Erdoğan-Davutoğlu ilişkisinde kim kimdir?

Bazılarının unuttuğu bir gerçek var. Akdoğan, Fidan ve Kalın, her üçü de bir dönem Efkan Ala'nın yanında çalışmıştı; Erdoğan'ın Ala'ya verdiği önemi hafife almamak lazım.

Baştan söyleyelim ki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu arasındaki ilişkinin koptuğu, ya da çatladığı, aralarına kara kedi girdiği türünden yorumlar yanlış ve abartılı olur.

En azından sadece Erdoğan’ın “kal” demiş olmasına rağmen, Fidan’ın tam da Kürt meselesi en kritik aşamadayken Davutoğlu’nun “gel” çağrısına uymasına bakarak bunu söylemek doğru değil.

Öte yandan bu ilişkinin dikensiz gül bahçesine benzediği, bugünlerde Ankara’daki yabancı diplomatların raporlarında tarif etmiş olabilecekleri şekliyle “tension-free”, yani “gerilimden azade” olduğunu söylemek de mümkün değil.

Çünkü bir geçmişi var.

***

Davutoğlu’nun pek çok aday içinden hem AK Parti, hem hükümetteki halefi olarak itinayla seçen Erdoğan’ın kendisi olmuştu.

Davutoğlu, giden cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün AK Parti ve hükümetin başına yönelmesinin önünü kesebilecek ideal isimdi.

AK Parti tabanı Davutoğlu’na bayılıyordu. Tıpkı Demirel, Özal gibi, Anadolu'nun içinden, ama İslamcı görüşleriyle gelip, tırnaklarıyla yükselip başarıya ulaşmış, kendisini kabul ettirmiş, sevdirmişti; AK Parti’nin kahramanıydı bir anlamda.

Üstelik parti kademelerinde de sempatiyle bakılıyordu, ne Erdoğan, ne bir başkasına tehdit oluşturmuyordu; dolayısıyla aylar öncesinden Putin’in Medvedev’i olmayacağını söyleyen Gül’ün yokluğunda partiyi bir arada tutacak isim o olabilirdi.

***

İlk birkaç ayda her şey tıkır tıkır işliyordu. Davutoğlu meydanlarda, ekranlarda uzun konuşmalar yapıyor, Yeni Türkiye’yi anlatıyor, Erdoğan da dar bir operasyon kadrosuyla işleri yürütmeye devam ediyordu.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, artık cumhurbaşkanlığı kadrosuna geçen İbrahim Kalın ve tabii iş dünyasıyla güçlü bağlarıyla eski ulaştırma bakanı Binali Yıldırım’ın bu ekibin önemli unsurları olduğu Ankara siyaset kulisinde konuşuluyordu.

Kimilerine göre işler Yıldırım’ın bir NTV yayınında Erdoğan’ın Ocak başında bakanlar kuruluna başkanlık edeceğini duyurmasıyla aksamaya başladı. O yayında tarih vermeyen Yıldırım’ın Meclis kulisinde gazetecilere 5 Ocak’ı, 2015’in ilk toplantısını işaret etmesi durumu daha da çetrefil hale getirdi.

Kamuoyunun zaten tartışılan bu konudaki açılımı başbakanın ağzından değil, AK Parti milletvekili olma dışında resmi kimliği bulunmayan Yıldırım’dan duymuş olması Davutoğlu’nu üzdü.

***

Davutoğlu daha sonra bir TV yayınında, Yıldırım’ın söylediğinin asılsız olduğunun görüldüğünü çünkü işte toplantının 19 Ocak’ta yapıldığını söyleyecekti.

Ama Erdoğan’ın başkanlığındaki o toplantıya kadar da tatsız gelişmeler oldu. Mesela Davutoğlu kamuoyuna iki reformun “müjdesini” vermişti. Bunlardan birisi imar rantına kısıtlama getiriyor, diğeri de siyasi partiler dâhil kamu yöneticilerine mal bildiriminde şeffaflığı zorunlu kılıyordu.

