En kırmızı çizgi yüzde 10 engeli

Dış ve güvenlik siyasetinde suni engellerin kalkmasında payı olan AK Parti, yüzde 10 barajını 'kırmızı çizgi' görüyor.

Türkiye ne kırmızı çizgiler gördü...
Aslında, biliyorsunuz askerlik deyimidir; o kırmızı çizgi geçilirse çatışma çıkar anlamına gelir.
Belki de bu yüzden Türkiye’de siyaset üzerinde askerin etkili olduğu dönemlerde günlük hayatımızın bir parçası haline gelen bu deyim, daha çok askerin vaziyet ettiği dış ve güvenlik siyasetini ilgilendiren alanlarda kullanılırdı; Yunanistan, Kıbrıs, Ermeni ve tabii Kürt meselesi. 


Aslında kırmızı çizgi dönemini en iyi anlatan sözcük, Ermeni soykırımı iddialarının da ötesinde Ermeni meselesiyle ilgili her konuda kullanılan ‘sözde’ ifadesiydi. Örneğin Abdullah Öcalan yasadışı PKK’nın ‘sözde’ lideriydi ama en iyisi Genelkurmay ve İçişleri bürokrasisi tarafından uydurulan ‘terörist başı’ ya da ‘bebek katili’ gibi sıfat tamlamalarını kullanıp ismini hiç anmamaktı. Dün Ertuğrul Özkök yazdı; Irak’ın Kürt bölgesine ‘Kuzey Irak’ dahi denmiyoArdu; moda ‘Irak’ın kuzeyi’ demekti. Sonra Irak’ta ‘Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ anayasal olarak ilan edilince Ankara’da ezber dağıldı. 


Dolayısıyla şimdilerde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye’de adım adım gelen Kürt özerkliğini, ‘fiili durum’ anlamında ‘de facto’ gibi Latince bir deyimle savuşturma çabası tuhaf kaçıyor. Kaldı ki Suriye’de Kürt özerkliği ilan edilirse Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Orgeneral Necdet Özel’e “Ordular, ilk hedefiniz Suriye” talimatı verme hatasına düşeceğine ihtimal dahi vermiyorum. 


Memnuniyetle görüyoruz ki Türkiye’de dış ve güvenlik konularında ‘kırmızı çizgi’ devri kapanmaktadır, tek tük kullanımı da “Ne yapsın? Siyaset icabı” diye mazur görülmektedir.
Ama iç siyasette öyle değil; AK Parti için iç siyasette bazı kırmızı çizgiler var. Bunların başında da yüzde 10 seçim barajı geliyor. Aylin Kotil günlerdir dikkati buraya çekmek için Ankara’dan İstanbul’a yürüyor. O yürürken evi soyuldu, eşyaları gitti ama baraj duruyor. 


12 Eylül 1980 askeri darbesini yapan Kenan Evren ve danışmanlarının “Kürtler ve İslamcılar Meclis yüzü görmesin” dar bakışıyla 1982 Anayasası üzerinden seçim kanununa yerleştirdiği bu anti-demokratik icada, daha önceki bütün iktidarlar gibi AK Parti de sahip çıkıyor. 


Gazeteciler, Kürt meselesine çözüm için Başbakan Erdoğan’ın toplantısından çıkıp ev sahibi olduğu iftar yemeğine gelen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a ‘demokratik paketin’ yüzde 10 barajının düşürülmesini de kapsayıp kapsamadığını sordular. Ne de olsa başından bu yana sadece PKK’nın ve onunla aynı tabanı paylaşan BDP’nin değil, mesela CHP’nin de talebi ‘temsilde adalete aykırı’ bu engelin düşürülmesiydi. Hayır, AK Parti yüzde 10 engelini kaldırmayı düşünmüyordu. Demokratikleşme paketi içine mesela Kürtçe eğitim girebilirdi, yerel yönetimlere özerklik niteliğinde yetkiler tanınması girebilirdi, ama yüzde 10’un düşürülmesi girmiyordu. 


Peki, neden yüzde 10 seçim engelinin korunması Erdoğan ve AK Parti için bu kadar önemli bir kale? 

Acaba baraj, muhalefetin istediği gibi yüzde 3’e düşürülse, başta Saadet Partisi (her şeye rağmen yüzde 2 oyu görünüyor) olmak üzere oyu ziyan olmasın diye ikinci tercih kontenjanından AK Parti’ye teveccüh eden muhafazakâr ya da diğer tarafta her an canlanabilecek laik sağ seçmen potansiyelinin kendisinden kaçacağından çekiniyor Erdoğan? Ya da BDP’nin anketlerde yüzde 6 küsur görülen oyunu daha fazla arttırıp Doğu ve Güneydoğu’daki muhafazakâr Kürt seçmeni de çekmesinden mi edişe ediyor? Tabii bu arada ikinci tercih kontenjanından CHP’ye, MHP’ye, hatta BDP’ye giden oyların da ilk tercihlere dönmesi söz konusu, ama acaba AK Parti bakımından bu göze alınamayacak kadar büyük bir risk mi?
Sebebi ne olursa olsun, sonucu Türkiye’de demokratik hayatın gelişmesi önünde en ciddi engellerden birisi olan yüzde 10 barajının, dış ve güvenlik siyasetinde ‘kırmızı çizgi’ ketinin kaldırılmasında payı olan AK Parti tarafından ‘en kırmızı çizgi’ olarak benimsenmiş olması. Maalesef tablo bu.