Erdoğan başkanlık için CHP kurultayını bekler mi?

Aldığı 49,5 oya ve seçme galibiyetine karşın AK Parti başkanlık sistemine, zamanında karşı çıktığı bir yöntemlerle geçmek, gölge düşürmek ister mi?

Biliyorum, “Niye beklesin ki?” diyeceksiniz.

Özellikle de dünden sonra…

Yani AK Parti yelkenlerini 1 Kasım seçim galibiyetinin rüzgârıyla doldurmuş pupa yelken yola çıkmış, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan demiri tavında dövmeye karar vermişken…

Sözcüsü İbrahim Kalın bunun bir halk oylaması yoluyla olabileceğine dahi işaret etmiş, ardından kendisi Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Anayasa değişikliği konusunda diğer parti liderleriyle görüşeceğini ilan etmişken…

Ve diğer patiler hâlâ seçim-sonrası travmasını üzerinden atamamış, Erdoğan’ın demiri tavında dövme isteğini haklı çıkarırken, CHP’nin kurultayını beklesin ki?

***

Benim soruma karşı sizin sorunuzu haklı çıkarmak üzere, muhalefetin şu anda idari rejimi parlamenterden başkanlığa çevirecek köklü bir değişime ne kadar savunmasız yakalanabileceğine dair ayrıntılar da vermek isterim.

Mesela IPSOS araştırma şirketinin CNN Türk için yaptığı ve dün akşam Tarafsız Bölge programında yayınlanan çalışmanın sonuçları gerçekten çok şey söylüyor.

Daha fazla ilerlemeden, 7 Haziran sonrası bir benzeri yapılan bu çalışmanın sandığa gitmeyen AK Parti seçmeninin duyduğu pişmanlığı yansıttığını hatırlatmak gerekiyor.

***

Bu araştırmaya göre, 7 Haziran’dan 1 Kasım'a dörtte bir destek kaybeden MHP’deki karışıklık devam ediyor; mesela Devlet Bahçeli’nin istifa etmesi gerektiğini söyleyen partililerin oranı yüzde 80’i buluyor.

1 Kasım sonuçları belli olduktan sonra yapılan bu çalışmada, sonuçların açıklanmasının ardından MHP’ye desteğin daha da azaldığı, hatta baraj sorunu ortaya çıkmış olabileceği öne sürülüyor.

Sorunu olan sadece MHP değil.

***

Genel başkanlarının görevi bırakması gerektiğini düşünen CHP’lilerin oranı bu çalışmaya göre yüzde 56.

Aralık-Şubat ayları içinde yapılması beklenen CHP kurultayı için şimdiden iki aday adayı işaret verdi; Umut Oran ve Mustafa Balbay.

Başka adaylar çıkması ihtimali de var.

***

HDP’nin başındaki sorun ise öyle eş-başkan değiştirmekle çözülecek türden değil.

Türk sol ve liberal seçmeninden aldığı destekle ancak binde 8 farkla yüzde 10 barajını aşıp Meclis’e girebilen HDP, PKK’nın eylemlere başlaması ve özyönetim/kanton uygulamaları nedeniyle asıl bir kısım Kürt seçmeni yeniden kendisinden uzaklaştırdığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda.

Doğu ve Güneydoğu'da AK Parti’ye kaybedilen 10, CHP’ye kaybedilen 2 sandalye söz konusu.

***

HDP’nin 7 Haziran’da sadece orta sınıf Kürt seçmeni değil, sol ve liberal Türk seçmeni de çekmesinin başlıca nedeni, Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” söylemi olmuştu.

MHP de başkanlık sistemine, özellikle de Erdoğan baştayken geçişe karşıydı.

Ama MHP’nin içinde bulunduğu karışıklık göz önüne alındığında, AK Parti’nin Kalın’ın söz ettiği halk oylaması için gereken 330 oya ulaşmak için gereken 13 oyu başta MHP olmak üzere diğer partilerden devşirmesi ihtimal dâhilinde sayılmalı.

***

Gelinen aşamada AK Parti bakımından bu çocuk oyunu kadar basit sayılır.

O zaman, başa dönüyoruz, neden CHP kurultayını beklemek, orada yeni yönetimin nasıl şekilleneceğini görmek için zahmet etsin, vakit kaybetsin ki, değil mi?

Belki bütün bu karşı kanıtları sıraladıktan sonra şunu söyleyebiliriz.

***

Aldığı 49,5 oya ve seçme galibiyetine karşın AK Parti başkanlık sistemine, zamanında karşı çıktığı bu tür yöntemlerle geçmek, gölge düşürmek ister mi?

Bu seçimlerde sonuca en yakın tahminde bulunan Adil Gür, önceki akşam NTV’de yüzde 49,5 desteğin bir halk oylamasında başkanlık sistemi için çantada keklik sayılmaması gerektiğini söyledi.

CNN Türk’ün yayınladığı IPSOS araştırmasına göreyse, evet seçmenlerin yüzde 63’ü partilerin yeni anayasayı konuşmaya başlaması gerektiğini, yüzde 61’i artık başkanlık sistemi tartışmasının gündemde olduğunu düşünüyor ama yüzde 57’si başkanlık sistemine karşı.

***

CHP’nin Erdoğan’ın önerdiği şekilde yürütme gücünü daha da merkezileştirecek, denge ve denetleme mekanizmalarını daha da zayıflatacak bir başkanlık sisteminden değil, parlamenter sistemin güçlendirilmesinden yana olduğu da ortada.

Ayrıca “CHP neden bu yanlışa ortak olsun?” diye düşünen partililer de olabilir, doğaldır.

Diğer tarafta belki ortak olarak düzeltilebilecek “yanlışların” engellenmesi fırsatı da var; parlamenter demokrasi neticede bir aritmetik hesaba dayanır.

Çünkü 7 Haziran’dan 1 Kasım’a AK Parti’nin eli güçlendi ve artık yukarıda aktarmaya çalıştığımız bazı ek imkânlarla ülkeyi referanduma taşıması mümkün. Erdoğan’ın 2010 halkoylamasında alınan yüzde 58’i unuttuğunu düşünmek saflık olur.

Ama böyle bir referanduma CHP ile uzlaşma sağlanmış bir anayasa taslağıyla gidilme imkânı olursa halkoylaması bir yana Meclis oylaması dahi yeni anayasa için yeterli olacaktır. (Tabii bu uzlaşma iki tarafın da vereceği tavizle bir üçüncü yol, şimdiden kestirmek güç ama, belki denge ve denetlemesi güçler ayrılığı ile sağlanmış bir tür yarı-başkanlık bile olabilir.)

***

Ayrıca daha Meclis’in toplanması, hükümetin kurulması gibi Kasım sonunu bulabilecek süreçler, ardından 2016 Bütçe görüşmeleri ve kış tatili gibi süreçler de önümüzde.

Yani ortada kaybedilecek fazla bir zaman yok ve o zamanın sonunda ki en fazla Şubat sonundan söz ediyoruz, CHP ile olmuyorsa, Erdoğan ve Davutoğlu’nun her zaman “Olmuyor” deyip diğer yöntemlerle referanduma, halkoylamasına gitme şansı var.

Bu tabloya rağmen hâlâ “Demir tavında dövülür. Neden beklesin ki?” derseniz, saygı duyarım. O zaman sadece bu soruyu kayda düşmüş olayım müsaadenizle.