Doğan diklenmeden dik durmanın örneğini veriyor

Hürriyet'in Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "Bizden ne istiyorsunuz?" diye sorup "Özgürlükleri hiç korkmadan savunacağız" demesi, Erdoğan'ın ifadesiyle "diklenmeden dik durmanın" örneği.

Başbakan Ahmet Davutoğlu dün Zonguldak konuşmasının önemli bir bölümünü Hürriyet gazetesi ve Doğan Medya Grubu’na ayırdı.

Hürriyet’te dün yayınlanan “Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyoruz” başlıklı açık mektuba çok sinirlenmişti.

Artık medyanın siyasete cevap verdiği, talimat verdiği dönemler geride, “eski Türkiye’de kalmıştı”. “Karşınızda pijamayla karşılayacağınız başbakan yok” dedi; Mesut Yılmaz’ın Hürriyet’e yapılan bombalı saldırı vesilesiyle evine ani ziyareti sırasında Aydın Doğan’ın spor kıyafetle karşılamasını, aradan geçen kim bilir kaç açıklamaya karşın bir daha kullanarak.

***

Davutoğlu bu vesileyle Hürriyet’te daha önce kendisine hitaben yazılmış açık mektubu da hatırlattı, bir daha hedefe koydu.

Doğan Grubuna bağlı muhabirlerin teröristlerce şehit edilen savcı Mehmet Selim Kiraz’ın Eyüp Camii avlusundaki cenaze törenine, evet kendisi aldırmamışlardı, ama onlar da bir gece önce o fotoğrafı kullanmamaları için Başbakanlıktan gelen telkini kabul etmemişler, teröristlerin ekmeğine yağ sürmüşlerdi.

Başbakan Türk basınının “Amiral gemisi”, ana akım deyince ilk akla gelen gazete olan Hürriyet’i teröristlere yardım etmekle dahi suçlayabildi.

***

Tabii o “Amiral gemisi” sıfatını taşımak, “Havuz medyası” sıfatını taşımak kadar külfetsiz olmuyor.

Hürriyet ve Doğan Grubu 2007 seçimlerinden itibaren her seçim, ya da halkoylaması öncesinde benzeri şekillerde hedefe kondu.

Bugünlere Erdoğan’ın boykot çağrılarından haksız vergi soruşturmalarına dek badirelerden sıyrılarak, yara alsa da ayakta kalarak gelebildi.

***

Hürriyet’in 19 Mayıs günü yayınladığı “Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyoruz” başlıklı açık mektubunun yalnızca Hürriyet gazetesi, ya da Doğan Grubu bakımından değil, Türk medyasının geldiği aşama bakımından da bir sınırın zorlanması uyarısı olarak okunmasında fayda var.

O sınır, mektupta da yazıldığı üzere Anayasal güvence altındaki basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, eleştiri özgürlüğü sınırıdır.

***

Ülkenin en köklü, en etkili gazetelerinden birisinin, kritik bir seçim arifesinde cumhurbaşkanına mektup yazarak “Neden korkmalıyız?” gibi, “Bizden ne istiyorsunuz?” gibi sorular sormak zorunda kalması, aslında o ülke için utanç kaynağı sayılmalıdır.

Öte yandan aynı mektup içinde basın, ifade, eleştiri özgürlüğünü kullanma haklarını “korkmadan savunmaya” devam edeceğini söylemesi de yine o ülke için gurur kaynağı sayılmalıdır.

Aydın Doğan ve Hürriyet, Erdoğan’a hitaben bu mektup üzerinden Erdoğan’ın sevdiği bir deyimle, diklenmeden dik durmanın örneğini vermiştir.

***

Basın ve ifade özgürlüğü boş laflar değildir.

Basın özgürlüğünün olmadığı yerde farklı görüşlerin bir arada yaşama hakları, yöneticilerin insafına kalır.

Basın özgürlüğünün olmadığı, kısıtlarla kullanılabildiği yerde, bireyin yaşama aksaklıkları dile getirme fırsatı zayıflar, yaşama kalitesi düşer, adaletin işleyişi yara alır.

Basın özgürlüğünün olmadığı, kısıtlarla kullanıldığı, adaletin yara aldığı yerde yatırım özgürlüğü de yara alır, ekonomi de olumsuz etkilenir.

***

Belki kritik 7 Haziran seçimleri öncesinde de, diğer seçimlerde olduğu gibi Hürriyet ve Doğan Grubu’nu tehlikeli şekilde hedefe koyarak popülist söylemle bir iki değerli puan alınmak isteniyor olabilir.

Ama uzun vadede bu Türkiye’nin yararına olmayacaktır ne yazık ki.

Bu yalnızca Türkiye’de demokrasi ve ekonominin kalitesinin düşmesi anlamına gelmez.

Aynı zamanda AK Parti’nin iktidara geldiği ilk yıllarda dilinden düşürmediği Avrupa Birliği ile aranın vahim biçimde açılması, Türkiye’nin demokratik, laik, hukuk devleti modelinden Orta Doğu vasatına doğru biraz daha kayması sonucuna da yol açabilir; endişe biraz da budur.