Erdoğan bindiği dalı kesiyor: Yolsuzluk soruşturmasının yıldönümü

14 Aralık operasyonu 17 Aralık'ı unutturmayı amaçlamışsa, başarılı olamadı. Ama Cumhurbaşkanı'nın bu nedenle AB ile restleşmesi bindiği dalı kesmek anlamına gelir.

Eğer 14 Aralık Zaman-Gülen operasyonuyla 17 Aralık yolsuzluk operasyonu unutturmak istediyse birileri, eğer istediyse diyorum, o plan tutmamıştır.

Bugün, Türkiye’nin en büyük yolsuzluk soruşturmasının açılmasının birinci yılı…

O dosyalar dün, yani 16 Aralık’ta, açılmasının 365’inci gününde resmen kapatıldı. Bu ancak AK Parti’nin Adalet sisteminde yaptığı bir dizi değişiklik ardından değişen savcı ve hâkimler tarafından yapılabildi.

Adliye’de kapanan yolsuzluk iddiaları milletin vicdanında da kapandı mı?

Buna seçim sonuçlarıyla, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın önce 30 Mart yerel seçimlerinden galip çıkıp, sonra 10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı seçilmiş olmasıyla cevap veremezsiniz.

Milletlerin vicdanı seçim dönemleriyle belirlenmiyor.

***

Bir mesele daha var bu konuyla ilgili.

Hani 17 Aralık dosyasında yolsuzlukla, rüşvetle suçlanan ve bu yüzden (daha işi Gülencilerin paralel darbesi olarak adlandırmamış olan) Erdoğan tarafından kabine dışı bırakılan dört eski bakan var ya…

Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Erdoğan Bayraktar ve Egemen Bağış…

Biliyorsunuz, AK Partili Komisyon Başkanı Hakkı Köylü’nün girişimi ve bağımsız Türk yargısının kararıyla ilk kez bir Meclis Komisyonu faaliyetine yayın yasağı getirilmişti.

Basının susmaya gönüllü olmayan bölümü (doğrusu AK Partili önemli isimleri de rahatsız eden) o yasağı tanımamış, sorgu tutanaklarını yayınlamıştı. Tutanaklar yayınlandıkça, eski bakanlara yönelik suçlamaların da üzerine çıkan ifadeler kamuoyuna yansımıştı.

Söylemedi demeyin: Komisyon çalışmaları 26 Aralık’ta bitiyor.

Acaba birileri de 14 Aralık operasyonu üzerinden eski bakanların “Paralel”in masum kurbanları olarak AK Parti oylarıyla aklanacağını umuyor mudur? Hatta bunun planını kuruyor mudur?

***

Bu arada, Reza Zarrab, ya da Rıza Sarraf, hangisini vicdanınız alırsa, MHP lideri Devlet Bahçeli kendisine “Şarlatan” dediği için dava açmıştı. Bahçeli de İran’da rüşvet ve yolsuzluktan yargılanan (iddialara göre Zarrab’ın patronu) Bebak Zencani dosyasının getirilmesini mahkemeden talep etmişti. Hürriyet’in haberine göre, bu aşamada Zarrab davasından vaz geçmiş. Neden dersiniz?

***

AB ile alevlenen demeçler savaşına geliyoruz.

Erdoğan 14 Aralık’ın basın özgürlüğü ile ilgisi olmadığı, işte Tahşiye kumpası ve darbe komplosu olduğunu söylüyor ve AB’cilere “İster alın, ister almayın, kendi işinize bakın” mealinde çıkışıyor.

Tabii daha önce Ergenekon ve KCK davalarından gözaltına alınan, tutuklanan gazeteciler, yazarlar için de aynısını söylüyordu hükümet: Onlar yazıp söylediklerinden değil, darbeciliklerinden dolayı yargılanıyordu. (O zamanlar Zamancılar bu iddiaları benimsiyordu gerçi, ama şu anın hesabı değil, belki kendileri ödemek ister sonra.)

Dün Başbakan Ahmet Davutoğlu’da “Gazetecilikten değil, darbecilikten” mealinde konuştu.

