Erbil-Diyarbakır hattı

Uluslararası siyaset koşulları Kürt sorununu bir hale yola koymak için gerçekten uygun mu?

DİYARBAKIR-  İçişleri Bakanı Beşir Atalay, belki de 10 Kasım’da Meclis’te yapsa çok daha ses getirecek açıklamaları Rusya’da yaptı.
Bu açıklamalar arasında en güncel olanı Tunceli’nin adının resmen Dersim’e döndürülmesine karşı olduğunu söylemesiydi belki. Ancak belki en önemlisi Irak’taki Mahmur kampından yıl sonuna dek, yani önümüzdeki bir ay içinde toplu dönüşlerin başlayacağını ve kampın 11 bin küsur sakininin yarısından fazlasının önümüzdeki süreçte Türkiye’ye dönmüş olacağını söylemesiydi.
Mahmur Kampı’nın durumu konusunda Dışişleri Bakanlığı’nın Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile görüşmelerinin hızlanmış olması da bu ihtimali yükseltiyor. Türkiye’nin önceliği, Mahmur’da PKK’lı olanla, onun etkisi altında kalanların olabildiğince ayırımını yapmak ve bu ikinci grubu öncelikle Türkiye’ye taşımak.
Evet, Mahmur sakinlerinin tümünü PKK üyesi saymak mümkün değil; çoğu çaresiz, yoksul köylüler.
Ama Mahmur kampı sakinleri arasında; 

1- Kandil kontrolündeki Irak kadrosuna katılmak üzere Türkiye ve Avrupa’da PKK tarafından devşirilmiş ve Mahmur’u ara istasyon olarak kullananlar ve 2- Yaralanma, hastalık, yaşlılık, ya da o nitelikte olmamak gibi nedenlerle PKK saflarında aktif olarak Türkiye’ye karşı savaşamayacak cephe gerisi elemanları da var.
Gerek Mahmur’dan başlayacak toplu dönüşler, gerekse, Kandil’den -19 Ekim Habur nedeniyle ara verilmiş dönüşler konusundaki belirleyici gelişmeleri 17-19 Aralık tarihlerinde Erbil’de yapılacak Türkiye-Irak-ABD üçlü güvenlik toplantısı ardından beklemek doğru olur. Bu üçlü güvenlik işleyişi, -PKK’nın Dağlıca saldırısı ardından 5 Kasım 2007’de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dönemin ABD Başkanı George Bush ile vardığı mutabakat sonucu başlayan ‘etkin istihbarat paylaşımı’ çerçevesinde kurulmuştu.
Erbil toplantısı, Erdoğan’ın yeni ABD Başkanı Barack Obama ile 7 Aralık’ta Vaşington’da
yapacağı görüşme sonrasında yapılacak olması ardından da önem taşıyor.

ABD, Irak, enerji boyutları
Obama, Bush’un imzaladığı ve ‘PKK’nın terörist ve ABD’ye düşman bir örgüt olup, mücadele edilmesi gerektiği’ yolundaki Başkanlık Yönergesini ki ABD güvenlik yapısı için en üst talimat sayılır- devam ettirmişti. Türkiye’nin beklentisi PKK ile ortak mücadelenin istihbarat paylaşımı ile sınırlı kalmaması.
Ancak ne ABD’den, ne kendisi ağır terörist saldırılar altında seçime gitme hazırlığı yapan Bağdat’taki merkezi hükümetten, ne de Erbil’deki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden PKK’ya karşı aktif bir savaşa girmelerini beklemek şu anda gerçekçi değil.
Bununla birlikte Erbil’de yönetimi elinde tutan Mesud Barzani, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ziyareti sırasında daha önceki tutumunu değiştirmiş, Türkiye’de atılan demokratikleşme adımlarını övmüş ve PKK’dan silahlı mücadeleye son vermesini istemişti.
Bunun sonucunda Barzani, Kandil’e giden ikmal yollarını kesmek, PKK tabanına olan etkisini ne de olsa bu kadar yıldır ev sahibi- kullanarak eve dönüşleri hızlandırmak gibi yöntemleri uygulamaya başlar mı?
Barzani bugüne dek PKK varlığını elinde Türkiye’yle pazarlık kozu olarak tutmak istemiş olabilir. Ancak ABD’nin askerlerini Irak’tan çekme takvimi bu süreci belirleyen asıl unsur.
Çekilme, Irak’taki seçimlerin gecikmemesi kaydıyla 2010 Ağustos’u olarak belirlenmiş durumda. Aslında Ankara’nın ‘uluslar arası koşullar uygun’ saptaması da, Erbil’in tutum değişikliğini de bu takvim zorluyor.
Erbil, ABD askerlerinin çekilmesine bağlı olarak Irak’taki Arap unsurlarla arasındaki gerilimin özellikle de Kerkük konusunda artmasından endişe ediyor.
Bu işin sopa kısmı. İşin havuç kısmındaysa, yani teşvik edici kısmındaysa, Irak Kürtlerinin
bir an önce petrol ve gazlarını ihraç etme ve dünya ekonomisiyle (ve siyasetiyle de) bütünleşme arzusu var. Bu Irak Kürtlerinin bir anlamda sağlık sigortası da sayılır ve bunun için Türkiye’de daha iyi bir imkân yok.
Dolayısıyla, evet, hem Kürt sorununun, hem de ona paralel ve eşzamanlı olarak PKK sorununun çözümü için uluslararası koşulların her zamankinden uygun olduğu söylenebilir.
Önemli olan bu fırsatın sonsuza dek sürmeyeceğinin bilincinde olarak ve etrafa olabildiğince az
rahatsızlık vererek kullanabilmek.
Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı M. Galip Ensarioğlu’nun davetiyle dün Diyarbakır’da düzenlenen ve demokratik açılımın muhtemel sonuçlarının konuşulduğu toplantılarda, işin
ekonomik ve sosyal boyutlarının yanısıra, işte bu uluslar arası boyutu da konuşuldu.