Diyanet İşleri Başkanı'nın Mekke'deki özeleştirisi

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in  Mekke'de yaptığı 'vakfe' duasındaki  en güçlü ifade  "Şiddetin adını cihad, zulmün adını zafer koyduk" cümlesi. Görmez bu özeleştiriyi andıran duasında adres vermiyor. Ancak bu El Kaide ve IŞİD'i kınadığı 17 Ağustos konuşmasının devamı gibi

Dün Kurban Bayramı arifesinde Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in Mekke’deki Türk hacı kafilesine yaptığı “vakfe” duasında söylediklerini dinlediniz, ya da okudunuz mu?

Bence vaktiniz olursa bir göz atın.

Çünkü Allah’tan af dilerken söyledikleri aslında İslam dünyasında yapılıp edilenler adına önemli bir özeleştiri niteliği taşıyor.

***

“Her işimize Rahman ve Rahim isimlerini başlangıç eyledik” diyor Görmez ama devamını şöyle getiriyor:

“Böldük, bölündük, kendimizi tek hakikat yolcusu ilan ettik, birbirimizi küfürle itham ettik. Kendimizi, düşüncemizi, mezhebimizi, meşrebimizi kutsadık. Şiddetin adını cihad, zulmün adını zafer koyduk. Senin rahmet dinini, “korku dini” zannedenler varsa, sorumlusu biziz.”

Buradaki en güçlü ifade sanırım “Şiddetin adını cihad, zulmün adını zafer koyduk” cümlesidir.

***

Görmez bu özeleştiriyi andıran duasında adres vermiyor.

Ama söyledikleri 17 Ağustos’ta 81 il müftüsüne hitabında El Kaide ve Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi örgütleri “terörist” olarak kınamasını hatırlatıyor.

Görmez o konuşmasında Türkiye’deki İslamcı kesimlerde gereksiz bir savunma refleksi olarak öne çıkarılan “dış mihrakların komplosu” söylemini de kınamış, velev ki komplo dahi olsa “Peki, bu komplonun tutmasında bizim bünyemizin hiç mi zaafı yoktur?” sorusunu sormuştu.

Görmez’in o konuşması Diyanet tarafından 10 Ağustos’ta “DAEŞ Terör Örgütünün Hedefi, Faaliyetleri ve İslam Anlayışı” başlıklı raporun bir devamı gibiydi.

Dün Mekke’deki duası da 17 Ağustos konuşmasının devamı gibi.

***

Görmez’in bu önemli konuşmayı yaptığı dün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Moskova’daki 10 bin kişilik Merkez Camii’nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından yeniden açılması törenine katıldı; tamir çalışmalarına Türkiye de katkıda bulunmuştu.

Suriye iç savaşı sırasında doğup büyüyen IŞİD Türkiye gibi Rusya’nın da korkulu rüyası.

Rusya’nın 150 milyona yakın nüfusunun yüzde 15’e yakınının Müslüman olduğu tahmin ediliyor. Müslümanların çoğu Orta Asya ve Kafkaslarda yaşıyor ama mesela sadece Moskova’da iki milyon Müslüman yaşadığı yolunda tahminler yapılıyor.

***

IŞİD terörizminin kökenleri konusunda Ankara ve Moskova farklı düşünüyor.

Erdoğan’a göre, işin kökeninde Beşar el-Esad rejiminin zulmü var, iç savaş da ondan çıktı.

Putin ise Esad’ı devirmek uğruna Türkiye ve başta ABD olmak üzere Batının, İslamcı örgütlere göz yumduğu iddiasında.

***

Putin’in iki sorunu daha var.

Birincisi Esad rejimi Rusya’ya Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki tek askeri üssünü sağlıyor. Esad giderse üs de gidebilir.

Türkiye’nin ABD-önderliğindeki IŞİD-karşıtı koalisyona katılıp İncirlik’i açması ardından Suriye’nin de Lazkiye ve elinde ne kaldıysa bütün üslerini Rusya’nın kullanımına vermesi rastlantı değil.

Rus savaş uçaklarının Suriye’ye gelmesi Türkiye’nin Mare-Cerablus arasında kurulmasını arzu ettiği güvenli bölgenin hayata geçirilmesini zorlaştırdı.

İncirlik-Lazkiye ekseninde adeta Soğuk Savaş benzeri bir vekâletler savaşı havası oluşuyor.

***

Ama Putin’in esas kaygısı, Esad düşerse, bundan cesaret alacak cihatçı örgütlerin (ki Görmez ‘Şiddetin adını cihad koyduk” eleştirisi getiriyor) gözünü Rusya’ya çevirmesi.

Şimdiden El Kaide ve IŞİD saflarında Orta Asya ve Kafkasya’dan gelip katılan İslamcı militanlar, mücahitler olduğu biliniyor.

Hatta Suriye konusunda Rusya’nın destekçisi Çin’in Uygur-Sincan bölgesinden Türk kökenli İslamcıların El Kaide ve IŞİD saflarında olduğu bilgisi de var.

***

Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanı'nın Mekke’deki Türk hacı adaylarına hitabı, içerik olduğu kadar zamanlama açısından da önem taşıyor.

Tabi burada dikkat edilmesi gereken bir konu var.

Siyasetçilerin siyaset ile şiddet arasına net ve kalın bir çizgi çekmesi gerekiyor. Bir de din işlerini siyaset işlerinden ayrı tutmaları; ikisi bir araya gelince kontrolden çıkıp şiddet içermesinin örnekleri tarihte bolca var: Haçlı seferlerinden Afganistan işgaline kadar.

***

Dün bir de siyaset-din-şiddet üçgeninde değil, ama siyaset-din ekseninde dikkat çekici bir gelişme yaşandı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) CHP’nin başvurusu üzerine AK Parti’nin 1 Kasım seçimleri için “Haydi Bismillah” nakaratlı şarkıyı kullanmasına engel koydu.

Gerekçe, Türkiye’de nüfusunun büyük çoğunluğunun, Görmez’in dediği gibi “Her işe başlarken” söylediği besmeleyi, siyasi slogan olarak kullanmak.

***

Diyanet İşleri Başkanı’nın Mekke mesajındaki özeleştiriyi sanırım (sadece Türkiye’deki değil, bütün) siyasilerin yapmasında fayda var.

***

Nice bayramlara barış ve adalet içinde ulaşmak dileğiyle, kutlu olsun.