Dış politikada "Yalnız Kurt" dönemi

Türk seçmeninin çoğu dışarıya, özellikle de Batı'ya kafa tutulmasından hoşlanıyor; çıkarlarını ABD ve AB ile ilişkilerde görmesine rağmen onlara karşı söylemde teselli buluyor. Ve bu ortamda Cumhurbaşkanı Erdoğan, dış politika konusunda da giderek tek belirleyici konumuna doğru ilerliyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan neden son birkaç gündür mesela Amerikan The New York Times gazetesinin Türkiye üzerine yazısını iç işlerimize müdahale görüyor, “Haddini bil, sen kimsin” türü çıkışlarla yerden yere vuruyor biliyor musunuz?

Çünkü iç politikada işe yarıyor.

Bu çıkışlar seçmenin milli hislerini okşuyor, dış politikayı oya tahvil edilebilir şekilde ekonomik etkilerin ve artık dinsel etkilerin yanı sıra iç politika cinsinden ifade etmesine yarıyor da ondan.

***

Dışarıdan, ama özellikle Batıdan herhangi bir gazetenin, siyasetçinin, hatta en iyisi zaten “monşer” yaftası taşıyan bir diplomatın Türkiye’deki yönetime dair herhangi eleştirisini seçim meydanlarına taşıyıp günlerce orada tutmasının böyle işlevsel bir zemini var.

Nereden mi biliyoruz bunu?

İstanbul’daki Kadir Has Üniversitesi dün bir araştırma yayınladı (www.khas.edu.tr). Araştırmanın başlığı “Türk Dış Politikasında kamuoyu Algıları” ve içinde birbirinden ilginç bulgular var.

***

Mesela seçmenin yüzde 39’u Türkiye’nin şu dünya üzerinde kendisinden başka dostu olmadığına inanıyor.

“Türkün Türkten başka dostu yoktur” sözü yıllarca MHP’nin sloganı oldu ama anlaşılan AK parti iktidarında vücut bulmuş.

Çünkü ikinci sırada yüzde 38 ile tek dostumuzun Azerbaycan olduğuna, yüzde 9 ile Kıbrıs Türkleri olduğuna inananlar bulunuyor; yani halkımızın yüzde 86’ya yakın bir kısmı tek başımıza kalmayacaksak da sadece Türklerden dost edinmemizden yana görünüyor.

***

Bunu “Türkiye dış politikasını yürütürken hangi ülke, ya da ülkelerle birlikte hareket etmelidir” sorusuna verilen cevaplarda da görüyoruz.

Cevaplarda ilk sırayı “Tek başına yürümelidir” diyen yüzde 22’lik kesim almış.

İkinci sırada bir yüzde 20’lik “Müslüman ülkeler bulunuyor ama yüzde 19 ile üçüncü sıradaki Azerbaycan ve yüzde 16 ile dördüncü sırada bulunan “Türki Cumhuriyetler” cevabıyla birlikte ele alırsak toplamda 57 gibi bir kesim, “Yalnız Kurt” mümkün olmazsa bari Bozkurt olsun der gibi.

Çünkü mesela “Türkiye için AB üyeliğinin alternatifi ne olabilir?” sorusuna yüzde 28 ile en çok verilen yanıt, öyle bir şeyin izi bile olmadığı halde “Türk Birliği kurulmalı” olmuş.

O kurulur mu, bilinmez, ama Azerbaycan kendimizden sonra en sevdiğimiz ülke ama, o açıkça görünüyor.

***

Burada bir saptama yapmamız gerekiyor.

Erdoğan’ın dış politika baş danışmanı ve şimdi aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Kalın “Değerli yalnızlık” kavramını ortaya attığı zaman çoğu kişi bunu dış politikada yaşanan mevzi kayıplarını izah etmek için bulunmuş bir kavram olarak eleştirdi.

Oysa şimdi görebiliyoruz ki, bu kavram seçmen eğilimlerini yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda dış siyasette yaşanan sorunları iç siyasette destansı bir niteliğe büründürüp oya tahvil etmenin zeminini sağlıyor.

Eskiden Türk futbolunda “Şerefli mağlubiyet” diye bir kavram vardı, yıllarca hepimiz gerçekten inanmıştık, biraz ona benziyor, ama günlük siyasette başarılı olduğunu kabul etmemiz lazım.

***

En çok tehdidin araya giren ABD’yi saymazsak (yüzde 35, ama yüzde 13’de onunla birlikte yürünmesi gerektiğine inanıyor) komşulardan geldiğini düşünüyoruz.

Sırasıyla İsrail (yüzde 42), Suriye (22), Ermenistan (20), İran (15), Irak (11), Yunanistan (11) ve Rusya (10)…Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye güvenilir ve samimi davranmadığına (yüzde 68) ve Türkiye’yi ancak 15 yıl sonra (alırsa) üye alabileceğine inanıyoruz.

***

Buradaki en ilginç sorulardan birisi AB’ye tam üye olamazsak “imtiyazlı ortak” olmamıza seçmenin nasıl yaklaştığı sorusu; istemeyenlerin oranı yüzde 32, olumlu bakanlar yüzde 23.

Ama asıl ilginç olan “Ne olumlu, ne olumsuz” diyenlerin oranı: tam yüzde 45.

Üniversite Rektörü Mustafa Aydın bu durumu, kamuoyunun yarıya yakının bu konuda etkiye açık olduğu şeklinde yorumluyor; yani siyasi liderliğe göre kolaylıkla yönlendirilmeye müsait bir konu.

***

Peki, hali hazırda Türk dış politikasını kim yönlendiriyor?

Araştırmaya göre Dışişleri Bakanlığı hâlâ ilk sırada.

Ama Cumhurbaşkanlığı inanılmaz bir yükselişte. Örneğin 2013’te yapılan benzeri bir araştırmada “hangi kurumlar dış politikaya katkıda bulunmalıdır?” sorusuna Cumhurbaşkanı diyenler yüzde 8,8 iken bu yıl yüzde 25,8’e, neredeyse üç katına yükselmiş.

“Hangisi daha aktiftir” sorusuna ise 2013’te verilen Cumhurbaşkanı cevabı yüzde 7,7’de kalırken, bu yıl neredeyse 6 kat artışla yüzde 41,9 olmuş; hükümet ve başkanın hayli önünde.

***

Özeti şu:

Türk seçmeninin çoğu dışarıya, özellikle de Batı’ya kafa tutulmasından hoşlanıyor; çıkarlarını ABD ve AB ile ilişkilerde görmesine rağmen onlara karşı söylemde teselli buluyor.

Ve bu ortamda Cumhurbaşkanı Erdoğan, dış politika konusunda da giderek tek belirleyici konumuna doğru ilerliyor.

Sonuç:

Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ve AK Parti iktidarı formülü devam ettiği müddetçe Türk Dış Politikasında bugünkünden çok farklı bir çizgi beklenmemeli.