Dış politikada ince ayar manevraları

IŞİD'in uzun süredir tartışıldığı üzere bir numaralı düşman sayılmaya başlamasından, Kıbrıs'ta alınan "ikinci referandum" ihtimaline kadar, dış politikada adeta koalisyon kurulmadan değişimin başladığı işaretleri alınıyor.

Türk dış politikasının 7 Haziran seçimlerinin zorunlu kıldığı bir koalisyonda, koalisyon yine AK parti tarafından kurulsa dahi tek başına AK Parti dönemindekiyle aynı olmayacağı aşikâr.

AK Parti hükümetlerinde önce dış politika danışmanlığı, daha sonra Dışişleri bakanlığı, şimdi de Başbakanlık yapan Ahmet Davutoğlu’nun bunu görmemesi imkânsız.

Üstelik ortada iki seçenek olduğuna göre, CHP ya da MHP ile kurulması muhtemel koalisyonlarda dış politikadaki değişiklik talepleri de farklılık gösterebilir.

***

Örneğin Suriye konusunda CHP Türkiye’nin sınırlarını korumaya, müdahaleci olmamaya yönelik bir tutumdan yanayken, MHP hem Suriye, hem Irak’ta daha müdahaleci programla gelebilir.

Örneğin CHP Avrupa Birliği konusunda AK Parti hükümetlerini ihmalkârlıkla suçlarken, MHP’nin AB’ye öteden beri mesafeli bakışı baskın gelebilir.

Biraz muhtemel koalisyon ortaklarının sert değişiklik taleplerine muhatap olmamak amacıyla, biraz değişen bölge şartları nedeniyle 7 Haziran sonuçlarını fırsat bilerek Davutoğlu’nun dış politikada ince ayarlarla değişikliğe gitmeye başladığının işaretleri alınıyor.

***

Örneğin, neredeyse bir iki hafta öncesine dek Beşar Esad’ın devrilmesi çabasını IŞİD’le mücadele şartı gören, IŞİD’le savaşan PYD’yi halka “IŞİD’ten tehlikeli” olarak yansıtan resmi çizgi, sessiz sedasız IŞİD’i Türkiye’nin de bir numaralı düşmanı olarak vazeden bir hatta geçiyor.

Bunun somut sonuçlarını yakında hem Suriye, hem Irak’ta görmeye başlayabiliriz.

CHP’nin hep örnek verdiği Mısır ile ayrıca İsrail ile de yeni temaslar söz konusu olacak gibi.

Böyle bir gelişme yalnızca ABD ile ilişkileri değil, İran ve Rusya ile ilişkileri de rahatlatacaktır.

***

Örneğin, Batı ile uzaklaşıp Ortadoğu/Arap işlerinin içine fazla dalmanın sonuçlarını 7 Haziran’dan sonra daha iyi okumaya başlayan Dışişleri, AB ile ilişkilerde yeni bir arayış içinde görünüyor.

Bu arayış Kıbrıs’tan başlayabilir.

Hatta Mustafa Akıncı ile Nicos Anastasiades’in görüşmeleri yine “Kıbrıs Elen adasıdır, Türk adasıdır” tartışmasına takılmazsa, 2004’de Annan Planının Rumlar tarafından reddedilmesi ardından ikinci bir referandum 2016’nın ilk aylarında söz konusu olabilir.

***

Kıbrıs Türkiye’nin AB ile tek sorunu değil; ama aradaki en büyük engel gerekçesi.

Türkiye’nin Arap Baharının başlaması ardından yüzünü Orta Doğu işlerine fazla dönmesinden önce de AB ekonomik krizle uğraşmaya başlamıştı; işte bugünlerde Yunanistan’ın durumu ortada.

Kimsenin Türkiye ile uğraşmaya ne vakti, ne isteği vardı. Ama Avrupa’da da Türkiye’yi uzak tutmanın sonuçları, özellikle de Afrika’dan, Orta Doğu’dan göç dalgası yükseldikçe daha fazla hissedilmeye başladı.

***

Türkiye’nin içeride yeniden demokratikleşme ve hukuk devletine ağırlık vermeye başlamasıyla dışarıda AB ile ilişkileri geliştirme çabası el ele gider.

Kıbrıs sorununun aradan kalkması, Türkiye’nin;

1- “Önce Yunanistan, sonra AB ve genel olarak Batı ile ilişkilerinde görünür düzelme sağlar,

2- Kıbrıs Türklerinin dünyadan yalıtılmış haline son verir, onları uluslararası sisteme katar,

3- Doğu Akdeniz’deki siyasi gerilimi azaltır, ekonomik işbirliği imkânlarını geliştirir,

4- Ve İsrail ve Mısır’la ilişkilerin de seyrine bağlı olarak Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının bütün bölge halkları çıkarına kullanılmasına imkân verir.

***

Türk dış politikası son yıllarda hükümetin en çok eleştirilen alanlarından birisi oldu.

Bunda elbette bölgenin dört bir köşesinde Türkiye tarafından sebep olunmayan, Türkiye’yi etkileyen, ilerleyen aşamalarında Türkiye’nin de dâhil olduğu, bazılarına fazla dâhil olduğu krizlerin payı vardı.

Ama Meclis denetimini önemsemeyen, muhalefetin sesine pek kulak asmayan bir siyaset anlayışının da payı vardı.

***

Seçimlerle ortaya çıkan ve Meclis’i yeniden sesine kulak verilmesi gereken bir role yükselten siyasi tablo sanki ilk değişim işaretlerini de dış politikada ortaya çıkarmaya başladı.

Henüz somut adımlar görmeye başlamadık, ama son haftalarda diplomatik kuliste gözlenen hareketlilik sanki olumlu yönde değişim umuduna yol açıyor.

İnsanın aklına bunun acaba bir koalisyon hükümetine yumuşak geçiş hazırlığı mı olduğu sorusu takılıyor.