Diyarbakır?ı DTP kazanırsa ne olur?

Yerel seçimler zaten genel seçime döndü. ?Her yer benim olsun? mantığı fazla gerilime yol açıyor

Diyarbakır’ı DTP kazanırsa ne mi olur? Hiçbir şey olmaz, güneş ertesi gün yine doğudan doğar, ülke bölünmez, iktidar yıkılmaz. Eğer Diyarbakırlı seçmen oyunu yine DTP’ye verirse, bir dönem daha Osman Baydemir tarafından yönetilmek istiyor anlamına gelir ve herkese de seçmenin tercihine saygı duymak düşer.
Keza Batman’ı bu kez AK Parti alırsa, ya da Van AK Parti’den DTP’ye geçerse bundan yüksek siyaset sonuçları çıkarmak mümkün olur mu? Belki sonuçları açısından Kürt meselesindeki genel arayışa bir katkı verir, ama tek başına bunu Kürt milliyetçiliğinin zaferi ya da yenilgisi saymak doğru olmaz. Hatta belki seçmenin kendisini rahatça ifade edebilmesi açısından sertlik yanlısı politikaların devamını isteyenlere karşı siyasi yöntemleri öne çıkaranları güçlendirir.
Tıpkı Şanlıurfa’nın AK Parti’den seçilmiş sevilen Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın bu kez -parti içi sorunlar nedeniyle- bağımsız olarak seçilecek olmasının AK Parti ideolojisi açısından bir yenilgi sayılamayacağı gibi. Aynı şekilde Başbakan Tayyip Erdoğan kızıp arayı bozmasaydı şimdi MHP’ye bir Büyükşehir Belediyesi hediye etme ihtimali bulunan Aytaç Durak’ın AK Parti’nin gözbebeği kalmaya devam edecekti.
Özellikle Kürt kökenli seçmenin yoğun olduğu Güneydoğu seçim bölgelerinde işin böyle tırmanmasının nedeni biraz da Başbakan Erdoğan’ın 81 vilayetin tamamını alma hedefini açıklaması neden oldu.
Çünkü bu -şahsi değil, siyasi anlamda- hırs kendisini yalnızca Güneydoğu’da göstermedi. Gerçi orada da DTP’li başkan var, ama Tunceli’ye bayram değil, seyran değil sosyal yardım yağdırılmaya başlaması da bu çerçeveye oturuyor. Bu bakış kendisini İzmir’de de gösteriyor. AK Parti mesela İzmirlilerin neden kendilerini seçmediğini bir türlü anlayamıyor, kabullenemiyorlar. Soldaki CHP’lilerin onca hatasına karşın neden AK Parti’nin İzmir’de ülke genelindeki oy desteğinin altında kaldığının açıklamasının hayat tarzında yattığını belki görmek istemiyorlar. Oysa İzmir’in hayat tarzından daha çok neyi var ki?
Yerel seçim açısından baktığımızda, AK Parti’nin 2004’de kazandığı 12’si büyükşehir olmak üzere 58 belediye hedefine 29 Mart 2009 seçiminde ulaşması ve aşması ihtimali nedir? AK Partililere sorduğunuzda aşma ihtimali yüksek. Ama seçime artık 10 günden az kalmışken, bu hedefi korumak dahi başarı olacak gibi görünüyor.
CHP açısından 2004 seçimlerinde kazandığı ikisi büyükşehir olmak üzere sekiz belediye hedefini aşmak, CHP’lilere göre işten değil. Keza MHP’liler de 4 belediyeyi aşacaklarından emin görünüyorlar. Gerçi Adana’yı alırlarsa, en azından bir büyükşehir belediyesi MHP’nin olacak. DTP elindeki biri büyükşehir beş belediyeyi koruyacak mı sorusuyla başa dönmek istemiyorum. Ama kimin tahminlerinin doğru olduğunu, hangi partinin 2009 Mart sonunda Türk seçmeninin nabzını daha doğru tuttuğunu anlamak için şurada dokuz günümüz kaldı.
Ama baştan beri söylendiği gibi, 29 Mart’a pek az kişi bir yerel seçim gibi bakıyor artık. Bunun nedeni de Başbakan Erdoğan’ın AK Parti Meclis grubuna hitabında ve daha sonra Sivas konuşmasında hedefini 22 Temmuz 2007 genel seçimlerindeki oy oranı olan yüzde 47’yi aşmak olarak belirlemesi oldu.
Gerçi o açıklıkta söylemese de MHP lideri Devlet Bahçeli birkaç ay önce düzenlediği
kapsamlı basın toplantısında zaten amaçlarının dosta düşmana, içe ve dışa AK Parti’nin seçeneksiz bulunmadığını göstermek olduğunu söylemişti.
Bu bir tür ‘Biz kaç kişiyiz’ ruh hali, daha sonra CHP lideri Deniz Baykal tarafından seçim stratejisinin asli unsuru haline getirildi.
CHP merkezi biliyor ki, Ankara ve İstanbul’u alamaması durumunda dahi oylarını 2007 düzeyinin üzerine çıkarması yüksek olasılık.
Büyük şehirlerde diğer partilerin oylarını yükselttiği her yüzde puan, AK Parti’nin
hanesinde eksilecek sayılabilir. Bu açıdan ‘Biz kaç kişiyiz?’ ruhuna en çok sarılan liderin, Saadet’in (Başbakan Erdoğan ile hukuku eskiye dayanan) yeni Genel Başkanı Numan Kurtulmuş olduğu da söylenebilir.
Eğer bu tablo karşısında dahi AK Parti oylarını yüzde 47’nin üzerine çıkarırsa, geride kalanlara sonuca saygı duymak, Erdoğan’ın zafer havasıyla daha sert politikalar izlemesinden de kaygı duymak dışında yapacak bir şey kalmaz.
AK Parti’nin yüzde 47’nin ola ki altına düşmesi durumunda ne olur? Onu o zaman biz de düşüneceğiz, Erdoğan da.