Eğer Obama, Erdoğan'ın uçağını dinlemediyse...

Erdoğan'ın Obama'yı PYD teması yüzünden rest çekmesi üzerinden bir gün geçmeden ABD, PYD'ye silah indirmeye başladı, hükümet Peşmergeye Kobani'ye destek için geçiş izni verdi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı Afganistan’dan taşıyan uçak, İstanbul Atatürk Havalimanı'na 18 Ocak gece yarısından sonra, 19 Ekim Pazar gününün ilk saatlerinde indi.

Kayıtlara göre, saat 01.10, biri on geçe…

Daha ayağının tozuyla Cumhurbaşkanına önemli bir not ulaştırıldı: ABD Başkanı Barack Obama telefonda görüşmek istiyordu.

Washington’da saatler 18:30’u gösteriyordu. Erdoğan “Bağlayın” talimatı verdi.

Bir cumartesi akşamı, bu saate ve Türkiye’de gece yarısını geçmiş haldeyken ABD Başkanı arıyordu, söyleyeceği önemli bir şeyler olmalıydı.

Kabil-İstanbul uçuşu sırasında, davetli gazetecilere önemli açıklamalar yapmış, ABD’ye iki konuda rest çekmişti.

ABD, tarihinde ilke defa olmak üzere, terörist örgütler listesinde yer alan bir örgütle (PKK) “yakın temas içindeki” bir başka örgütle doğrudan temas ettiğini kabul etmişti.

Temas Irak ve Suriye Kürtlerinin, IŞİD saldırısı altındaki Kobani (Ayn el-Arab) şehrine saldırısını birlikte nasıl durduracaklarını tartıştığı 15-16 Ekim toplantılarında gerçekleşmişti.

O örgüt, Erdoğan için PKK gibi “terörist” olan PYD idi. Bir aya yakındır Kobani’de IŞİD’e direnen örgüte ABD’nin silah desteği vaat etmesi Erdoğan için kabul edilemezdi. Bu durumda Türkiye’nin IŞİD’e karşı koalisyona askeri destek vermesi mümkün değildi.

Ayrıca Erdoğan, nasıl PKK ile PYD’yi aynı şekilde terörist sayıyosa, PKK ile IŞİD’i de bir görüyordu. Ve IŞİD ne kadar tehlikeliyse, Suriye’deki Beşar Esad rejimi de o kadar tehlikeliydi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu da Ankara’nın Suriye sınırının diğer tarafında ne IŞİD, ne Esad görmek istemediğini söylemişti. Öyleyse ABD-öncülüğündeki koalisyon Esad’ı da IŞİD gibi hedef listesine almaz ise, Türkiye’nin o koalisyona askeri destek vermesi söz konusu olmazdı.

Dışişleri yetkilileri “Bağlantı hazır” dediler. Telefonun Washington ucunda olduğu gibi, İstanbul ucunda da tercümanlar yerlerini alınca, Erdoğan da kriptolu telefonun ahizesini aldı. Görüşme başladı; kayıtlara göre saat 01:40 sularıydı.

Bu ne demek biliyorsunuz, değil mi?

Eğer ABD’nin elektronik istihbarat kuruluşu NSA, henüz dünyanın bilmediği bir teknoloji ile, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı uçağını dinlememiş ve Erdoğan’ın uçakta gazetecilere söylediklerini kaydedip ışık hızıyla Başkana Obama’ya yetiştirmediyse, Obama’nın Erdoğan’ın çektiği restlerden haberi yoktu telefon görüşmesinden önce.

Erdoğan’ın PYD ve Esad konusunda ABD’ye çektiği restleri Pazar gününün gazetelerinde manşete çekecek gazetecilerin de haberi yoktu.

Onlar da bu telefon görüşmesinden ertesi gün, Pazar öğleden sonra Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nin açıklamasıyla haberdar oldular. Anadolu Ajansı bu açıklamayı 19 Ekim saat 16:22’de yayına verdi.

İki lider “Kobani dahil Suriye meselesini” ele almışlar ve “IŞİD’e karşı ortak mücadeleyi güçlendirmek için yakın işbirliği yapmayı sürdürme konusunda mutabık” kalmışlardı.

Açıklama saati Obama’nın Erdoğan’ı onun PYD ve Esad restleri üzerine aradığı algısının oluşmasına müsaitti.

İlerleyen saatlerde Beyaz Saray’dan yapılan ve görüşmenin Washington saatiyle 18 Ekim Cumartesi gecesi yapıldığını vurgulayan açıklama, yine saat farkları nedeniyle Türk medyasında yer bulamadı.

Zaten Türkiye 20 Ekim’e bambaşka bir haberle uyanmıştı.

ABD, Kobani’deki PYD güçlerine Irak’taki Kürt bölgesinden kalkan uçaklarla havadan silah ve tıbbi malzeme yardımı yapmaya başlamıştı.

Obama, Erdoğan’ın restini mi görmüştü? O telefon konuşmasında neler konuşulmuş, neler istenmişti? Erdoğan, ABD’nin PYD ile temasına dahi rest çekmişken, şimdi doğrudan silah yardımına ne diyecekti? Öğleden sonra ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi John Bass Çankaya’ya güven mektubunu sunarak göreve başlayacaktı. Acaba Erdoğan orada mı bir tepki verecekti? Ya Davutoğlu bu işe ne diyordu?

Bütün bu sorular daha öğle saatinden önce bir cevap buldu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi de 'Kobani'ye yardım için işbirliği içindeyiz' açıklamasını yapmıştır” dedi ve devam etti: “Biz de Peşmerge güçlerinin Kobani'ye geçişine destek için yardımcı oluyoruz. Bu konuda görüşmelerimiz devam ediyor."

Türk kamuoyu Erdoğan’ın PYD ve Esad şartı yerine gelmezse IŞİD’e karşı askeri koalisyonda yer alamayız demesi üzerinden henüz bir gün geçmeden, ABD’nin PYD’ye silah yardımı yaptığını öğrenmişti.

Şimdi de Türkiye’nin de Irak’taki Peşmergelerin, IŞİD’e karşı PYD’ye destek vermek üzere Kobani’ye geçişine destek verdiğini de öğreniyordu.

Genelkurmay sorulara cevap vermeyi reddediyor, “Açıklamayı Dışişleri yaptı, onlara sorun” diyordu. Dışişlerinden ise, tıpkı Başbakanlık ve Köşk gibi çıt çıkmıyor, top Bakanlar Kurulu sonrasında Bülent Arınç’ın yapacağı açıklamaya atılıyordu.

Daha sonra açıklamanın sabah Davutoğlu tarafından yapılacağı söylendi.

İşte o sıra Endonezya’daki ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin açıklaması geldi. Türkiye’ye “anlatmışlardı”; Kobani’de IŞİD ile çatışan Kürt grupları silah ve cephane ile desteklememek “sorumsuzluk” olacaktı.

Peki ne zaman “anlatmıştı” ABD bunu Türkiye’ye?

Obama’nın Erdoğan’la telefon görüşmesinde mi? Ya da daha önce mi?

Çünkü artık Obama’nın Erdoğan’a telefon etmesinde, tabii eğer Obama bilmediğimiz bir teknolojiyle Erdoğan’ın uçağını dinlemediyse (böyle bir bilgi yok tabii, farazi olarak söylüyorum) Erdoğan’ın ona rest çekmiş olmasının bir etkisi olmadığını biliyoruz.

Obama, Erdoğan’ın restiyle değil, IŞİD ile savaşta Türkiye adına verecekleriyle ilgili görünüyor daha ziyade.