DTP ateşle oynuyor

Irak'taki PKK varlığına yönelik sınır ötesi harekât tartışmalarının gölgesi, siyasi hayatta da yansımalarını buluyor.

Irak'taki PKK varlığına yönelik sınır ötesi harekât tartışmalarının gölgesi, siyasi hayatta da yansımalarını buluyor. Dün Ankara'da yapılan iki açıklama, PKK'nın son saldırı dalgasının yalnız bölgesel dengelerde değil, iç politikada da nasıl yeni dengelere, yeni cepheleşmelere yol açtığını gösteriyordu.
Bunlar, sabah saatlerinde DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş ve öğlene doğru AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat'ın açıklamalarıydı.
Demirtaş'ın açıklamasındaki en çarpıcı unsur, (adını vermeden) PKK'nın silahlarını susturma, "tek bir silahlı insanın kalmamasını sağlama iradesini ve inisiyatifini gösterebilecek durumda olmalarını" açıklamasıydı.
Ancak DTP Genel Başkanı'nın daha fazla insan öldürülmesine engel olmak için bir koşulu vardı: Hükümet ve partiler 'projelerini' ortaya koymalıydılar. Bütün partiler "terör zirvesi değil, demokrasi zirvesi" için bir araya gelmeli ve DTP'nin projesini tartışmalıydı.
'Projenin' ne olduğunu Demirtaş söylemiyor. Ancak Demirtaş'ın seçildiği son DTP kongresi kararlarından, bu projenin Türkiye'de Kürt özerkliği olduğunu çıkarmak mümkün.
Peki diğer partiler DTP'nin bu projesini tartışmaya yanaşmazlarsa ne olacak? Cümlenin gelişinden, Demirtaş'ın (elinde olduğunu iddia ettiği) silahları susturma 'iradesini ve inisiyatifini' kullanmayacağını çıkarabiliyoruz. Yani, Demirtaş'a göre DTP'nin elinde daha fazla insanın kanının dökülmemesini sağlayacak bir şans, bir güç var, ama bunu belli şartlar yerine gelmeden kullanmıyor.
Dün telefonla görüştüğüm Demirtaş, sözlerinin "şart ileri sürme" olarak algılanmasına karşı çıktı. PKK'yı durdurabilecekse, bunu neden şimdi yapmadığı sorusuna ise şu karşılığı verdi: "Bunu tek başına yapabilme şansına sahip değiliz. Siyasi partilerle, hükümetle bir araya gelip siyasi bir proje sunabilirsek, bunu deneyecek güce sahibiz. Mevcut koşullar Türkiye'yi daha kötü noktalara sürüklüyor. Askeri seçeneklerin çözüm olmadığını kendileri de söylüyor. Biz tansiyonu artırmanın değil, düşürmenin peşindeyiz. Ama barış istediğimizde bile medyada farklı şekilde sunuluyor. Yoksa ne birileri adına pazarlık yapıyoruz, ne DTP olarak şart ileri sürüyoruz."
Demirtaş'ın, önerisinin toplumda nasıl algılanacağını ve nasıl yorumlanacağını tam olarak kestirebildiğinden emin değilim.
Türkiyenin demokrat, ilerici kesimleri her zaman değişik etnik, dini kökenlerden gelen insanların birarada, kardeşçe ve insan haklarından yararlanarak yaşamalarını savundu, savunuyor da. Ama terör yöntemlerin parlamenter siyasette meşruiyetini varsayan bu yaklaşım kabul edilemez. Bu yaklaşım, en çok Türkiye'de sayıları DTP'ye oy verenlerden çok fazla olan diğer Kürt kökenli vatandaşları tedirgin ve rahatsız eder.
Onlardan biri Dengir Fırat'tır. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fırat, iktidarın güçlü isimlerinden ve Demirtaş'ın hemen ardından düzenlediği basın toplantısında bakın ne diyor: "DTP Genel Başkanı'nın eğer bu konuda gücü yetiyorsa, silahlar konuşulurken demokrasi konuşulmaz. Kayıtsız şartsız terörist dediğimiz kişilerin silahlarını bırakması gerekir, ancak ondan sonra konuşabilmek mümkün olabilir veya düşünülebilir. Ama silahlar eldeyken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin toprak bütünlüğüne, milli bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehdit varken ve her gün Türkiye şehitler verirken, demokrasiden bahsedebilmek biraz aldatmacaymış gibi geliyor bana."
Onlardan biri, ana muhalefet CHP'nin Genel Başkan Yardımcısı Eşref Erdem'dir. Erdem, vicdanının onu emrettiği gerekçesiyle, partisinin genel çizgisine karşın, sınır ötesi harekâtın yararına inanmayarak TBMM'de hükümet tezkeresine ret oyu vermiş bir siyasetçidir. Bugün CHP lideri Deniz Baykal, Irak Kürtleriyle ilgili yeni vurgularını, PKK ile mücadeleden bağımsız olarak açıkladıysa, bunu yalnızca Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Genelkurmay'ın tam desteğiyle ABD Başkanı George Bush ile yaptığı görüşmenin sonuçlarına değil, Erdem gibi parti içindeki denge unsurlarının sesine kulak vermesine de bağlamak gerekir.
Bir husus daha var. Önceki gün MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 'devletin birliğine yönelik suçlar için' milletvekili dokunulmazlığını kaldırma önerisi, AK Parti adına Fırat tarafından 'Meclis linç yeri değildir' sözleriyle geri çevrildi. Bu gelişmeler, DTP'nin Kürt kökenli vatandaşlar arasında tabanını genişletmesine değil, daraltmasına yol açacaktır. Kalanlar belki daha kemikleşmiş olacaktır, ama bu tür örgütlenmelerin sonu zaten bu tür 'saflaşmalarla' gelir. Millet çatışmadan kaçınıyor, sükunet ve refah arıyor. DTP yönetimi her bakımdan ateşle oynuyor.