Dış politika ve Genelkurmay'ın bakışı

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz hafta Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile yaptığı görüşmede konuştukları açıklanmadı.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz hafta Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile yaptığı görüşmede konuştukları açıklanmadı. Diplomasi kulisine sızan bilgiler, iki liderin Irak'taki son durum ve Suriye'nin İsrail ile ilişkilerini konuştuğunu gösteriyor.
22-23 Aralık'taki geziden önce, Erdoğan'ın ABD Başkanı George Bush ile bir telefon görüşmesi yaptığı biliniyor. Görüşmede Erdoğan'ın Bush'a hem 17 Aralık AB zirvesi çerçevesinde Türkiye'ye verdiği destek, hem Irak'ta, Musul yakınlarında 5 Türk polisinin katledilmesi ardından gösterdiği işbirliği için teşekkür ettiği, Irak'taki PKK varlığı konusunu bir kez daha gündeme getirdiği Başbakanlık tarafından duyuruldu.
Bush'un görüşmede ne dediği ise açıklanmadı. Ancak ABD Başkanı'nın daha birkaç gün önce yaptığı bir konuşmada İran'ı nükleer programı için bir kez daha uyardığı, Irak'ta 30 Ocak'ta yapılması planlanan seçimler öncesi güvenlik durumunun kötüye gidişinden ve Suriye'nin topraklarından terörist sızmaları önleyemediğinden söz etmiş olması bize bir fikir verebilir. ABD'nin bu gibi nedenlerle Suriye'ye ambargo uygulamayı planladığı da sır değil; Amerikan basını yazıyor.
Erdoğan'ın ikili görüşmede "ABD şöyle diyor, ayağınızı denk alın" demiş olması düşük ihtimal. Öncelikle Türkiye, örneğin ambargo gibi netameli bir konuda AB çizgisine daha yakın duruyor. Ama Türkiye'nin ABD ve AB'nin endişelerini, kendi çıkarlarıyla harmanlayıp Suriye'yi, Irak ve İsrail'le ilişkileri konusunda iknaya çalıştığı söylenebilir.
Erdoğan 27-29 Temmuz'da İran'a yaptığı ziyaret öncesinde de Bush ile başka çerçevede açıklanan bir telefon görüşmesi yapmış, Tahran'da İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ile yaptığı görüşmede, İran'ın nükleer programını denetime açmada AB ile işbirliği yapması gerektiğinin konuşulduğu daha sonra ortaya çıkmıştı. Önceki akşam Ankara'ya gelen İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi ile Irak seçimlerinin baltalanması çabasında Saddam yanlısı gruplar ve Kuzey'de bağımsızlık isteyen Kürt grupların varlığının yanı sıra İsrail'in bu tablodaki yeri de konuşuldu.
Türkiye'nin oynadığı rolün ve Erdoğan'ın ziyaretlerindeki ikili görüşmelerin basit bir postacılık sınırının ötesinde bölgedeki siyasi gerilimin düşürülmesi ve yeni müdahalelerin önlenmesi çerçevesinde olduğunu düşünmek için yeterince veri var. Türkiye'nin hem bölge ülkeleri, hem ABD'ye olan kanallarının açık olması da bunu gösteriyor.
Türkiye, gerçekten kritik bir coğrafyada, kritik bir zamandan geçerken, tarihi adımlar atıyor. Bunların başında AB üyeliği doğrultusunda geride bırakılan önemli 'müzakere kararı' aşaması geliyor. Gölgede kalan bir gelişme de Türkiye'nin şubatta devralacağı NATO Afganistan gücü. Bu görev, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve Türk dış politikasının önümüzdeki dönem üstlenebileceği daha da kritik görevler açısından bir sınav olacak.
Bütün bunları söylemenin bir anlamı var.
Ankara, bu hassas zamanda bir yandan ABD ve AB ile, yani Batı dünyası ile ilişkilerini hem siyasi, hem askeri alanda bir üst düzeye çıkarıyor. Diğer yandan da bölge ülkeleri nezdinde siyasi istikrarı temel alan bir hat izlemeye çalışıyor.
Bu aşamada, Türkiye'nin kendisini dışında tutmaya çalıştığı Irak cehennemine çekebilecek, ABD ve AB ile ilişkilerini koparabilecek öneriler ortaya atılıyor. Bunlar, milliyetçi söylemle hipnotize edilebilen yığınlar üzerinde etkili olabiliyor.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün dün Sarıkamış faciasının 90'ıncı yıldönümü nedeniyle yayımladığı mesaj ise Ordu'nun Türkiye'nin başını daha büyük belalara sokabilecek bu tür iddialı çıkışlardan yana olmadığını gösteriyor. Mesajın en kilit cümlesi şu: "Sarıkamış, yönetim biliminde; hayal ile gerçek ve yönetilemeyen risk ile yönetilebilir riskin ne anlama geldiğini gösteren en güzel örnektir."
Bir yönüyle Enver Paşa'nın Pantürkist hayallerle on binlerce askeri plansız, hazırlıksız Allahuekber Dağları'na sürüp donmaya terk etmesinin eleştirisi olan mesaj, Genelkurmay'ın bugünün Türkiye'sinde maceracı dış politika arayışlarına da kapalı olduğunu gösteriyor.