En son Ankara manevraları

Kürt meselesi, anayasa yazımı ve başkanlık sistemi siyasetin kaderini belirleyecek.

Gündem o kadar yoğun ve Kürt meselesine kilitlenmiş durumda ki son birkaç gündür Ankara’da gözlenen bazı önemli siyaset manevraları üzerinde yeterince durulamıyor.

Ankara ziyaretleri çerçevesinde İstanbul’dan görüldüğü kadarıyla bu manevralar önümüzdeki haftalar, en geç birkaç ay içinde, önemli sonuçlar doğurabilecek türden. Bunu boş bir klişe olarak tekrarlamamak adına, hangi konularda olduğunu da söylemek gerekiyor.

Birbirine bağlı üç konu var halihazırda siyaseti belirleyen: Kürt meselesi, anayasa yazımı ve başkanlık sistemi tartışmaları.

Bir açılım olacaksa bu üç konuyu da birden ilgilendirecek demektir, çünkü üçü de birbiriyle bağlantılı. Vatandaşlık tanımıyla ilgili 66’ncı madde Kürt meselesini anayasayla, yürütmeyle ilgili 8 ve Cumhurbaşkanlığı yetki ve sorumluluğuyla ilgili 104 ve 105’inci maddeler ise anayasa ile başkanlık tartışmalarını birbirine adeta göbekten bağlıyor.

Ankara’da şu sıra yapılan manevralar, önümüzdeki aydan itibaren, yani Nevruz ve sonrasında PKK ile sertlik yaşanıp yaşanmamasına bağlı olarak atılabilecek, daha açık söylemek lazım, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından atılabilecek adımlara hazırlık niteliğinde. Sıralayalım:

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Anayasa Mahkemesi üyeliğine Emin Kuz’u ataması. Gül, Kuz ile başbakanlığı döneminde çalışmış, 2007’de cumhurbaşkanı seçildiğinde Köşk’e genel sekreter yardımcısı olarak almış ve hukuk işlerini ona danışır olmuştu. Devlet Denetleme Kurulu’nun son zamanlarda (Hrant Dink’ten Muhsin Yazıcıoğlu’na) gündem değiştiren soruşturma dosyalarından Gül’ün yerel seçimlerin Erdoğan’ın talebiyle erkene alınması yolundaki yasayı veto etmesine dek pek çok önemli tasarrufta Kuz’un izi vardı. Bu atamayı, Gül’ün bir daha aday olmayacağı, Köşkü’ü boşaltmaya başladığı şeklinde yorumlayan da var. Ama daha ağır basan görüş, Gül’ün Anayasa Mahkemesi’nin yapısını kendi tercihiyle güçlendirdiği yönünde. En son CNN Türk’te Taha Akyol’a konuşan Gül, yeni anayasada Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun değiştirilmesine karşı olduğunu söylemişti. Her halükârda bu atamaya dikkat etmek gerekir, Gül’ün 2014’te siyaseti bırakacağına dair hiçbir işaret yok çünkü.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in bir değil, iki hamlesi: Birincisi, Ürdün Kralı İkinci Abdullah onuruna Köşk’te verilen yemeğe eşi ile katılması. Böylece Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinden bu yana bir Genelkurmay başkanı ilk defa Köşk’teki bir faaliyete eşiyle katılmış, yani askeri lisanla ‘sosyalleşmiş’ oluyor. “Bize ne?” demeyin, önemli bir psikolojik eşik daha aşılmıştır. Daha sonra e-muhtıra, hükümetin cevabı, Dolmabahçe ve Ergenekon’a uzanan Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde en önemli ön manevralardan birisi, Radikal’de 26 Ocak 2006’da yayımladığım (ve kaynağım Genelkurmay tarafından İkinci Başkan Işık Koşaner olarak deşifre edilen) bir haberdi. Kaynağım, eşi başörtülü birisinin cumhurbaşkanı seçilmesi ihtimali karşısında “Kılık kıyafet resepsiyonlarda bir rahatsızlık yaratıyorsa resepsiyona katılmazsınız, olur biter” demişti. Geçen haftaya dek katılmadılar. O rahatsızlığın bittiği Gül’e ilan edilmiştir. Özel’in ikinci manevrası ise Balyoz davasındaki bir talep üzerine, çağrılırsa mahkemeye gidip tanık ifadesi vereceğini hukuk müşaviri aracılığıyla duyurması olmuştur. Genelkurmay Başkanı bu davanın hukuki sürecinin bir an önce tamamlanmasını istemekte, kendisinin bu konuda yapacağı bir şey varsa geri durmayacağını beyan etmektedir. İlk hamleyle birlikte okunduğunda, hem Gül hem Erdoğan’a bir ‘imdat’ çağrısı niteliğindedir.

Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in Anayasa Uzlaşma Komisyonu ‘ışıklarının gece 2’ye kadar yanmasını’ istemesi. Bu da bir ‘imdat’ çağrısıdır. Çiçek, komisyonun 245 günde yalnızca 87 gün çalışmış olmasından şikâyetçidir. Çiçek, güçlendirilmiş başkanlık sistemine karşıdır. Ancak Çiçek’in asıl endişesi, mevcut anayasa ile seçilecek cumhurbaşkanının başkanlık sistemindekinden de riskli olacağıdır. Mevcut anayasanın 8’inci maddesi yürütme yetkisini cumhurbaşkanı ile bakanlar kurulu arasında bölmekte, 104’üncü maddesi Kenan Evren’in dahi kullanmaya cesaret edemediği yetkiler vermekte, 105’inci maddesi ise onu bütün icraatlarında hesap vermez kılmakta, hiçbir sorumluluk yüklememektedir. Bu durumda halkın yüzde 50’sinden bir fazlasının oyunu alarak seçilmiş cumhurbaşkanını ülkeyi bir seçilmiş sultan gibi yönetmesinden alıkoyacak tek şey, kendi iyi niyeti ve vicdanı olacaktır. Başbakan, Cumhurbaşkanı’nın rakibi gibi duracak, muhalefet ve dolayısıyla Meclis daha da geri plana düşecektir; endişe budur.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bir cenaze vesilesiyle selefi Deniz Baykal ile beş saate yakın baş başa görüşmesi. Bu görüşme ilk bakışta CHP’nin dışarıdan hayli dağınık görüntüsünü aşma amacını taşıyor. Ama CHP’nin Anayasa Komisyonu çalışmalarından Kürt meselesine ve genel olarak demokratikleşmeye yaklaşımında ortaya çıkan çoksesliliği giderme çabası, CHP’nin o konuların yanı sıra başkanlık sistemi tartışmasına vereceği katkıyla da doğrudan ilgili. AK Parti bünyesinde yapılan çalışmalarda, BDP ile yola devam edilmesinin Batı ve Orta Anadolu ile Karadeniz’de, MHP ile yola devam edilmesinin ise Doğu ve Güneydoğu’da, biraz da büyük şehirlerde destek kaybına yol açabileceği değerlendirmesi var. Oysa CHP ile gerekirse ikili temelde yapılacak işbirliğinin halkın en az dörtte üçünün kabullenebileceği bir uzlaşma zemini doğuracağı görülüyor. Bu, AK Parti’nin de CHP’nin de bazı konularda uzlaşmaya açık olma sinyali vermesine bağlı. Bu bakımdan, Erdoğan’ın rahatsızlığı süresince veya hemen ardından Kılıçdaroğlu ile yapacağı baş başa bir görüşmeyle -tıpkı 2002’de Baykal’ın yaptığı türden- pek çok konuda dengeler değişebilir.

Bir de tabii öyle bir gelişme var ki, belki manevra demek doğru değil, ama pek çok manevraya bedel... Grip, Başbakan Erdoğan’ı tam da köşeli açıklamalarla siyasi tansiyonun yükselmemesi gereken bir zamanda yatağa bağladı. BDP lideri Selahattin Demirtaş”ı da öyle... İkisine de şifalar dileyelim, İmralı’ya üçüncü BDP seferine dek iyileşirler muhtemelen.

Belki fazla heyecanlı değil, ama asıl siyaset kapılar ardında kuruluyor bu günlerde, görmek için bakmak gerekiyor.