El-Kaide neden Erdoğan ziyareti öncesinde bombaladı?

Erdoğan'ın Somali ziyareti öncesi can alan El-Kaide eylemi, giderek gerilen küresel güvenlik ortamının parçası. Kınamak yetmez, ders çıkarmak gerekir. Hükümet siyasetini güncellemeli.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Etiyopya ziyareti de gerçi olağanüstü güvenlik önlemleri altında geçiyordu.

Ajansalar, polislerin merasim kıtasındaki askerlerin ve bandodaki müzisyenlerin karşılama alanında üzerleri aranırken fotoğraflarını yayına koyuyordu.

Haber o sırada geldi: Erdoğan’ın Doğu Afrika seyahatinde Etiyopya ve Cibuti’den sonraki durağı olan Somali’nin başkenti Mogadişu’da, ziyaret hazırlığı için giden Türk heyetinin kaldığı otele intihar saldırısı yapılmıştı.

İkisi bomba yüklü araçtakilerden olmak üzere en az 5 kişinin öldüğü açıklanan bu terör saldırısı, haber ajanslarına telefon eden kişiler El-Şebab adına üstlendiği bildirildi.
Erdoğan’ın bu saldırı nedeniyle Somali programını iptal etmeyeceği açıklandı.

***

El-Şebab, El-Kaide’nin Somali kolu. Daha önce 2013’te de Somali’ye ciddi alt yapı ve insani yardım desteği veren Türkiye’nin Mogadişu büyükelçiliği ve Türk Hava Yolları hedeflerine saldırmıştı.

El-Kaide, hatırlayacaksınız, 2003 yılının 15 ve 20 Kasım günlerinde İstanbul’daki ikiz saldırılarında toplam 57 kişiyi öldürmüş, 300 kadarını yaralı bırakmıştı; o da AK Parti iktidarında olmuştu.

Türkiye’nin Müslüman nüfuzlu bir ülke olması, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun dindar ve Sünni kimlikleri El-Kaidecilerin onları Obama, Putin, ya da Merkel’den farklı görmesine yol açmıyor.

Acı belki, ama böyle bir gerçek var.

***

Saldırı hassas bir zaman diliminde yapıldı.

Aynı gün, yani 22 Ocak 2015’te Londra’da yapılan ve özellikle de Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ve El-Kaide gibi cihad iddiasındaki örgütlerle mücadeleyi öngören bir anti-terör toplantısında Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu temsil ediyordu.

Ondan iki gün önce Avrupa Birliği bünyesinde, IŞİD ve El-Kaide benzeri radikal İslamcı örgütlere karşı Arap ülkeleriyle işbirliğini artırma kararı alıyordu.

Arap yarımadasının güney batı ucunda, Etiyopya, Cibuti ve Somali ile Kızıldeniz ve Hint Okyanusu üzerinden komşu Yemen de kaynıyor bu arada.

İran’ın desteğini alan Husi etnik tabana dayalı Ensarullah hareketi iki, gün önce bir darbeyle başkent Sana’daki Başkanlık Sarayı ve yönetim binalarını ele geçirdi; halen Yemen hükümetiyle güç paylaşımı müzakereleri yürütüyor.

***

Yemen El-Kaide’nin çok etkili olduğu bir ülke…

Biliyorsunuz, 7 Ocak’ta Paris’te Charlie Hebdo dergisine yapılan saldırıyı Yemen El-Kaidesi üstlenmişti.

Yemen El-Kaidesinin en önemli ismi Nasır el Vuhayşi, liderleri Usame bin Ladin’in 2011’de ABD özel kuvvetleri tarafından Pakistan’da öldürülmesinden sonra yerine geçen Eymen el Zevahiri’nin iki numarası konumunda, istihbarat bilgilerine göre.

Yine hafta başında İsrail, Suriye’nin Golan tepeleriyle Lübnan arasındaki bir bölgeye düzenlediği özel harekâtla hem Hizbullah’ın önce gelen iki askeri liderini, hem de İranlı bir generali öldürdü.

***

Hizbullah ve İran, Suriye’deki Beşar Esad yönetimini destekliyor.

El-Kaide’nin Suriye kolu El-Nusra ise Esad’ı devirmeye çalışıyor; işin içinde mezhep çatışması da var.

Öte yandan IŞİD’in önceliği Esad’ı devirmek filan değil. Yine Bağdat’ta İran (ve ABD) destekli Haydar el-Ebadi’ni hükümetini de takmıyor. IŞİD’in derdi, Irak ve Suriye’den kopardığı topraklar üzerinde katı Sünni şeriatıyla yönetilen bir idare kurmak ve Türkiye’nin üçüncü güney komşusu haline gelmek.

Erdoğan-Davutoğlu yönetimi El-Kaide’yi de, IŞİD’İ de terörist örgüt sayıp kara listesine almış durumda.

Lakin Erdoğan ve Davutoğlu IŞİD’le mücadeleye tam destek vermek için, ABD-öncülüğündeki koalisyonun da Esad’ın devrilmesini hedefine almasını istiyor; hükümet için IŞİD’le mücadele ile Esad’ın devrilmesi eşit önemde, çünkü sorunların kaynağı olarak Şam’ı görüyor.

***

Oysa ABD ve AB’nin, ayrıca Rusya, Çin, Suudi Arabistan, Mısır ve başka herkesin şu anda tek önceliği IŞİD ve El-Kaide benzeri örgütlerle mücadele.

ABD Başkanı Barack Obama’nın son konuşması şu anda dünyanın (Türk hükümeti dışında) üzerinde birleştiği tek konunun IŞİD, El-Kaide gibi cihat iddiasındaki terör örgütleriyle mücadele olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Hükümetin Suriye’deki bu örgütlerle mücadele için Esad şartını öne sürmesi, Batılı mücahitlerin, yaygın deyimle “yabancı savaşçıların” Türkiye topraklarını kullanarak Suriye’ye girip çıkmasına, destek bulmasına –en azından- seyirci kaldığı yolunda eleştirilerin artmasına neden oluyor.

***

Bir yandan bu eleştiriler, bir yandan Charlie Habdo saldırısı gibi Ankara’yı açık tavır almaya mecbur bırakan gelişmeler varken Somali saldırısı geldi. Üstelik daha geçen Cuma El-Kaide sempatizanlarının Fatih Camii avlusunda ellerinde Usame bin Ladin ve Kuaşi kardeşler pankartıyla gösteri yapmalarına izin verilmesi buna engel olamadı.

Erdoğan ziyareti öncesi yapılan El-Kaide saldırısı, giderek daha da karmaşık ve tehlikeli hale gelen küresel güvenlik ve siyaset ikliminin bir parçasıdır.

Kınamak yetmez, ders çıkarmak gerekir. Değişen koşullara göre siyasetinizde düzenlemeler yapmakta gecikilirse faturayı milletçe hepimiz ödeyebiliriz. Hükümetin Suriye ve terörizmle mücadele siyasetini değişen koşullara göre güncellemesi zamanı gelmiş, geçmek üzeredir.