Dört eski bakandan hangileri Yüce Divan'a gider?

Türkiye'nin dış siyasi ve ekonomik ilişkileri yolsuzluklar konusunda bir şeyler yapılmasını zorunlu kılıyor? Meclis önündeki dört eski bakandan Yüce Divan'a kimler gider dersiniz?

Dünya Bankası’nın Türkiye Temsilcisi Martin Raiser, Hürriyet Daily News gazetesi Ankara Temsilcisi Serkan Demirtaş’a ne dedi dün biliyor musunuz?

Türkiye’de 2008 yılına dek yolsuzlukla mücadele konusunda bazı adımların atıldığını, ama o zamandan bu yana gelişme olmadığını, hatta Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün gösterdiği gibi geriye gidiş olduğunu söyledi.

Şeffaflık raporu geçen hafta yayınlanmıştı. Türkiye (zaten kötü bir sıra olan) 53’üncü sıradan, 64’üncülüğe düşmüştü; 5 puan kayıpla 2013’te dünyada yolsuzluktan en çok etkilenen ülke sayılmıştı.

Peki, bu tabloyu neye borçluymuşuz, onu biliyor musunuz?

BBC Türkçe Servisi’ne konuşan Şeffaflık yöneticisi Emine Oya Özarslan, “Sadece 17-25 aralık soruşturmaları değil” demiş; basına yönelik uygulamaları, mesela Twitter’ın yasaklanmasını, mahkeme yapılarının değiştirilerek soruşturmaların kapanmasını da sayıyor.

Ama geçen yıl bir hafta sonra, 17 Aralık 2013 sabahı başlayan Türkiye’nin en büyük yolsuzluk iddialarını içeren soruşturmanın ülkeyi sarsmaya devam ettiği görülüyor.

***

İkinci soruşturma dalgasındaki iddialar 25 Aralık’ta (o zaman başbakan, şimdi Cumhurbaşkanı) Erdoğan’ın ailesine dokunacak şekilde büyüyünce, Erdoğan bunun bir “darbe girişimi” olduğu teşhisini koymakta gecikmedi.

Bu defa darbe girişiminde bulunan askerler değildi ama. Askerlerin bastırılması dahil pek çok adli operasyonda ve seçimlerde AK Parti’nin en yakın müttefiki olan Fethullah Gülen ve onun poliste, yargıdaki sempatizanlarıydı; Erdoğan onlara “paralel yapı” olarak anmaya başladı.

Yargıda, özellikle HSYK yapısında değişiklikler ve o değişiklikler ardından soruşturma dosyalarının düşmesi izledi bunu.

Ama o arada, daha ilk hafta içinde yolsuzluk iddialarının hedefindeki dört bakan kabine dışı kalmış ve haklarında Meclis Araştırması açılmasına karar verilmişti.

İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve AB İşleri Bakanı Egemen Bağış artık kabinede değildi ve Meclis Komisyonu'nun sorularını yanıtlayacaktı.

Gerçi kimse bu komisyondan bakanları Yüce Divan karşısına çıkaracak bir sonuç beklemiyordu; ne de olsa çoğunluk AK Parti’deydi, oylanıp aklanırlardı.

***

Ama burası Türkiye idi ve her zaman akla gelmeyen aksilikler olurdu.

Komisyonun AK Partili başkanı Hakkı Köylü, tuttu Ankara Sulh Ceza Mahkemesi’ne Komisyon çalışmalarına basın yasağı için başvurdu. Mahkeme de başvuruyu ikiletmedi, yasak getirdi.

İşte bu biraz fazla kaçtı.

Bazı gazete, televizyon ve internet siteleri çoğu AK Partili'nin dahi rahatsız olduğu yasağı tanımadılar. Sizler de günlerdir Radikal’de Komisyonda kimin ne dediğini okuyorsunuz.

Tutanaklar kamuoyuna yansıyınca hava birden değişmeye başladı.

Sadece CHP, MHP, HDP’den gelen sorulara eski bakanların verdiği bazı cevapların ya tatmin edici olmaktan uzak, ya da iddiaların da ötesinde itiraflar içermesi nedeniyle değil üstelik.

