DTP'nin kapatılması, muhtemel sonuçları

Kılıç, AK Parti davası sonrasında yaptığı parti kapatmayı zorlaştırma çağrısını tekrarladı; ama şiddet övgüsü boyutunu dışlayarak

‘Hukukun yükünü mahkemeler çeker. Siyasetin yükünü de siyasetçilerin çekmesi lazım. Kimsenin mahkemelerden siyasi karar beklememesi lazım. Çağrımızı ne yazık ki siyasetçilere duyuramadık.’
Bu sözleri dün DTP’nin kapatıldığını ilan ettikten sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı
Haşim Kılıç söyledi.
Kılıç bu sözleriyle 30 Temmuz 2008 tarihinde AK Parti aleyhindeki kapatma davasının sonuçlandığını açıkladığında yaptığı çağrıya  atıfta bulunuyordu.
Kılıç o zaman, Anayasa Mahkemesi’nin mevcut Anayasa ve yasalarla hareket ettiğini ve bu
 mevzuatla parti kapatma sonuçlarının kaçınılmaz olacağını söylemiş, Meclis’e Anayasa ve yasaları değiştirme çağrısı yapmıştı.
Olmadı. Mevcut siyasi dengelerle olma ihtimali de yoktu zaten. Ancak AK Parti, örneğin CHP ve MHP’den bu yönde değişiklik onayı almış olsaydı ve değişiklik yapılabilmiş olsaydı dahi, DTP’nin dünkü kapatmadan kurtulması zordu.
İki nedenden dolayı. Birincisi teknik: DTP milletvekilleri 2007 seçimlerinde parti listelerinden değil, bağımsız seçildikleri  için zaten Hazine’den yardım almıyorlardı. Dolayısıyla AK Parti’nin durumunda olduğu gibi suçlu bulunup, kapatılmaktan para cezasıyla kurtulmaları mümkün değildi.

Asıl neden şiddet
İkincisi ve asıl sorunlu olan neden; DTP’nin Avrupa Birliği’nde uygulanan mevcut mevzuata göre de muhtemelen kapatlmasına yol açacak, terör örgütüyle bağı ve şiddeti övme gerekçesidir.
DTP’nin dün 5 yıl boyunca siyasetten yasaklanıp milletvekilliği düşürülen Genel Başkanı Ahmet Türk, her ne kadar -en son önceki gece 32’nci Gün programında ‘Biz hep barıştan yana olduk’ dese de, DTP’nin PKK’nın bir yan kuruluşu, adeta PKK çizgisinde bir sivil toplum örgütü gibi çalıştığı kendilerince de yadsınan bir durum değil.
Bu özellik, DTP’yi Avrupa standartlarınca temel alınan Avrupa Konseyi’nin Venedik Kriterleri uyarınca da muhtemelen zorda bırakırdı. (Ankara’daki AB temsilcilerinin DTP yetkilileriyle buluşmalarında onlardan açıkça PKK’yı kınamalarını -boşuna-istemeleri biraz da bu yüzdendi.)
Zaten, Kılıç da dün çağrısını yinelerken şiddet övgüsü ve terörizmle bağlantı konusunu dışarıda bıraktı.
O konuda Batı hukukunda yerleşmiş bir anlayış var artık. Ahmet Türk’ün dediği doğru, parti kapatmakla Türkiye bir yere varamaz; ama siyasi partiyi, herhangi bir örgütten ayıran kriterleri de gözetmek gerekiyor.
Nitekim, İspanya’da ayrılıkçı Bask örgütü ETA ile benzer bağları nedeniyle Herri Batasuna partisi 2003’te ve sonra 2007’de kapatılırken, devamcısı partilerin de bir daha seçime -yerel seçimler dahil- girmemesi Yüksek Mahkeme kararına bağlanmış, Avrupa mevzuatına girmişti. 

Bundan sonra ne olur?
Bundan sonra ne olur sorusunun asayiş yanına hiç girmeyelim. Türkiye zaten doğusundan batısına günlerdir PKK’nın şiddet dozu artan eylemleriyle çalkalanıyor. PKK’nın 7 Aralık’ta Tokat’ta kurduğu pusuyla 7 askeri şehit etmesiyle artan gerilimin başka boyuta bu karar nedeniyle sıçraması endişesi var. Ancak biz siyasi duruma bakalım.
Mahkeme kararıyla DTP’li iki vekilin (Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk) Meclis üyelikleri de düşürüldü. Bu durumda Meclis’te -20 sandalye alt sınırı olan- Grup kurma hakkını -hazırda bekletilen Barış ve Demokrasi Partisi’ne (BDP) topluca geçseler bile yitirmiş oluyorlar. 
Ancak iş oraya kalmayabilir. Türk, dün karar ardından, kapatılma halinde topluca Meclis’i terk etme ve -sandalye boşalması nedeniyle zorunlu olacak- ara seçimlere katılmama yolundaki kararlarında bir değişiklik olmadığını söyledi.
Yine de asıl açıklama bugün yapılacağına göre, asıl kararı bugün beklemek gerekir. 
Siyasette bir gün çok şey demektir; siyaset yasaklanmış halde yapılıyor olsa da.
DTP’nin kapatılması, Kürt açılımı sürecini de, parti kapatmalara karşı olduğunu söyleyen Başbakan Tayyip Erdoğan’ı da zorlayabilir.
Ancak Erdoğan, açılımı açıklarken de DTP’nin kapatılması talebiyle dava başlamış durumdaydı. Yani açılımın bir aşamasında, Anayasa’da bir değişiklik olmadığına göre, bu davanın sonuçlanacağı ve muhtemelen kapatma geleceği beklenmeliydi. Dolayısıyla şimdi sürecin yaşayacağı sıkıntıların yükü Anayasa Mahkemesi’ne atılamaz.
Yine de Türkiye, parti kapatıp, yenisiyle yola devam etme siyasi komedisine bir perde daha eklemiş oldu.