Donanmadaki rahatsızlık Erdoğan'ı harekete geçirdi

Başbakan'ın açıklamaları tutuklulukla ilgili Dördüncü Yargı Reformu'nda yeni düzenlemeye gidileceğinin işareti olabilir
Donanmadaki rahatsızlık Erdoğan'ı harekete geçirdi

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Murat Bilgel, NATO’nun 2012 Mayıs’ındaki zirve toplantısı öncesinde ABD Donanma Enstitüsü yayın organı Proceedings dergisinde bir makale yayımlamıştı. Bu makalede Türk donanmasının NATO’nun yeni ‘Akıllı Savunma’ stratejisi çerçevesinde geçirmekte olduğu reform anlatılıyordu. (Radikal, 15 Mart 2012)

Yerli tasarım ve imalat korvet programının genişletilmesinden, ilk kez füzesavar firkateyn ve yüzer askeri karakol programlarının başlatılmasına dek pek çok yenilik içeren bu program, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından defalarca övüldü.

Huzursuzluk arttı

Ancak Oramiral Bilgel’in bu yıl ağustos ayında olması gereken emekliliği yaklaştıkça bahriyedeki huzursuzluk her geçen gün biraz daha su yüzüne çıkmaya başladı. Bilgel’in yerine geçmesi beklenen en kıdemli subay, Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner’in Aralık 2012 Yüksek Askeri Şûrası itibariyle, emri altındaki pek çok rütbeli subayın uzayan tutukluluğunu protesto amacıyla istifa ettiği haberleri bunun son örneği. Güner’in astı olan 2 koramiral, 4 tümamiral, 7 tuğamiral halen tutuklu olarak, terör örgütüne üye olmak ve hükümeti devirmeye çalışmak gibi ağır suçlamalarla yargılanıyor; geçen yıl da Güner’in kurmay başkanı Kemalettin Gür benzeri nedenle istifa etmişti. Eylül 2012’de sonuçlanan Balyoz davasında emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek ve emekli ve görevde Bahriye subayları hükümeti devirmeye teşebbüs amacıyla örgüt kurmaktan hapis cezasına çarptırılmıştı. Tutuklu subayların büyük bölümü 2008’den bu yana devam eden ‘Ergenekon’ davalarından benzeri suçlamalarla, sivil suçlananlarla birlikte yargılanıyor. Güner’in istifasının kamuoyuna mal olmasındaki zamanlama da ilginç. İstifa haberi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 33 personelinin, kim hesabına casusluk yaptıkları açıkça söylenmeyen bir iddianname ile casusluk şebekesi kurmaktan mahkumiyetlerinin çıkması ardından duyuldu. Dün, yani 27 Ocak günkü basında ise, Bilgel’in söz ettiği, Erdoğan’ın haklı olarak övündüğü o yeni savaş gemilerini imal edecek Donanma Tersaneleri’nin komutanı Tuğamiral Şevki Şekerefeli’nin istifa ettiği haberi vardı.

Öyle anlaşılıyor ki, 24 Ocak günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Bahriye’de yaşanan (ama aslında TSK’nın tamamını ilgilendiren) huzursuzluğu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan ile görüşmelerinde dile getiriyor. (Özel’in gerçekten zor koşullarda görev yaptığını kabul etmek zorundayız.)

Bu görüşmeler sonrasında 25 Ocak’ta Kanal 24’teki şaşırtıcı ‘Komutan bulamıyoruz’ açıklaması geliyor. Uzayan tutukluluk süreleri nedeniyle Başbakan’ın sadece komuta kademelerine değil, bırakalım yeni yapılacak, yeni sınıf gemilere, mevcutlarına dahi komuta edecek yeterli subay sıkıntısı yaşadığı böylece dosta düşmana ilan edilmiş oldu. Üstelik sadece Bahriye ile de sınırlı değildi sorun. Başbakan, İlker Başbuğ’un tutuklu yargılanmasına daha önceki itirazını tekrarlarken, adeta bir muhalefet lideri gibi yakınıyordu. Bu insanlar terörle mücadele ederken teröristlikle yargılanıyorsa, ortada kanıt olmalıydı. Kanıt varsa cezası bir an önce verilirdi, aksi halde sadece ordunun itibarı ve morali değil, ordunun artık kendisi de yıpranıyordu. Bu gerçekten bir dönüm noktası sayılabilir. Çünkü uzatılan tutukluluk süreleri sadece TSK mensupları değil, gazeteci, öğretim üyesi, avukat ve diğer suçlananlar için de geçerli. Üstelik sadece Ergenekon ve bağlantılı davalar için değil, örneğin KCK davaları için de geçerli.

Uzun ve uzatılan tutukluluklar, Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda 2006’da yapılan düzenlemeler sonrası giderek ciddileşen bir sorun olarak ortaya çıktı ve bugün Türk hükümetinin uluslararası zeminlerde (gazeteci tutuklamalarını da içerecek şekilde) sert eleştirilere muhatap olmasına neden oluyor. Mevcut haliyle bu yasaların savcılara terörizm suçlamasını geniş sınırlar içinde yapma esnekliği tanıdığı, hâkimlere de o esnekliği en katı kitabi yaklaşımla değerlendirmesiyle adalet sisteminde sıkıntıya yol açtığı AB İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg’in 2012 raporunda da yer almıştı. MİT Müsteşarı’nın KCK’dan sorgulanmak istemesiyle tavan yapan bu durum, ancak Erdoğan’ın yasa değiştirmesiyle aşılabilmişti. Erdoğan’ın bu konuda kamuoyu önünde şikâyette bulunması, hep konuşulan Dördüncü Yargı Reformu Paketi’nde bu iki yasada değişikliğe gidileceğine işaret ediyor olabilir. İşin tuhaf yanı böyle bir adımın atılması, hem askeri hem de Erdoğan’ın ‘barış süreci’ diye andığı Kürt sorununa çözüm arayışı sürecini rahatlatabilir. Kimleri rahatsız edeceğini birlikte göreceğiz.