Erdoğan-Baykal diyaloğu aslında başladı

Son 10 günün gelişmeleri Erdoğan ile Baykal'ın demeçler aracılığıyla konuştuğu ve ilerleme kaydettiğini gösteriyor

Su topraktan hakkını alır. Mühendislik özdeyişidir. Ama dere yataklarına, uygunsuz doldurulmuş kıyılara bina projesi yapanlar da, o projeleri onaylayanlar da, hatta çoğunlukla belediyelerde o bölgelere iskân ruhsatı, bina ruhsatı verenler de mühendislerdir. Rant ve oy gözeterek yapılan bu yanlışların bedeli ağır olur.
Su topraktan hakkını alır ve son iki gündür bu gerçeği bütün acılığıyla yaşıyoruz. Bu yazıyı yazmaya başladığımda resmi rakamlara göre, İstanbul ve Tekirdağ’da şiddetli yağmura bağlı sellerde hayatını kaybedenlerin sayısı 31 olarak açıklanmıştı.
Dün yabancı haber ajansları Türkiye’den iki kötü haber geçip durdular. Birincisi, sel felaketi üzerineydi.
Diğeri de Doğan Grubu’na kesilen misli görülmemiş para cezasını, basın üzerine baskı
olarak yorumlayarak geçen haberlerdi. Bahis konusu yargı olunca, dünyanın her ülkesinde
‘yargının işine karışamayız’ gerekçesi bütün iktidarlara kalkan olabiliyor. Bahis konusu
iktidarın kontrolü altındaki bir devlet kurumuna, bu durumda Maliye Bakanlığı’na bağlı çalışan kişiler olunca izah zorlaşıyor.
İktidarın medya ilişkilerini bilen bir kaynak, dün yaptığımız konuşmada bu işle ilgileri olmadığını söylemek için şu gerekçeleri öne sürüyordu: ‘Şu anda hükümet Türkiye’nin en önemli, tarihi denebilecek bir projesini hayata geçirmeye çalışıyor. Bu Kürt açılımı. Bu grup açılımı destekliyor. Eleştirilerde bulunsa da destekliyor. Aynı şekilde Ermeni açılımını, azınlıklara yaklaşımı da destekliyor. Son seçimlerden bu yana ciddi bir çatışma da yaşanmadı. Hükümet bunu neden yapsın?’
İktidarın hoşlanmadığı eleştirilerde bulunan bir medya grubuna kesilen orantısız cezanın, onu baskı altına almaya yönelik hükümet tarafından yürürlüğe konmuş bir plan olup olmaması bu anlamda faza önem taşımıyor; içeride ve dışarıda algı bu yönde.
Sel felaketiyle birlikte, baskı görüntüsü veren vergi cezası, CHP lideri Deniz Baykal’ın partisinin kuruluş yıldönümü için düzenlediği programı ve hazırladığı konuşmayı da gölgeledi. Baykal, basın özgürlüğüne sahip çıkmanın önemini vurgulayan ve diğer medya kuruluşlarını da bu konuya eğilmeye çağıran etkili sözler söyledi.

‘Başbakan’ı reddetmek doğru olmaz’
Ancak Baykal’ın konuşmasının ağırlığı hükümetin Kürt açılımı üzerineydi ve kendisinin de bu konuya ağırlık verilmesini istediği belliydi.
Nereden mi biliyorum? CHP basın bürosunun yayımladığı bildiriden. CHP basın birimi dün Baykal’ın uzunca konuşmasını “Başbakanı reddetmek doğru olmaz. Ama sürecin parçası olmayacağız” başlığıyla duyurdu.
Baykal böylece Erdoğan başvurduğu halde görüşmesinin çerçevesini çizmiş oluyor: 1-CHP’den sürece ortak olmasını istemediği, 2- Süreç hakkında bilgi vermeyi amaçlaması halinde Erdoğan ile görüşebileceğini söylüyor.
Bu tutum, Baykal’ın bir hafta-on gün önceki tutumundan -üslup sertliği açısından olmasa da- içerik açısından önemli farklılıklar taşıyor. MHP lideri Devlet Bahçeli ile CHP lideri Baykal’ın
20 Ağustos MGK toplantısı ardından görülen tutum farklılaşması devam ediyor. Bahçeli, toptan bir reddiye içindeyken, Baykal kültürel haklar ve vatandaşlık hakları çerçevesindeki reformlar yapılması gerektiğini söylüyor, ancak hükümetin işine ortak olmak istemiyor.
Bu durum, Erdoğan’ın konuşmalarındaki içerik değişmesine paralel gidiyor. Özellikle 3 Eylül’de Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, kuvvet komutanları ve MGK bakanlarıyla Başbakanlık’ta yaptığı toplantıdan bu yana, Erdoğan’ın CHP’ye karşı daha  ılımlı ve davetkâr olduğu gözleniyor. Hatta Baykal’a ‘Gerekirse biz gideriz’ diye gül atmasına aldığı ret cevabından bile yılmıyor, ‘Zaten görüşmeleri rapor edilmiş, oradan bakarız’ diyebiliyor. Buna karşın Baykal da, Bahçeli’nin yaptığı gibi bütün kapıları kapatmıyor, ama görüşme koşulları açıklıyor.
Siyasette gayet meşru adımlar bunlar. Bu da bir diyalog yöntemidir, mutlaka masa etrafında oturmak gerekmez.
Meclis kapalı oturumuna gelince. Ankara’daki genel anlayış, zaten DTP’lilerin olduğu ortamda mahrem bir şey söylenmeyeceği -ne yazık ki böyle bir güvensizlik mevcut- dolayısıyla AK Parti’nin muhalefetin eleştirilerinin Meclis TV’den yayımlanmaması amacıyla gizli oturum istediği yönünde. Doğru, ama yanlış, algı bu. Dolayısıyla hükümet de gizli oturumda ısrarlı olmayabilir. Siyasette çözümü başta hesap etmediğiniz denklemlerde bulmak mümkün.