Erdoğan-Arınç: İyi polis-kötü polis oyunu mu, gerçek mi?

Bu atışma 7 Haziran'da hem milliyetçi Türk, hem muhafazakar Kürt oylarına yönelik bir ikili hamle değil de, Fidan olayı gibi gerçekse, Arınç kariyerini feda etme pahasına bu çıkışı yapmış olabilir.

Daha bir hafta önceki önceki malum gazetelere dönüp bakarsanız, Kürt meselesinin PKK’yı nasıl böldüğünü, İmralı ve Kandil arasında iplerin her an kopabileceğini, HDP’nin ise defterden silinmek üzere olduğunu okuyabilirsiniz.

Şimdi ise, yani Abdullah Öcalan’ın 21 Mart’ta kurucusu olduğu PKK’ya silah mücadele stratejisini değiştirme çağrısını yapması ardından birbiriyle çelişen seslerin asıl iktidar kanadından geldiğine tanık oluyoruz.

Özellikle de 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan aracılığıyla Öcalan ile diyalogu başlatan dönemin başbakanı, şimdi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın hükümetçe uzun süredir atılan adımlara eleştirisi gerçekten akılları karıştırıyor.

***

Evet, süreci Erdoğan başlatmıştı. O tarihten beri de yaygın kan dökülmesi durdu, bu dahi tek başına kazanımdır, o da doğru.
Ama yerine bıraktığı Başbakan Ahmet Davutoğlu da bu süreci aksatmak bir yana, heyecanla sahiplendi.

Hatta sürece dair, yani Kürt sorununa siyasi çözüm bulunmasına dair en somut adımlar, Davutoğlu döneminde atıldı.

***

Örnek vermek gerekirse, PKK ile görüşmeleri bir istihbarat faaliyeti olmaktan çıkarıp 2 Ekim 2014 kararnamesiyle resmileştiren Davutoğlu oldu.

Sonra mesela, 28 Şubat’ta hükümet ve AK Parti yetkililerinin HDP ile bir arada kendi kararlılık beyanlarını Dolmabahçe’de aynı fotoğraf karesi içinde ortaya koymaları Davutoğlu iradesi idi.

O fotoğrafta hükümeti (İçişleri Bakanı Efkan Ala ile birlikte) temsil eden Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan zaten bir süredir beklentilerinin Öcalan’ın 21 Mart Nevruz günü PKK’ya “silah bırakma” çağrısı yapması olduğunu söylüyordu.

Keza, Öcalan’ın daha 2012’den itibaren hükümetle barış müzakerelerinin başlaması için şart koştuğu İzleme Grubu oluşumu Davutoğlu döneminde şekillenmeye başladı.

***

Aslında bu İzleme Grubu işi konusunda sorun çıkacağı belliydi.

HDP’li Pervin Buldan 13 Mart’ta Radikal’de yayınlanan demecinde 15-16 kişilik heyet oluşturulduğunu, Davutoğlu’nun onayı halinde 14 Mart’ta heyetin kendileriyle birlikte İmralı’ya gitmesi halinde bunun müzakerelerin resmi başlangıcı sayacaklarını söylemişti.

Ama hükümet bunu yalanladı. Diyarbakır mesajından iki gün önce yayınlanan 5-6 isimlik bir listeye ise, ertesi gün Erdoğan sert bir tepki verdi, karşı olduğunu söyledi.

***

Son bir haftadır ortaya çıkan tablo insanın aklına “Bütün bunlar Erdoğan’dan habersiz mi yapıldı?” sorusunu getiriyor.

Çünkü Erdoğan, üstelik tam da Öcalan PKK’ya silahlı mücadeleye son verme çağrısı yaptığı günün akşamında çıktı, zaten hükümetin Dolmabahçe’de HDP ile birlikte resim vermesini de yanlış bulduğunu söyledi.

İşin ilginç yanı bu iki söylediğinin de yanıtsız kalmamış olması. İlkinde Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Erdoğan’ın yanlış yaptığını söylemekle yetinmedi, Anayasal sorumluluğun hükümette olduğunu hatırlattı.

İkincisinden sonra da “Kendisini seviyoruz, sorunumuz yok, ama hükümet biziz” yanıtını verdi. Bu demirden leblebi gibi bir sözdür ve “Yürütme işini bırakın biz yapalım” sözünün nezaket sınırlarında söylenmiş halidir.

***

İşin diğer ilginç yanı, tıpkı Hakan Fidan’ın MİT’te Davutoğlu’nun isteğiyle istifa edip AK Parti adayı olmasının Erdoğan’ın baskısıyla geri alınmasında olduğu gibi, bu defa da Erdoğan-Arınç atışmasının “danışıklı dövüş” olduğu yorumlarının yapılması, inandırıcı bulunmamasıdır.

Acaba AK Parti 7 Haziran seçimlerinde PKK ile anlaşma nedeniyle milliyetçi Türk ve muhafazakar Kürt oyları kaybetmemek için böyle ikili bir hamle mi planlamıştır?

Siyasetin bu kadar sertleştiği ve kutuplaşmanın arttığı seçim ortamında hiç bir senaryoya kesinkes yoktur demek mümkün değil, ama sanki Arınç’ın çıkışları “iyi polis-kötü polis” oyunu için fazla gerçek.

***

Çünkü eğer bu bir “iyi polis-kötü polis” oyunuysa, pek inandırıcı değil.

Zaten bakın HDP’liler (eminim Kandil’deki PKK’lılar da) nasıl tadını çıkarıyor Ankara’daki bu kafa karıştırıcı durumun...

Selahattin Demirtaş dün Erdoğan’ı hedef alan iki şey söyledi bu tartışmayla ilişkili.

Birincisi, Erdoğan’ın tek olmak istediği ama tek başına kalacağı sözüdür.

İkincisi, Erdoğan’ın Dolmabahçe’de okunan 10 maddeye karşı olmasının HDP’yi tek başına süreçten çekmeye yetmeyeceği sözüdür; Demirtaş sırf Erdoğan karşı çıkıyor diye PKK’nın silahlı eylemlere başlamayacağını söylemektedir.

***

Yani Demirtaş, Kürt meselesinin muhatabının 2012 yılında nasıl Türkiye Cumhuriyeti hükümeti idiyse, bugün de öyle olduğu, muhatabın cumhurbaşkanı olmadığını söylemektedir.

Hükümet de HDP’de çözüm için birbirini muhatap aldığını medya yoluyla Erdoğan’a söylemektedir; görünüm budur.

Ve eğer Fidan olayında olduğu gibi bu da danışıklı dövüş değil, gerçek ise –ki bana öyle görünüyor- o zaman zaten üç döneme takılan Arınç’ın, kariyerini feda etme pahasına Erdoğan’ın hükümet işlerini kontrolüne alma eğilimine dur deme kararından söz edebiliriz.

***

Çünkü bu gelişmelerin zaten Fidan olayından bağımsız olduğunu düşünmek saflık olur; o zaman Fidan’ın Kürt meselesinin bu kritik aşamasında gitmesinin yanlış olduğunu söyleyen Erdoğan’ın kendisiydi.

Ama İzleme Grubu isimlerinin basına sızması konusunda Erdoğan’ın haklı olduğunu söylemek gerekiyor. Bu iş AK Parti saflarında hiç beklenmeyen bir alanda ikiliğe yol açmaya başladı bile.

Baksanıza... Sızan listelerde isimlerini göremeyen malum meslektaşlar oklarını nasıl isimleri çıkanlara çevirmeye başladı, izliyorsunuz değil mi?