Erdoğan bu her iki yasanın da Meclis’e getirilmesine karşı çıktı. AK Parti yönetimine Davutoğlu’nun bulunmadığı bir toplantıda, bu yasaların 7 Haziran seçimlerinden önce çıkmasına karşı olduğu haberleri çıktı; güya Erdoğan “Çıkarsa AK Parti’ye aday bulamazsınız” demişti, yalanlanmadı.

***

O 19 Ocak toplantısı öncesinde ikili diğer bakanları odada 80 dakika açıklamasız bekleterek baş başa görüştüler. Davutoğlu içeriye her zamanki güler yüzlü çehresiyle değil, son derece gergin, asılmış bir yüzle girdi. Kulise yansıyan doğruysa, toplantıya katılmak da istememiş, ama Erdoğan ikna etmişti.

O toplantıdan sonra Erdoğan günlük halka hitaplarını sıklaştırdı. “Terleyen ve her işle ilgilenen cumhurbaşkanı” sözünün hakkını vermeye, ihracatçılardan muhtarlara dek her kesimle toplantılara başladı.

O toplantılardaki ortak tema, 7 Haziran seçimlerinden sonra Türkiye’nin yetkileri güçlendirilmiş ama üzerindeki denge ve denetleme yükü azaltılmış bir başkanlık sistemine geçmesi gereğiydi.

Yine Erdoğan’ın tasarımına göre başbakanın rolüne ihtiyaç kalmayan bu sisteme, en azından bugüne dek Davutoğlu kamuoyu önünde açık destek vermedi.

***

Dolayısıyla 7 Şubat’ta Hakan Fidan Erdoğan’ın “kal” demesine karşın “gel” diyen Davutoğlu’na uyması bir günde ortaya çıkmış değil, belli bir geçmişi, birikimi var.

Çünkü bir de Kürt meselesi var ortada. PKK ile diyalogda kilit rol oynayan Fidan’ın bu en dinamik yaşında iş yükünden yorulduğu açıklaması pek kimseyi tatmin etmedi; acaba derdini kimselere anlatamamaktan mı yorulmuştu? Bu nedenle mi Davutoğlu’nun gösterdiği çıkış yolunu kabul etmişti?

Çünkü, evet, Erdoğan’ın belli bir tasarımı vardı, bu işe başlamaya o cesaret etmişti ama, cumhurbaşkanı olarak artık yasal bir yükümlülüğü kalmamıştı, ilerde işler başka türlü gelişirse yasalar önünde hesap vermek zorunda olan Davutoğlu, bakanları ve bürokratları olacaktı.

***

Bir de tabii Fidan Erdoğan’a çok yakındı ama onun devlet sistemi içinde yükselmesini Erdoğan ve Gül’e öneren hep Davutoğlu olmuştu. TİKA Başkanlığına getirilmesi sonra Davutoğlu Dışişleri Bakanı olunca Erdoğan’a başdanışman (ve müsteşar yardımcısı) olarak kendi yerine Başbakanlığa gelmesi, daha sonra MİT Müsteşarlığına teklif edilmesinde Davutoğlu rol oynamıştı.

Fidan MİT Müsteşarı olunca Başbakanlık baş danışmanlığı ve müsteşar yardımcılığına Davutoğlu’nun fikir babalığını yaptığı SETA Başkanı Kalın’ın getirilmesi de unutulmamalı tabii.

Önemli bir ayrıntı daha var, bazılarımızın nedense dikkatinden kaçan.

Fidan, Kalın ve Akdoğan’ın yükselme çizgilerinde önemli bir ortak yan var. O da her üçünün de bir dönem Efkan Ala’nın yanında çalışmış olmaları; malum Ala, Başbakan Erdoğan’ın müsteşarı olarak en güçlü konumdaydı. Sessizliği sevmesi, güçsüzlüğüne yorulmamalı.