El Kaide Suriye'de mi? İhvan değiller miydi?

İstanbul toplantısında 'Suriye Halkının Dostları', güçlerini El Nusra'nın Suriye'de iktidar alternatifi olmasının önünü kesecek şekilde birleştirmeyi görüşebilir.

Bugün İstanbul’da yapılacak Suriye Halkının Dostları grubu dışişleri bakanları toplantısı Suriye’deki iç savaşın kritik bir aşamasında yapılıyor.
Kritik, çünkü Suriye’deki Baas rejimi, kısa sürede yıkılacağı yolundaki bütün tahmin ve iddiaları patlatmış olmasına rağmen güç ve toprak kontrolünü kaybettikçe daha kitlesel silahlarla saldırıyor. Asi güçlerin eline tanksavar ve omuzdan ateşlenen roketatarların geçmesinden sonra tanklar ve helikopterler kullanılamayınca devreye uçak bombaları ve füzeler girdi. Beşar Esed’in ordusunun, kalabalık şehirlerde, hatta başkenti Şam’da bile Scud füzesi kullanmaktan çekinmediği ajanslara yansıyor.

Önceki akşam CNN Türk’te konuşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, yıl başından bu yana 200’den fazla Scud ateşlendiğini ve bunun savaş suçu sayılması gerektiğini söyledi. BM tahminlerine göre iki yılı geçen iç savaşta şimdiye dek 70 bin kişi öldürüldü, savaştan etkilenenlerin sayısı 6 milyonu geçti.

Esed’in hâlâ görevinde kalması sadece ona açıkça destek olan Rusya ve İran sayesinde değil. Gerçi Rusya ve İran farklı nedenlerle destek veriyorlar. Tahran, Şam’da Sünni olmayan bir rejim görmek istiyor. Moskova ise ABD etkisindeki Doğu Akdeniz’de Suriye’yi bir vaha olarak görüyor; üstelik kendisine bölgedeki yegâne askeri üssü veren bir vaha.

Daha geçenlerde, 16 Nisan’da İstanbul’da Davutoğlu ile görüşen Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Esed’in başta kalmasını dışlamayan bir çözüm tercihinde ısrar etmişti. Suriye ile 910 kilometre sınır ve Kürt sorunu ortaklığı olan Türkiye, Esed’in mutlaka gitmesinde ısrarlı. Ama Ankara, ABD ağırlığını koymadan bu işin kolay olmadığını da biliyor. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin İstanbul’a gelmeden önce Suriye’de ‘rakip kurtarılmış bölgeler’ tehlikesinden, yani parçalanma tehlikesinden söz ettiğini yabana atmamak lazım. Üstelik Şam’da Sünni İslamcı bir rejim görmektense Esed’in kalmasını evla bulanlar arasında İsrail’i de sayabiliriz.

Üstelik bu herhangi bir Sünni İslamcı rejim olmayacak. Korku, El Nusra’dan. Tam adıyla Büyük Suriye Halkı İçin Destek Cephesi, kısaca Al-Nusra kuruluşunu 23 Ocak 2012’de ilan etti. Yani Türkiye, Esed’in Nusracılarla savaşmak için halka şiddet kullanmaya başlamadığını söylemekte haklı, Nusra iç savaşın yan ürünlerinden birisi. Kurucusu Aby Muhammed El Golani, geçenlerde El Kaide ile bağlantılı olduklarını ilan etti. Irak’taki El Kaide kendine pay çıkarmaya çalışınca da “Biz doğrudan Eymen El Zevahiri’ye bağlı çalışıyoruz” diye küçümsedi. Bu açıklamanın hemen ardından, Hür Suriye Ordusu Komutanı İdris Salih, Hürriyet Daily News gazetesine Al Nusra ile hiçbir ilgileri olmadığını söyledi.

Bu çıplak gerçek, Suriye’de savaşan dini bütün çocukların tamamının direniş hakkını kullanan mazlum Müslüman Kardeşler, İhvan-ı Müslimin üyeleri oduğuna inanmak isteyen Ankara’daki bazı çevrelere de bir kısmının gayet eğitimli El Kaide teröristleri olduğunu gösterdi.
El Nusra gibi Ek Kaide uzantısı olmasıyla övünen bir örgütün Esed’in elindeki füzeler ve kimyasal ve biyolojik başlıkları ele geçireceği endişesi herkesi tedirgin ediyor. Doğu Akdeniz’in önemli bir ülkesinin El Kaide yönetimine geçmesi, Avrupa’ya sıçrama tahtası anlamına da geliyor.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar, ortaya çıkan bu yeni duruma göre bir revizyon gerektiğinin elbette farkında.

İstanbul toplantısında Suriye Halkının Dostları, güçlerini El Nusra’nın Suriye’de iktidar alternatifi olmasının önünü kesecek şekilde birleştirmeyi görüşebilir. Böyle bir durum, Rusya’yı, Esed hariç, Baas Partisi ve Suriye Milli Koalisyonu arasında uzlaşmayla yeni bir rejime ikna kapısı açabilir.

Ortada bir de Fransa’nın Mali deneyimi var. El Kaide’nin Mali’de iktidar alternatifi olup Batı Akdeniz’den Avrupa’ya sıçrama tahtası arama çabası, Fransa’nın ABD ve İngiltere desteğiyle eski sömürgesine müdahale etmesine yol açmıştı; onlar da malum Suriye Halkının Dostları arasında. İstanbul toplantısında gerçekçi bir formül, bir acı ilaç bulunabilirse, Suriye’deki iç savaşın bitme ihtimali yakınlaşır.