Enerji sorunu mu, rejim sorunu mu?

İran'ın Türkiye'ye göndermeye yükümlü olduğu doğalgazı kesmesiyle yeni bir tartışma başladı.

İran'ın Türkiye'ye göndermeye yükümlü olduğu doğalgazı kesmesiyle yeni bir tartışma başladı. Enerji Bakanı Hilmi Güler dün endişe edilecek bir şey olmadığını, Rusya ve diğer kaynaklardan aktarılan gazın kış aylarında sıkıntı çıkmasını önleyeceğini açıkladı.
Tabii bu haberin içimizi sıkmasına karşı yapabileceği bir şey yok. Türkiye enerji kaynağı olarak, dünyanın en büyük doğalgaz üreticisi Rusya'nın kendisinden bile daha çok doğalgaza bağımlı ve ağırlıkla da Rus doğal gazına bağımlı. Makine Mühendisleri Odası yıllardır bıkmadan rakamlar yayımlayıp enerjide kaynak çeşitliliğinin artırılmasını istiyor. Türkiye hem büyük, hem enerji kaynakları açısından fakir bir ülke; iş kolay değil.
Ama madalyonun bir de diğer yüzünden bakalım. Şu anda Türkiye'de büyük bir sıkıntı olmamasına karşın, medya halkın sıkıntı doğabileceği ihtimaline karşın endişelerini üst perdeden dile getiriyor, Enerji Bakanı çıkıp kamuoyu önünde hesap veriyor. Kendisini hesap vermek zorunda hissediyor. Bu, eksikliklerinden ne kadar şikayet etsek de demokrasinin güzelliklerinden biridir.
İran'a bakalım. Enerji Bakanı Güler'in dün söylediğine ve ortada olan gerçeklere göre, İran'ın doğalgazı kesmesi tamamen kendi halkına gaz yetiştirememesinden kaynakanıyor. Güler, dün İranlı mevkidaşı Petrol Bakanı Kazem Vaziri-Hamaneh'i kollamak maksadıyla 'Bazı yatırımları gecikmiş' ifadesini kullandı. Türkçesini söyleyelim ki, dünyanın Rusya'dan sonra ikinci büyük doğalgaz yataklarına sahip olan İran, kendi halkının kullanımına vermek üzere doğalgaz altyapısına yatırım yapmıyor. Peki dışsatım gelirlerinin yüzde 90'dan fazlasını petrol ve gaz satışına borçlu olan İran bu parayı nereye harcıyor? Silahlanmaya ve nükleer güç olmaya.
İran medyası ve İslamcı partiler dışında ses çıkarma imkânı bulamayan muhalefeti bu işin üzerine gidebiliyor mu? Kuşkulu. Son doğalgaz sorunu dünkü Tehran Times gazetesinde kısa haberler sütununda Türkiye'ye gaz ihracının kesildiği haberi olarak yer aldı. Bu habere göre, bakan Vaziri-Hamaneh, Kürdistan ve Batı Azerbaycan eyaletlerindeki basınç kaybı dışında dağıtım sorunu olmadığını ve bu kesinti yüzünden Türk bakandan özür dilediğini de söylemiş. (Bu iki eyalet Türkiye ve Irak ile sınır eyaletleridir. 'Basınç düşmesinin' gaz ikmal hatlarına bir sabotaj sonucu olup olmadığı sorusunu da akla getiriyor. Ama bu konuda bir açıklama da yok.)
Dünyada, kendi halkının refahından esirgediği bütçesini, iktidarının devamı için nükleer güç olmak için harcayan başka rejimler de var. Kuzey Kore ilk akla geleni.
Nükleer güce sahip olmak tabii ki kimsenin tekelinde değil. Uluslararası Enerji Ajansı, denetime açık nükleer gücü bir hak sayıyor. Nükleer güçle elektrik santralı işletmek, gerekli önlemleri aldığınız sürece hem kaynak çeşitlendirmesi açısından, hem de tıptan mühendisliğe, sahip olacağını yeni teknolojiler aracılığıyla toplam yaşama kalitesini artırma açısından yararlı. Türkiye de sonunda enerji üretiminin yüzde 7 kadarlık bir payını nükleer kaynaklı üretme kararı verdi.
Nükleer silah, atom bombası sahibi olmak ise ayrı bir fasıl. Çok daha yüksek miktarlarda enerji, teknoloji, uzman ve para gerektiriyor. Üstelik nükleer silaha, üstelik bir de kıtalararası balistik füzeniz yoksa (Hindistan ve Pakistan örneğinde olduğu gibi) kullanmak üzere değil, kullanmamak üzere sahip oluyorsunuz. Kullandığınız anda rakibinizin de size iki tane göndermesi ve dar coğrafyalarda radyoaktif serpintiden kendi halkınızın da etkilenmesi tehlikesi cabası. İsrail'in elinde olduğu hep söylenen nükleer silahların bu nedenle, örneğin Filistin, ya da diyelim Ürdün, Lübnan, hatta Suriye'nin başkent Şam'ın da içinde bulunduğu güneyi üzerinde caydırıcı bir gücü yok. İran'ın nükleer silaha sahip olma ihtimalinin İsrail'i herkesten daha çok rahatsız etmesi bu yüzden. İran'ın mevcut rejimi gözünde de, Filistin ve o bölgelerde yaşayan radikal İslamcıların gözünde de, İsraili vuracak bir İran füzesinden hayatını kaybetmek, yaralanmak, şehit ve gazi sınıflandırmalarına girebilir. Her insanın hayatının değerli olduğu, kışın soğukta kalma ihtimalinin bile önceden derinlenmesine sorgulandığı demokrasilerde bu kararlar kolay alınamaz, kolay uygulanamaz.
En kötü işleyen demokrasi, en iyi işleyen diktatörlükten iyidir.