Erdoğan gazeteci Can Dündar'ı ömür boyu hapiste istiyor

Erdoğan şiir okuduğu için hapse atılınca oluşan sempati dalgası üzerinde yükselmişti. "Şiir Okuyan Adam"ın şimdi haber yayınlayan adamı ömür boyu hapse attırmak istemesi kendisi için acı, özgürlükler için endişe verici.

Artık bu işin şakaya gelir, şaka kaldırır hali kalmadı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın gazeteci Can Dündar'a dava açması için Ankara Cumhuriyet Savcısı'na yaptığı suç duyurusu iki defa ömür boyu hapis cezasına kadar uzanacak suçlamalar içeriyor.

İki defa ömür boyu hapis... Peki, ne yapmış Can? Cana mı kıymış, devlet malını mı soymuş, vatana ihanet mi etmiş, tutmuş komşusunu öldürmesi için silah, cephane verip sırtlarını mı sıvazlamış birilerinin?

***

Hayır. Bunları yapmamış, ama Erdoğan'a göre bunlardan daha vahim bir suç işlemiş.

Avukatı Muammer Cemaloğlu'nun suç duyurusuna göre, Dündar 29 Mayıs'ta geçen yıl 19 Haziran'da Suriye sınırında durdurulan MİT'e ait kamyonların kasasındaki askeri malzemenin resmini basıp, internet sitesinde videosunu yayına sunarak bakın neler yapmış:

- Devlet güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmek,

- Gizli kalması gereken bilgileri açıklamak,

- Siyasal ve askeri casusluk,

- Suç işlemek amacıyla örgüt oluşturmak

- Adil yargılamayı engellemeye teşebbüs etmek.

Toplamı 1 ağırlaştırılmış müebbet, 1 müebbet ve üstüne 42 yıl anlamına geliyor. Erdoğan, Can Dündar'ı hapiste çürütmek mi istiyor?

***

Tabii bu öfkenin altında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun tıpkı 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmaları gibi Suriye'ye giden MİT kamyonlarının durdurulması olayını da Fethullah Gülen Cemaati'nin hükümeti devirme teşebbüsü çerçevesinde görmesi yatıyor.

Bu olayla bağlantılı olarak yargı ve silahlı kuvvetler mensupları hakkında açılan davalar devam ediyor.

***

Muhalefet partileri daha ilk günden itibaren AK Parti hükümetinin Suriye iç savaşındaki radikal İslamcı gruplara silah ve mühimmat sağladığını öne sürüyorlardı.

Hükümetin buna cevabı hep "Bayırbucak Türkmenlerine yardım gidiyor" şeklinde oluyordu.

Bu videoların, üstelik de seçimlere bir hafta kala ortaya çıkıp tartışmayı yeniden alevlendirmesi Erdoğan'ı da Davutoğlu'nu da kızdırdı ama bir yandan da malzemenin en azından Özgür Suriye Ordusu'na, yani savaşan taraflardan birisine de gittiği kabul edilmiş oldu.

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Kobani'de IŞİD'e karşı direniş için amacıyla askeri malzeme istendiğinde hükümetin "Bu savaş suçu olur" gerekçesiyle geri çevirdiğini söyledi.

Can Dündar'ın cemaatle işbirliği imasıyla "suç örgütü" ve "casusluk" ile suçlanmasının talep edilmesi bu yüzden.

Erdoğan'ın "Kolay kurtulamayacak" açıklamasına Can'ın "Devlet memuru değiliz, gazeteciyiz" demesi ve bu ağır suç duyurusuna muhatap olması birbirini izledi.

***

Suç duyurusu bir yönüyle yargı için de bir sınav daha demek olacak.

Cumhurbaşkanı istedi diye Ankara Cumhuriyet Savcılığı gözlerini kapayıp vazifesini yapacak, gazeteciye sırf bir haberi yayınladı diye ömrünü hapiste geçirmesi talebiyle dava açacak mı, açmayacak mı?

Sonra bunu yazınca "adil yargılamayı engellemeye teşebbüs", öyle mi?

***

Savcılığın atacağı adım, yargı için bir sınav olacak ama Can Dündar'ın maruz kaldığı durum, Türkiye'de son zamanlarda basın ve ifade özgürlüğünün aldığı darbelere bir yenisini ekledi bile.

7 Haziran seçimleri kampanyasının başlangıcından bu yana hükümetin havuz medyası dışında kalan medya kuruluşu ve gazetecilere dair tutumu endişe verici şekilde tırmanışta.

***

Davutoğlu'nun savcı Mehmet Selim Kiraz'ın katledilmesi olayında Hürriyet gazetesinin nasıl üzerine gittiği, muhabirlerinin cenaze törenini izlemek için cami avlusuna alınmasını engellediği hatırlanabilir.

Aydın Doğan'ın havuz medyası tarafından fotomontajla gerilla kılığında gösterildiği, Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin'in terörizm övgüsü gibi herkesi hayrete düşüren bir suç duyurusuna muhatap olması da öyle.

Erdoğan'ın, Mısır'ın seçilmiş ve devrilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'ye verilen ölüm cezasının internet sayfasındaki haberini, yoksa kendisi için de aynı akıbetin mi ima edildiği iddiası ile  Hürriyet'e nasıl yüklendiği ortada.

***

Milliyet'te Aslı Aydıntaşbaş'ın bu gelişmelerden yola çıkarak basın özgürlüğü üzerine yazdığı, üstelik hiç bir sivri yönü bulunmayan eleştiri, yazdığı son makale oldu.

Samanyolu TV Genel Yayın Yönetmeni Hidayet Karaca, cemaat adına hükümeti devirmek amacıyla örgüt suçlamasıyla hapiste. Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı üzerinde yurtdışına çıkış yasağı bulunuyor.

Bu gelişmeler Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) gibi uluslararası medya kuruluşlarınca kınandı. Avrupa Birliği endişe beyan etti.

Dünya Gazete ve Haber Yayıncıları Birliği (WAN-IFRA) Başkanı Tomas Brunegard, 2 Haziran tarihinde Dünya Haber Medyası Kongresi'ni açış konuşmasında Türkiye'deki medya özgürlüğünün "hoşgörüsüz bir cumhurbaşkanı altında gerilediğini" öne sürdü, WAN-IFRA yönetimi hükümeti medya özgürlüğüne saygı duymaya çağırdı.

Bu çağrıdan bir gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Can Dündar'a suç duyurusu geldi.

***

Basın özgürlüğü, tıpkı bağımsız ve adil yargı gibi demokrasilerin kalitesinin en temel göstergelerindendir. Birinin zayıflaması, tamamını zayıflatır.

İşin acı yanı, bugün yayınladığı haberi haber değil, casusluk sayarak gazeteci Dündar'ın ömrünün sonuna dek hapiste tutulmasını isteyen Erdoğan'ın bir zamanlar siyasetteki yükselişini biraz da şiir okuduğu için hapsedilmesine borçlu olması.

O mahkumiyetin haksızlığı Erdoğan'ın en önemli sempati kozu olmuştu.

Bir zamanların "Şiir Okuyan Adamı" Erdoğan'ın şimdi haber yayınlayan adamı ömür boyu hapse attırmak istemesi kendi açısından ne kadar acıysa, ülkedeki özgürlüklerin durumu açısından da o kadar endişe verici.