennedy Caddesi’nin köşesinde oluyor zaten.
Şimdi, internetin bizlerin haberleşme güvenliği için değil, Amerikan askeriyesinin haberleşme güvenliği için tasarlanıp, ısmarlanıp icat edildiği doğru. Son istihbarat sızmaları bir daha kanıtladı ki sosyal medya, başta Amerikan olmak üzere Batılı istihbarat servislerinin gözetlemesine açık durumda.
Öte yandan, sosyal medyanın ifade özgürlüğünün kısıtlandığını düşünen insanlara bir haberleşme zemini sağladığı da doğru. Yani bu bir neden değil, bir sonuç.
Oysa görüyoruz ki AK Parti, sosyal medyanın hükümet icraatına etkisini gidermek için kolları sıvamış durumda. Partinin sosyal medya sorumlusu Ali Şahin’in Göksel Bozkurt’a demecinde ‘Yalan tvit, bombalı araçtan tehlikeli’ bakışı akla yeni kısıtlamalar getiriyor. AK Parti protestolara karşı kontr-mitingler gibi, kontr-tvit’ler atacak ekipleri kolaylıkla organize edebilir. Ama bu, Türkiye’yi Batı dünyası ve onun demokratik standartlarına yaklaştırmaz.