Ama zaten dünyanın bu işi yapan hiçbir ülkesinde gazetecileri gazetecilikten dolayı içeri attıklarını söylemiyorlar ki. Bakın Rusya’ya, İran’a Çin’e; ya casusluk, ya terörizm, ya yıkıcılık suçlamasıdır.

Bizde “darbecilik” suçlaması artık vakayı adiyeden sayılıyor.

Baksanıza taraftarları Beşiktaş taraftarlarından fazla olan “Çarşı”nın 35 tribün lideri AK Parti hükümetine darbe girişimi suçlamasıyla dün hâkim karşısına çıktı. Kendi hesabıma “Öyle bir gücümüz olsaydı, Beşiktaş’ı şampiyon yapardık” savunmasını pek sevdim, bir Beşiktaşlı olarak.

***

AB Dış ve Güvenlik Politikaları Sorumlusu Federica Mogherini bu işe çok şaşırdığını söylüyor.

Öyle ya, daha bir hafta önce Ankara’daydı. Türk hükümeti en üst düzeyden ona bu yılı “Avrupa Yılı” ilan ettiklerini Avrupa’nın demokratik ve ekonomik düzeyini ve üyeliği hedeflediklerini ve şu müzakereleri yeniden açsalar ne güzel olacağını söylemişti.

Şimdi iş bir anda almazsan alma, aklını kendine saklaya geldi; Moherini de bu işte yeni, daha “Erdoğan’ın başlangıç ilkeleri” dersinde olduğu için “şaşırıyor” haliyle.

Ama AB ile bu kadar restleşmek, Erdoğan için kendi bindiği dalı kesmek demektir.

Evet, belki Haçlı Zihniyetine rest çeken Cumhurbaşkanı olarak 2015 seçimlerinde –özellikle de Kürt diyalogu sonuç getirmezse- göğsünü kabartma puanı cinsinden oy getirebilir, ama uzun vadede bindiği dalı kesmektir.

Neden mi? Anlatayım.

***

Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve diğer yoldaşlarıyla birlikte 2000 yılında AK Parti’yi kurduğunda, onları Necmettin Erbakan’ın Milli Görüş ideolojisinden ayıran temel olarak iki siyasi çizgi değişikliği olmuştu.

Erbakan ekonomide “Adil Düzen” yanlısıydı. Bu Arap sosyalist-devletçiliği ile ütopik korporatizm kırması bir çizgiydi. Pazar ekonomisini savunmanın kapitalizmin acımasız günahlarına ortak olmak sayıyordu.

Erbakan AB’ye karşıydı. Onu, Haçlı Zihniyetinin günümüzdeki uzantısı olan bir “Hıristiyan Kulübü” görüyordu. Onlar ortak, biz pazar olacaktık. O nedenle İslam Ortak Pazarı kurulmalı, Avro yerine İslam Dinarı ortak para birimi olmalıydı.

Erdoğan ve arkadaşları ise AB’nin siyasi ve ekonomik ölçülerini esas alarak siyasi-İslam'dan yollarını ayırdılar, kendilerine “Muhafazakâr Demokrat” dediler; en azından biz öyle gördük.

Pazar ekonomisi (Kemal Derviş reformları sayesinde) siyasetin ekonomiye müdahalesini asgariye indirip devletçiliği kıracak, AB demokratik standartları da Türkiye’nin çok çektiği askeri darbelere panzehir olacaktı.

***

Geldiğimiz nokta şudur: Üzerinde yüzden fazla değişiklik yapılmış ihale mevzuatıyla hükümet ihaleleri koalisyon hükümetlerinde dahi görülmedik şekilde paylaştırmakta, kamu personeli alımında KPSS sonuçlarından çok “kayırmacılık” iddialarını ayyuka çıkartan tanıdık torpili önem taşımakta ve yargıyla oynanarak yolsuzlukların üzerine gidilmesi değil, dosya kapatılması uygulaması çoğalmaktadır.

Şimdi ABD’den sonra AB’ye de rest çekerek seçimlere “Dünyaya meydan okuyan lider” hazırlığı yapılmaktadır.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Erdoğan’ın gözü Şangay Beşlisinde” diye istizha yapıyor ama, oranın lideri Rusya’nın hali ortada.

O yüzden diyorum, bindiği dalı kesiyor diye.