DTP'li Tuğluk: 2009'dan biz de umutluyuz

Başbuğ ve Gül '2009 çözüm fırsatı veriyor' demişti. DTP'li Tuğluk 'Bizce de' diyor. Öyle bir de gerekçesi var ki...

Asıl konuya girmeden söyleyelim: DTP milletvekilleri, haklarında açılan dava için ifade vermeye gitmemeye, zorla götürülseler dahi ifade vermemeye karar vermişler. Dün konuştuğumuz Aysel Tuğluk, bu kararı yargıya saygısızlık nedeniyle değil, kendilerine siyasi görüşleri nedeniyle ayrımcılık yapıldığına inandıkları için aldıklarını özellikle vurguladı.
Tuğluk’a göre; “Mesele ifade değil. Çetecilikten, zimmetten haklarında dava açılan milletvekilleri var. Onlara bu uygulama yapıldı mı? İfade alınması konusu 1982’den bu yana ilk defa bizler için gündeme getiriliyor. İlk fezlekeler geldiğinde AKP’lileri bu konuda uyardık. Ama kendilerini ilgilendirmediği için bu konuya ilgi göstermediler.
O dönem Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin konuya bizim baktığımız çerçeveden baksaydı, demokrasi, insan hakları çerçevesinden baksaydı bu şekilde yapmayabilirdi. Bize karşı ayrımcılık yapıldığı için ifade vermeyeceğiz. (Tuğluk böylece dünkü Radikal’de yer alan ‘yanlış anlamaya meydan verebilecek’ ifadelerine de açıklık getirmiş oluyor-MY) Hepsini bir yana bırakın, 12 Eylül Anayasası’nda bizim sorgulanmak istememize esas yapılan 14 ve 83’üncü maddeler zaten siyasidir.”

Umut verici gelişmeler varken
DTP’li Tuğluk konunun tam burasında ayrı bir önem taşıyan konulara girmeye başlıyor:
* Kürt sorunuyla ilgili umut verici ve demokratik tartışmaların yaşandığı bir zamanda böylesi bir konunun gündeme getiriliyor olması düşündürücüdür. Aynı şeyi sayın Cumhurbaşkanı için de belirtebilirim.
* Yani Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ifadesinin alınmak istenmesini Kürt sorunuyla mı ilişkilendiriyorsunuz?
* Tabii. Cumhurbaşkanı’nın Kürt sorunuyla ilgili önemli mesajlar vermeye başlamasından sonra bu gelişmelerin ortaya çıkması dikkat çekicidir.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatı üzerine hâlâ yapılan spekülasyonlar, Özal’ın Kürt sorununa getirmek istediği yeni açılımlar nedeniyle acaba devlet içinde ve dışında bunu istemeyen güçlerin kurbanı mı olduğu iddiasına dayanır. Şimdi de DTP’li Tuğluk, ‘Kayıp Trilyon’ davasının Cumhurbaşkanı Gül yönünden Sincan Ağır Ceza tarafından (ama işin içinde Meclis, Başbakanlık ve Adalet Bakanlığı’nın dahil olduğu süreçle canlandırılmasını Kürt meselesinin mutlaka halledilmesi gerektiğini ve bunun için 2009’u fırsat gördüğü sözlerine bağlıyor.
Ve sürpriz geliyor: Biz de 2009’un Kürt sorunu için çözüm yılı olabileceğini düşünüyoruz.

DTP’ye göre neden ‘fırsat’?
Konuyu ilk açan Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, PKK ile mücadelede 2009’un 1984’ten bu yana en elverişli koşulları getirmesini iç ve dış işbirliği sürecine bağlamıştı. Cumhurbaşkanı Gül kendi gerekçesini devlet kurumları arasında daha önce eşi görülmemiş uyuma bağlamıştı. Peki PKK ile aynı tabanı paylaştığı Genel Başkan Ahmet Türk tarafından ifade edilen DTP’yi 2009’dan umutlandıran neydi? Aysel Tuğluk şöyle açıkladı:
* Birincisi, devlet içinde Kürt sorununa siyasi ve demokratik çözüm için mutabakat var gibi görünüyor. Genelkurmay Başkanı siyasileri göreve çağırıyor, Cumhurbaşkanı bir açılım yapıyor, CHP kendi önerilerini yapıyor. Başbakan’ın 2005’teki sözleri de önemliydi, ama devlet içinde mutabakat olmadığı için süreç gelişmedi, ordu kontrolü ele aldı. Şimdi gelişen süreç umut verici. İkincisi, PKK değişti?
* PKK nasıl değişti sizce? Murat Karayılan on yıl önce Abdullah Öcalan’ın dediklerinin
üzerine ne koydu?
* Doğru, 10 yıl önce de bunları söylüyordu PKK. Ama o zaman dinleyen yoktu. Şimdi 29 Mart seçimleri sonucunda söyledikleri dikkate alınıyor. Bir de, üçüncüsü, Kürt sorununun artık uluslararası boyutu var. Bu işin içinde ABD var, Irak var, diğer ülkeler var. Sorunun çözülmesini herkes istiyor. Biz de istiyoruz. O yüzden 2009 demokratik zeminde çözüm yılı da olabilir, çözümsüzlüğün artması yılı da olabilir diyoruz.
İşte böyle; DTP açısından da 2009’un Kürt sorununda çözüm getirebileceği umudunun birinci nedeni ‘devlet kurumları arasında mutabakat’. Öte yandan DTP’liler başlarına geleni -hatta Gül’ün başına geleni de- hâlâ devlet içinden birilerinin bu mutabakatı baltalama gayreti olarak görüyorlar. İlginç bir dönemden geçiyoruz.