Elveda Radikal, elveda "asabi şehirli"

O bir dönemdi. Artık o dönem yok. Gazeteciliği gazeteci gibi yapmaya o dönem ne kadar yakın olduğumuzu şimdi geriye bakınca anlıyorum.

Radikal'e en başından dâhil olabilirdim, 1996 yazında İsmet Berkan ile konuşmalarımızı hatırlıyorum.

Ama o ara yeni bir gazete çıkarmaktan çok daha yeni ve yenilikçi bir fikrin peşindeydim.

Nuri Çolakoğlu başımızda, Türkiye'nin ilk haber kanalını, NTV'yi kurduk bir avuç meslektaşla.

Radikal 13 Ekim 1996'da yayına başladı. Dümende Mehmet Yılmaz vardı.

NTV, Radikal'i Radikal yapan ilk çıkış olan Susurluk skandalının patlamasından bir hafta sonra 10 Kasım'da düzenli yayınına başladı; Anıtkabir'deki Atatürk'ü anma törenlerinden yapılan ilk NTV canlı haber yayınında yer aldım.

***

O da Radikal’in Ankara temsilciliğini üstlenen Berkan ile sık görüşüyorduk, çoğunlukla onun iş çıkışında bizim büroda. Piyasaya yeni giren, ortalığı biraz dağıtan, dengeleri sarsan iki mecra idik bir yandan, NTV ekranda, Radikal de gazetede...

Gazeteciliğin 24 saat yapıldığı bir dönemdi, kulis haberciliği, belge peşinde koşma, dosya patlatma…

Bizim piyasa da siyaset gibi hareketliydi o zaman ve beş yıl gecikmeli de olsa Radikal'e katıldım, 1 Şubat 2001'de.

***

Radikal'in Radikal olduğu zamanlardı. Berkan'ın İstanbul'da benim Ankara'da uğraştığımız ilk kriz 19 Şubat'taki Milli Güvenlik Kurulu'nda Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile yaşanan tartışma sonrasında Başbakan Bülent Ecevit'in toplantıyı terk etmesi ile tetiklenen ülke tarihinin en ağır ekonomik krizi oldu.

Krizler birbirini izliyor, biz doludizgin ve hakkını vererek, ya da en azından ona inanarak gazetecilik yapıyorduk; ortam buna müsaitti.

Krizi değil, ama o gazetecilik ortamını özlüyoruz şimdi. Yeni Türkü'nün şarkısında söylendiği gibi, "Ardından koştuğumuz o bahardır".

***

Sıkı işler yaptık hep beraber. Muharip-gazi hikâyelerine dönmesin ama 29 Ekim 2001 gecesi Çankaya Köşkü'nde bana dört yıldızlı dört komutan tarafından söylenen "Ecevit gitsin, Özkan gelsin" sözünü manşete çekebildik mesela, belki bir müdahaleyi önledik; o dönem mümkündü.

AK Parti'nin 2002 seçimini alacağını gösteren anketi ilk biz bastık ve topa tutulduk; yerleşik düzen mezarlıkta ıslık çalar gibi yaklaşan gerçeği görmek istemiyordu.

Deniz Zeyrek'in alıp getirdiği MGK'nın gizli yönetmeliği var sonra. O yönetmeliği basabildik, o zaman mümkündü, bütün dengeler değişti.

Son yaptığımız büyük habercilik işinin üniversite ve kamu personel sınavlarındaki yolsuzluklar olduğunu söylemek mümkün, 2011 baharında. O zaman hem AK Parti, hem Cemaat birden rahatsız olmuştu bizim soruları tek tek çözüp yolsuzluğu kanıtlamamıza.

***

Sadece siyasi habercilik değil tabii.

Radikal İki vardı mesela Tuğrul Eryılmaz vardı memleketin olduğu kadarıyla entelektüel hayatını kırbaçlayan.

Radikal Kitap, Türkiye’de kitap eleştirmenliğinin doğasını değiştirdi, kendi başına bir marka oldu ve Radikal kâğıttan çıktıktan sonra da o yaşadı.

***

Radikal, kâğıttan çıkıp sadece dijital yayın olmadan önce belki de boyutlarını küçülterek bir hata yaptı; ekonomik gerekçelerle kâğıttan çıkış onun devamıydı.

"Neden?" diye soran çoğu arkadaşıma, "50 kuruş verip almadığınız içim" cevabı verdiğimi hatırlıyorum. Radikal okuduğunu söyleyerek itibarıyla hava atılan, ama para verip satın alınmayan, neredeyse İstanbul'da Cihangir-Nişantaşı hattına sıkışan bir görüntü vermeye başlamıştı.

O bir dönemdi. Artık o dönem yok. Gazeteciliği gazeteci gibi yapmaya o dönem ne kadar yakın olduğumuzu şimdi geriye bakınca anlıyorum. Radikal ekonomik olarak yaşasaydı da ülkede siyasetin giderek kutuplara sıkıştığı bu dönem Radikal kimliğiyle, yani o "asabi şehirli" kimliğini, aklına her yatmayana vicdanına her sığmayana itiraz edebilen kimliğini koruyabilecek miydi?

Bu soruya duraksamadan evet diyebilecek kimseyi görmüyorum etrafımda; bu gazeteye on yılını Ankara Temsilcisi, on beş yılını yazar olarak vermiş ve iyisiyle kötüsüyle hakkını helal etmiş birisi olarak göremiyorum maalesef.

***

Ben de okurlarımızdan, bu gazeteye emeği geçen, çoğu isimsiz kahraman, gece gündüz, çoğu zaman sırtlarının sıvazlanıp teşekkür edilmeyi bekleyerek, ya da beklemeden çalışan haber emekçisi meslektaşlarımdan ve en başında Türkiye’nin Radikal gibi bir gazetenin tadına bakmasını, tadına varmasını sağlayan Aydın Doğan’dan aynı şeyi umuyorum, hak edip etmediğimi bilmeden. Ama elimden geleni yaptığımdan emin olmalarını isterim.

Radikali yıldızlaştırıp parlatan sadece bizler değildik ama; o bir dönemdi. Ve o dönem gibi o dönemin gazeteciliği de artık geçerli değil bugünün nefesimizi daraltan koşullarında; Radikal bitiyor.

***

Yazıyı Nazım Hikmet'in "Yine görüşürüz dostlarım benim / Yine görüşürüz / Beraber güneşe güler / Beraber dövüşürüz" dizeleriyle bitirmek isterdim, ama bu bir dövüş değil ki.

Belki bir başka iyi fikir ve başka bir heyecan lazım zamanın ruhuna uyan.

O nedenle Cahit Külebi ile veda ediyorum, Radikal'deki bütün kalem arkadaşlarıma ve Radikal okurlarına:

 

"Sonra âlem değişiverdi

Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak

Mevsimler ne çabuk geçiverdi

Unutmak, unutmak, unutmak"

 

Yenisine bakana kadar…