e-muhtıra erken seçimi gündeme taşıdı

Genelkurmay'ın internet sitesine cumhurbaşkanlığı seçimi ve laiklikle ilgili önemli bir açıklama konacağı haberi, 27 Nisan gecesi saat 23.00 civarında haber merkezlerine sızdırılmaya başlandı.

Genelkurmay'ın internet sitesine cumhurbaşkanlığı seçimi ve laiklikle ilgili önemli bir açıklama konacağı haberi, 27 Nisan gecesi saat 23.00 civarında haber merkezlerine sızdırılmaya başlandı. Ankaralı gazeteciler, İstanbul merkezlerini haberdar edip bilgisayarın başına geçtiler. 23.30'a doğru açıklama geldi. Cumhuriyet tarihinde cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk kez mahkemelik olması üzerinden birkaç saat sonra yapılan bu açıklama, zamanlaması kadar, içeriğiyle de önem taşıyordu.
Genelkurmay, cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmalarının laikliğe odaklandığını, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin laiklik konusunda taraf olduğunu (dolayısıyla seçim tartışmasına müdahil olduğunu, laiklik konusunda son dönemlerdeki uygulamaların (ki burada İçişleri Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın sorumluluk alanları özellikle tarif ediliyordu)
endişeyle izlendiğini, uyarılara kulak asılmadığını öne sürüyor, TSK'nın bu konuda yasalardan kaynaklanan sorumluluğunu yerine getirmeye kararlı
olduğunu vurguluyordu. Bu, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine de gerekçe yapılan TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35'inci maddesindeki 'Cumhuriyeti
koruma ve kollama görevi'ne atıftı.
Ortalık karıştı. Başbakan Tayyip Erdoğan öğle saatlerinde Başbakanlık Konutu'na bakanlarını çağırdı. Bildiri, şekil şartı yerine gelmese de (yani yazılı ve imzalı bir belge olarak muhatabına teslim edilmese de) muhtıra niteliği taşıyordu. (ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut'un deyişiyle, internet üzerinden duyurulduğu için 'e-muhtıra' sayılabilirdi.) Bazı yorumcuların aksine 28 Şubat benzeri bir süreci değil, 12 Mart 1971 benzeri bir süreci önceliyor izlenimi veriyordu.
Erdoğan, MİT Müsteşarı Emre Taner'i yanına çağırdı. Ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ı aradı. Büyükanıt'a ulaşamadı. Bir süre sonra Büyükanıt, Erdoğan'ın telefonuna döndü. Başbakanlık kaynaklarına göre 15-20 dakikayı bulan 'olumlu ve faydalı bir görüşme' yaptılar.
Ardından hükümet sözcüsü Cemil Çiçek basın toplantısı düzenledi. Toplantı öncesi beklentiler farklıydı. Acaba Erdoğan 12 Mart'ın başbakanı Süleyman Demirel'in 'şapkasını alıp gitmesi' gibi geri mi çekilecekti? Yoksa 28 Şubat'ın başbakanı Necmettin Erbakan gibi üstüne alınmayacak ve son dakikada duvara çarpana dek bir şey olmamış gibi mi davranacaktı?
Bunlar olmadı. Çiçek, başlarda heyecandan titreyen, sonradan açılan sesiyle, Genelkurmay açıklamasının hükümete karşı olduğunu, bunu yanlış bulduklarını, hükümete bağlı çalışan Genelkurmay'ın bu tutumunu onaylamadıklarını, Bunun Anayasa Mahkemesi kararını etkilemeye yönelik sayılabileceğini, Türkiye'nin 'laik, demokratik, sosyal hukuk devleti' niteliklerini savunmanın kendi işleri olduğunu söyledi. Sonra da az önce yazdığımız telefon görüşmesini doğrulayıp, soru almadan açıklamasını bitirdi.
Askeri çevrelere yakınlığıyla bilinen güvenlik uzmanı Ercan Çitlioğlu, ortaya çıkan tabloyu, 'Durum 1-1 oldu. Anlaşma umudu şimdi daha fazla' diye yorumluyor.
Herkes öyle düşünmüyor ama. MHP lideri Devlet Bahçeli, ortada bir kriz olduğunu öne sürüyor ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i bir devlet zirvesi için göreve çağırıyor. DYP lideri Mehmet Ağar ve Anavatan lideri Erkan Mumcu, krizin eşiğinde olunduğunu öne sürerek AK Parti ve CHP'yi uzlaşmaya çağırıyor. CHP lideri Deniz Baykal, (belki de Demirel gibi, daha önce darbe mağduru olduğu için) daha temkinli konuşuyor ve iktidar uzlaşmaya yanaşmış olsaydı, işlerin bu noktaya gelmemiş olacağını söylüyor. Muhalefet partilerini birleştiren nokta erken seçim talebi. Kuliste, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve hatta 28 Şubat müdahalelerinde, seçime gitme cesaretini göstermeyen siyasi partilerin de sorumluluğu olduğu konuşuluyor.
Şimdi gözler, çarşamba gününe dek çıkması beklenen Anayasa Mahkemesi kararında. Son iki günde yaşananlar, belki de en çok onları zor durumda bıraktı. Ama ortaya çıkan tablonun gösterdiği bir şey var. Bu kadar hırpalanmadan sonra, artık hükümet de, Meclis de doğru dürüst icraat yapacak durumda değil. Erken seçim artık ülke gündemindedir. Sorun erken seçimin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra mı yapılacağındadır.
Ülkeyi bu tartışmaların dışına taşıyacak anayasal ve demokratik yol, derhal seçime gidilmesi olacaktır. Erken seçim ülke için zorunluluk haline gelmiştir.