Erdoğan, Barzani'yi de sürece kattı

Mesut Barzani hem yabancı hem yerli bir aktör sayılması dolayısıyla belki de fiilen 'üçüncü taraf' olarak düşünülebilir.

Başbakan Tayyip Erdoğan, Diyarbakır hamlesiyle bir taşla birkaç kuş vurmayı amaçlıyordu; öyle de oldu.

Birincisi, son zamanlarda özellikle PKK ve BDP cephesinden gelen “Süreç tavsıyor” eleştirilerine cevap verdi. “Dağdakiler inecek, zindanlar boşalacak” vaadi bu bakımdan kendi içinde birden fazla işleve sahip. İlk olarak bölgedeki sıradan, son 30 yıldır çocukları Türk ordusuyla savaşmak üzere PKK peşinden dağa giden ve bir kısmı geri gelmeyen Kürt kökenli vatandaşın hissiyatına ‘Rojava’ya destek’ kampanyasından çok daha fazla tercüman olduğu, BDP’nin o gündemini dağıttığı söylenebilir. Devamında, ‘çözüm baharı’ benzetmesi ve zindan öncesine dağı koyan söylemiyle, bir kelime dahi etmeden adeta saatleri 30 Mart 2014 seçimi sonrasına ayarlıyor.

Zaten Diyarbakır hamlesinin ikinci boyutu bölgedeki siyasi atmosfer; açıkçası seçim odaklı siyasi atmosfer. Erdoğan 16 Kasım konuşmasında BDP’yi (ve onunla aynı tabanı paylaşan PKK’yı) bölgede kendileri dışında siyasi faaliyete hayat hakkı tanımamakla, ‘tek parti zihniyetiyle’ suçladı. Erdoğan’ın Diyarbakır sahnesine Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı Mesud Barzani ile çıkmasındaki bir neden de bölgedeki muhafazakâr-gelenekçi-dindar oyları sandıkta AK Parti’ye cezbetmekti. Barzani, gerçi AK Parti’ye değil sürece destek verdi, ayrıca Erdoğan’ın yanı sıra Abdullah Öcalan’a da diyalog nedeniyle takdirlerini iletti ama algı Barzani’nin Erdoğan’a destek olduğu şeklinde oluşuyor.

Üçüncüsü, Erdoğan’ın Türkiye’deki Kürt sorununa çözüm sürecine Barzani’yi de katması ve böylece Öcalan’a Kürt siyasetindeki tek güçlü aktörün kendisi olmadığını hatırlatmasıdır. Barzani Diyarbakır’a gelmeden bir gün önce BDP’li Gültan Kışanak Almanya’da sürece ‘Üçüncü taraf’ istemiş, ‘Batılı devlet’ çağrısı yapmıştır. Oysa Erdoğan baştan itibaren Türkiye’nin bu defa kendi işini kendisi çözme niyetinde olduğunu söyledi. Barzani ise hem yabancı hem yerli bir aktör sayılması dolayısıyla belki de fiilen ‘üçüncü taraf’ olarak düşünülebilir.
Dördüncüsü, Barzani Türkiye’nin Irak petrol ve gazını yeni boru hatlarıyla Avrupa’ya taşımak için hem Bağdat hem Erbil ile anlaşmaya varmak üzere olduğu bir sırada gelmiştir. Önemli bir ayrıntı, Erdoğan’ın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’dan ABD temasları için bir gün geç yola çıkarak Diyarbakır’da Barzani ile görüşmeye katılmasını istemesidir. Geçen hafta Bağdat’ta Başbakan Nuri el-Maliki’yle görüşen Davutoğlu, ABD temasları ardından da önce Rusya, sonra İran’a gidecek. Önümüzdeki haftalarda Türkiye ile Irak arasında, Kürtlerin dahil olduğu yeni enerji haberleri alınabilir.

Erdoğan bu hamleyi yaparken bir kısmına kendi de dahil olduğu pek çok tabuyu yıktı. ‘Kürdistan’ kelimesini telaffuz etti mesela, Diyarbakır’a Amed denmesine ‘espriyle’ karşılık verdi. Başbakan olarak kendi talimatıyla çatışmaya gitmiş gençlerin ‘bir hiç uğruna’ hayatını kaybettiğini söyledi; bu sonuncusu güçlü ‘şehit’ kültürüne sahip bir siyasetçi için seçim sürecinde risk almak demektir. Ama Erdoğan risk almaktan çekinmeyen, beklenmedik zamanlarda tıpkı “Zindanlar boşalabilir” umudu vermek gibi beklenmedik hamleler yapabilen bir siyasetçi. Özetle, Barzani Diyarbakır’da hamlesi, Erdoğan hanesine yazılmış görünüyor.