Mesela ilk gün Bayraktar’ı daha fazla ayrıntıya girmemesi için sözünü kesen Komisyon Başkanı Köylü’nün ilerleyen günlerde Çağlayan’ı banka hesaplarındaki artışı açıklaması için adeta savcı gibi sorguladığı ortaya çıktı.

Bu sorgulamaların merkezinde Reza Zarrab -ya da Türk vatandaşlığındaki ismiyle Rıza Sarraf’ın para hareketlerinin bulunması doğal. Ama zamanlama da manidar. Çünkü gün geçmiyor ki İran’dan Zarrab’ın oradaki bağlantısı, şimdi içeride olan iş adamı Babek Zencani’ ye dair yeni bir soruşturma haberi gelmesin.

***

İş Komisyon’dan geçip Genel Kurul’da oylamaya kalırsa, AK Parti Grubu'nun bu dört eski bakandan bazılarını kollayıp bazılarını adeta yolsuzluk ilahlarına kurban verircesine Yüce divana yollayabileceği yolundaki kulis bilgisini ilk yazan Cumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisi Erdem Gül oldu.

Bu habere göre, AK Parti grubunda, haklarındaki iddialar Bayraktar ve Bağış’a göre daha ağır olan Güler ve Çağlayan’ı mahkemeye gönderme eğilimi vardı.

Böylelikle bir taşla birkaç kuş da vurulabilirdi.

Mesela yolsuzluk dosyalarının kapatılması, mahkemelerin bağımsızlığı konusu Türkiye’ye yatırım yapabilecek uluslararası şirketleri rahatsız ediyordu.

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan bu nedenle şeffaflık raporundan hemen sonra hükümetin kısa sürede bu konuda yeni adımlar atacağını açıklamıştı.

Diğer yandan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve yeni AB İşleri Bakanı Volkan Bozkır, AB ile Arap Baharından bu yana açılan arayı kapatabilmek için çalışıyorlardı. Ve Fransa’nın kaldırdığı veto sonrası açılmaya en yakın duran müzakere faslı, 17 numaralı Mali Politikalar faslıydı.

Yolsuzluklar konusunda bir şeyler yapıyor olmak, Başbakan Davutoğlu’nun baş danışmanlarından Etyen Mahçupyan’ın da dikkat çektiği üzere AK Parti tabanına da iyi gelecekti.

***

Ayrıca, ne Güler, ne Çağlayan kökten AK Partili, mesela Bayraktar gibi Erdoğan’ı gençliğinden tanıyan, mesaisi bulunan, Milli Görüş kökenli siyasetçiler değildi.

Biri bürokrasiden, biri iş dünyasından gelmiş, parti saflarına sonradan katılmışlardı; kökten AK Partililerin gözünde “ithal” elemanlardı.

Diyeceksiniz ki, “Bağış da öyle değil miydi?” Evet, öyleydi, ama onun Erdoğan’ın gözünde yeri her zaman ayrı olmuştu.

AK Parti’ye katıldığı sırada ABD’de iş kurmuş, orada yaşıyordu. Hem White House, hem de Türkiye Büyükelçiliğinde tescilli resmi tercüman idi, hayatı fena değildi. Yıllarca Erdoğan’ın şahsi tercümanı ve en sıkı danışmanlarından olarak en gizili siyasi ve ekonomik temaslarında en yakınında bulunan isimlerden oldu.

Hem ABD’deki, hem de seçim bölgesi İstanbul’daki güçlü ilişkileri ve laik yaşam tarzıyla özellikle gayrı-Müslim cemaatler ile AK parti arasında köprü kurdu.

Erdoğan’ın Bağış’a bakışında bu tür bir “vefa” unsuru olabilir; Davutoğlu’nun bakışı bu nedenle Erdoğan’dan katı olabilir Bağış’a dair.

Ama siyaset bu, “Beş dakikada değişir bütün işler” MFÖ şarkısında söylendiği gibi.

Bakalım da görelim Komisyon eski bakanları Genel Kurul’a gönderecek mi? Genel Kurul da Yüce Divan’a çıkaracak mı? Ve mahkemeye çıkan olursa, kimler çıkacak?